AHMED YESEVÎ KÜLLİYESİ

Yesi’de Ahmed Yesevî’nin türbesi etrafında cami, tekke ve kütüphaneden teşekkül eden külliye.

Müellif:

Külliye Siriderya nehrinin doğusunda, günümüzde Kazakistan sınırları içinde yer alan Türkistan şehrinin kurulduğu ovada bulunmaktadır. Bu çevrenin, Göktürk Hakanlığı devrinde (550-745), kalıntıları 8 km. güneyde bulunan Şâvegar (شاوغر) adlı şehre bağlı olduğu ve burada Yassı (Yası, daha sonraki söyleyişiyle Yesi) adlı bir kale bulunduğu bilinmektedir. Göktürk Hakanlığı zamanından kalma seramik örneklerine Ahmed Yesevî Külliyesi etrafında yapılan kazılarda da rastlanmıştır. İslâm orduları 752’de Şâvegar’a vararak şehrin beyi ile sulh akdetmişler, daha sonraları ise şehir halkı kendiliğinden müslüman olmuş ve Şâvegar, müslüman-Türk illeri ile gayri müslim Türkler arasındaki kuzeybatı sınır şehirlerinden biri haline gelmiştir. Surlarla çevrili olan, mescidi, iç kalesi ve çarşısı bulunan Şâvegar, Ahmed Yesevî’nin yaşadığı çağda, etrafındaki dış mahalleler ve bağlar ile birlikte büyük bir merkez görünümündeydi ve din ulemâsı yetiştirmekle şöhret bulmuştu. Yâkūt, XIII. yüzyıl başlarında Moğol istilâsı devrinde bu bölge için “Şâvegar, Îlak (ايلاق) ilindeki (Taşkent çevresi) Türk beldelerinden biridir” demektedir (Muʿcemü’l-büldân, III, 315, 316).

Şâvegar’ın az güneyinde, ilk İslâmî Türk merkezlerinden İspîcâb’da (Sayram) doğan Ahmed Yesevî, “hikmet”lerinde, çocukken Siriderya boyunca daha kuzeydeki Şâvegar çevresine geldiğini şu mısra ile anlatmaktadır: “Yeti yaşda Arslan Bâbga kıldım selâm.” Arslan Bâb veya Arslan Baba’ya atfedilen külliye, Şâvegar ve Fârâbî’nin doğum yeri olan Kengü-Tarban (Otrâr/Turâr) ile Karacuk arasındadır. Buhara’da iken “karındaşlık vilâyeti Türkistan”ı ve “Uluğ Baba ravzaları Ak Türbet”i özleyen Ahmed Yesevî’nin, nisbesinin de gösterdiği gibi, vatanına dönünce o “Ak Türbe”nin biraz güneyinde, Yassı Kalesi’nde makam tuttuğu anlaşılmaktadır. Külliyenin bir bölümünün Ahmed Yesevî hayatta iken mevcut olduğu, yapılan kazılardan belli olmuştur. İlk külliye, şimdiki binanın kuzey kısmında mescid ve türbenin bulunduğu yerdedir. Burada, Hâkānî Türk mimarisi üslûbunda, kelebek biçiminde kesilmiş tuğla süslemeleri bulunan bir duvar ortaya çıkarılmış, ayrıca ilk külliyenin içinin süslenmesinde kaymak taşından oymalı kaplamalar kullanıldığı da tesbit edilmiştir. Bu kazılarda, türbenin yerinin değişmediği ve çevrede bulunan kemiklerden Ahmed Yesevî’nin ölümünden sonra külliyenin etrafında büyük bir mezarlığın teşekkül ettiği anlaşılmıştır. Arkeoloji çalışmaları ile velî şairin, “Altmış üçte kirdim yirge sünnet diyü / Mustafaga mâtem tutup kirdim muna” beytinin mânası da aydınlanabilmiştir. Külliyenin yakınında yer altında bulunan dehliz, kubbeli mescid ve yine kubbeli daha küçük çilehâne, Ahmed Yesevî’nin, Hz. Peygamber’in öldüğü yaşta onun için matem tutmak gayesiyle nasıl yer altına girdiği sorusunu cevaplandırmıştır. Yer altındaki bu mescid ve çilehânenin yapısı da Ahmed Yesevî’nin yaşadığı devre uyan özellikler göstermektedir.

