ÂZAT

“Kendi benlik ve sıfatlarından fâni olmuş” anlamında bir tasavvuf terimi.

Müellif:

Farsça’da “hür, kurtulmuş, serbest, başına buyruk” mânasına gelir. Tasavvufta sâlikin benliğinden ve sıfatlarından fâni olup Hakk’ın zât ve sıfatlarıyla bekā bulduğu mahviyet makamı için kullanılan bir terimdir.

İnsan neye gönül verirse onun kulu olur. Ârifler Allah’tan başkasına gönül vermediklerinden O’ndan başkasının kulu olmaktan (rıkku’l-ağyâr, rıkku’l-esbâb) âzat olmuşlardır. Gerçek hürriyet kâmil mânadaki kulluktur. Allah’a tam anlamıyla kul olan, O’ndan başkasına kul olmaktan kurtulur, âzat olur. Bu bakımdan maddî ve süflî arzuların köleleştirmediği kimselere de âzat denilmiştir.

Âzat olmayı dinî sorumluluklardan kurtulmak mânasında anlayanlar da olmuştur. Cüneyd-i Bağdâdî, bazı kişilerin kendilerinden dinî tekliflerin düştüğü bir dereceye ulaştıklarını iddia ettiklerini, ancak zina ve hırsızlık yapanların bu tür sözler söyleyenlerden daha iyi durumda bulunduklarını ifade etmiştir. Öte yandan nefsinin kulu olmaktan kurtulan kimse dinin emir ve yasaklarını külfetle ve zoraki bir şekilde değil hevesle ve zevkle yerine getirir. Onun için bu tür görevlerin külfeti ondan düşer, o da âzat olur (bk. HÜRRİYET; UBÛDİYYET).

Kölenin serbest bırakılarak hürriyetine kavuşturulması da Türkçe’de âzat kelimesiyle ifade edilir (bk. KÖLE).


BİBLİYOGRAFYA

, s. 350, 532, 719.

Sühreverdî, ʿAvârifü’l-maʿârif, Beyrut 1966, s. 75.

, IV, tür.yer.

, I, 320; II, 1551.

M. Fuad Köprülü, “Âzâd”, , II, 83-85.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1991 yılında İstanbul’da basılan 4. cildinde, 311 numaralı sayfada yer almıştır.