Ahmed Yesevî’nin ölümünden sonra, Yassı’nın (Yası) ziyaretgâh ve dinî merkez olarak gelişmeye devam ettiği vakfiyelerden anlaşılmaktadır. Bağlar, bahçeler içinde başka türbeler ve bu arada Ahmed Yesevî’nin kızı Gevher Hatun’un mezarı da bulunmaktadır. Türk velîleri silsilesinin “ser-halkası” sayılan Ahmed Yesevî’ye “hazret-i Türkistan” denmesi sebebiyle, mezarının bulunduğu Yassı ve onun bulunduğu vilâyet de aynı adı almıştır. Yassı’nın merkez olduğu Türkistan şehri ve vilâyeti XIV. yüzyılda, birbiri ile rekabet halinde bulunan Cengiz ahfadından doğuda Çağatay, batıda Cucioğulları ile Timur arasında el değiştirmekte idi. Rakiplerini yenip Cengiz soyundan bir hatun ile evlenerek küregen (hakan damadı) unvanını alan Timur, hamd nişânesi olarak Ahmed Yesevî Külliyesi’ni yeniden inşa ettirmiştir. Timur’un emriyle, eski külliyenin yıkılarak âbidevî şekilde yeniden inşa edilmesi için tayin edilen Mevlânâ Ubeydullah (bazı kaynaklarda ise Abdullah) Sadr tarafından 1396 yılında çalışmalara başlanmış ve inşaat birkaç yıl içinde tamamlanmıştır. Dört yöne göre mihverli olan âbide 46,5 × 65 m. ebadında bir yer kaplamaktadır. Güneyde 18 metreye yükselen giriş takının iki yanında çifte minareler bulunmaktadır. Buradan, kazanlık denen tekke meydanına girilir. Kazanlığın kubbesi 37,5 m. yüksekliktedir. Ortada duran, sanat eseri kazan ve ejder ağızlı kandiller Leningrad’da Ermitaj Müzesi’ne götürülmüştür. Adak sahibi askerî ricâlin bıraktıkları tuğlar da artık kazanlıkta bulunmamaktadır. Külliyenin kuzeybatı köşesinde mescid, batısında kütüphane, kuzeydoğu köşesinde ve doğuda aksaray denilen hükümdar ve şeyh maksûreleri yer almaktadır. Türbe mihver üstünde, kuzeyde bulunmaktadır. Ahmed Yesevî’nin sandukası yeşim taşındandır. Külliye cephelerinin büyük kısmı çini ile kaplıdır ve çini tuğlalar üzerinde büyük boy kûfî harflerle yazılmış “Allah”, “Muhammed” gibi yazılar ve binanın üst kısmını çevreleyen Bakara sûresinin elli sekizinci âyeti okunmaktadır. Çok ince oymacılık sanatı gösteren ahşap kapılar ve altın yaldızlı tunç tokmaklar da nâdir güzelliktedir.

XVI-XVIII. yüzyıllarda, Cengiz’in oğlu Cuci ahfadından Özbek ve Kazan hanları denilen sülâlelerin idaresine geçen Yassı, Abdullah Kazan Han zamanında (1557-1583) yeniden imar gördü. İran Hükümdarı Şah İsmâil 1510’da Batı Türkistan’ın güney illerini istilâ edip Alevî mezhebini kabul ettirmek isteyince, çoğu Hanefî olan Türkistanlılar, Ahmed Yesevî Külliyesi’ni bu mezhebin timsali olarak gördüler ve onun mânevî himayesine sığındılar. Devlet merkezi bir müddet orada bulundu. Daha sonraki devirlerde ise Yassı’da sikke basıldığı ve Işım (Esim) Han (ö. 1628) zamanında da bu şehrin ortalık (başşehir) olduğu görülmektedir. Külliye içinde bulunan han ve hatun mezarları bu döneme aittir.

Türkistan’ın 1864’te Rusya’ya ilhak edilmesinden sonra da önemini kaybetmeyen Ahmed Yesevî Külliyesi, bugüne kadar İç Asya’da müslüman Türklüğün en büyük ziyaretgâhı olmaya devam etmiştir. Bugün de bayram namazları için Ahmed Yesevî Camii’nin dışında toplanan cemaatin bütün ovayı doldurduğu görülmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

, II, 83.

, s. 274.

Sem‘ânî, el-Ensâb, VIII (nşr. Muhammed Avvâme), Dımaşk 1976 ⟶ Beyrut 1396/1976, s. 43.

, II, 315, 316.

Handmîr, Ḥabîbü’s-siyer, Tahran 1333 hş., III, 468.

M. E. Masson, Mavzoley Hoci Ahmeda Yasevi, Taşkent 1930.

W. Barthold, Histoire des Turcs d’Asie Centrale, Paris 1945, s. 186.

G. le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, Cambridge 1966, s. 485, 486.

Kazak SSR Tarihi, Alma-Ata 1979, II, 72, 110.

H. Nurmuhammedov, Mavzoley Hoci Ahmeda Yase, Alma-Ata 1980, s. 29, 32, 226.

A. Mankovskaya, “Nekotorie arhitekturo-arheologiçeskie nabludenniye po restavratsii kompleksa Hoca Ahmeda Yasavi v g. Turkestana”, İzvestiya An Kazak SSR, XXVII, Alma-Ata 1958, s. 66-67.

T. N. Senigova, “Unikal’noe kul’tovo sorujenie v rayone g. Turkestana”, Prosloe Kazaxstana po arheologiçeskimi istoçnikov, Alma-Ata 1976, s. 112-113.

Kazak Soviet Entsiklopediyası, Alma-Ata 1977, XI, 215-216.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1989 yılında İstanbul’da basılan 2. cildinde, 162-163 numaralı sayfalarda yer almıştır.