KAFKASYA

Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki dağlık bölge.

Bölümler İçin Önizleme
Madde Planı
  • 1/3Müellif: DAVUT DURSUNBölüme Git
    Karadeniz ile Azak denizinin doğu kesimini ayıran Anapa yarımadasından başlayarak Hazar denizi kıyısındaki Apşeron yarımadasına ulaşan Büyük Kafkas da…
  • 2/3Müellif: SALEH MUHAMMEDOĞLU ALİEVBölüme Git
    II. TARİH İslâm’ın zuhurundan önce Kafkasya Bizanslılar, Sâsânîler ve Hazarlar arasında iktisadî ve siyasî rekabet alanı haline gelmişti. Bölgenin Asy…
  • 3/3Müellif: EROL YILDIRBölüme Git
    III. MİMARİ Kafkasya’da çağlar boyunca sık sık görülen çatışma ve istilâlar, bölgede yaşayan insanların varlıklarını koruyabilmeleri için savunma tipl…

Müellif:

Karadeniz ile Azak denizinin doğu kesimini ayıran Anapa yarımadasından başlayarak Hazar denizi kıyısındaki Apşeron yarımadasına ulaşan Büyük Kafkas dağlarını ve iki yanında uzanan toprakları kapsar; bölgenin adı da söz konusu sıra dağlardan gelmektedir. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan cumhuriyetleri Güney Kafkasya’da (Transkafkasya), Rusya Federasyonu’na bağlı Dağıstan, Kalmuk, Karaçay-Çerkez, Kabarda-Balkar, İnguş, Kuzey Osetya cumhuriyetleri ve halen bağımsızlığına kavuşmaya çalışan Çeçenistan Kuzey Kafkasya’da (Kafkasönü) bulunmaktadır.

I. FİZİKÎ ve BEŞERÎ COĞRAFYA
Genellikle dağlık bir bölge olan Kafkasya topografik bakımdan çok farklı özellikler sergiler. Bölgeyi ikiye ayıran Büyük Kafkas dağları yaklaşık 1200 km. uzunluğunda ve 110-180 km. genişliğindedir; en yüksek yerleri orta kesimdeki Elbruz (5642 m.) ve Kazbek (5033 m.) doruklarıdır. Büyük Kafkas dağlarını güney-kuzey doğrultusunda aşan en önemli iki geçit Daryal ve Derbent’tir. Daha güneyde yükseklikleri 4000 metreyi geçmeyen Küçük Kafkas dağları ve aralarında küçük ovalar, geniş çöküntüler ve dik yamaçlı volkanik tepeler bulunmaktadır. Transkafkasya bölgesinin batısındaki Kolhi ile doğusundaki Kura ve Aras havzaları verimli tarım arazilerine sahiptir.

22.500.000 civarında olan Kafkasya’nın nüfusu etnik bakımdan büyük bir çeşitlilik gösterir. Bölgede yaşayan elli kadar halkın başlıcaları Adige, Kabartay (Kabarda), Çerkez, Abhaz, Abazin; Çeçen, İnguş; Avar, Lek, Dargın, Lezgi; Gürcü, Laz, Megrel, Svan, Hevsur gruplarıdır. Abhaz-Adige grubundan olan Rusya Federasyonu’na bağlı Adige Özerk Bölgesi’nde, daha çok da Laba ve Kuban nehirlerinin aşağı kısımlarında ve Büyük Kafkas dağlarının eteklerinde yaşayan Adigeler (150.000) müslümandır. Gürcistan’a bağlı Abhaz ve Acar Özerk cumhuriyetlerinde yaşayan Abhazlar’ın toplam nüfusu bugün yaklaşık 120.000’dir. Abhazlar’ın bir bölümü müslüman, bir bölümü de Ortodoks hıristiyandır. Ahbazlar’la aynı kökten gelen Abazinler, Adige Özerk Bölgesi’nin doğusunda ve Karaçay-Çerkez Özerk Cumhuriyeti’nde Kuma, Kuban ve Zelencuk nehirlerinin yukarı düzlüklerinde yaşamaktadırlar. Müslüman Abazinler’in toplam nüfusu 30.000 civarındadır. Büyük bir kısmı Kabarda-Balkar Özerk Cumhuriyeti’nde, az bir kısmı da Adige Özerk Bölgesi’nde yaşayan ve toplam sayıları 500.000 civarında olan Kabartaylar’ın çoğunluğu müslüman, sadece Kuzey Osetya’daki küçük bir kolları hıristiyandır. Çeçenler’le akrabaları İnguşlar, Kuzeydoğu Kafkasya’daki Çeçenistan ile İnguş Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamaktadır. Çeçenler’in toplam nüfusu 1 milyon kadar, bir kısmı Kuzey Osetya’da oturan İnguşlar’ınki ise 300.000’dir; her iki halk da müslümandır. Kuzeydoğu Kafkasya’da bulunan Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nin nüfusundan Avarlar (544.000), Lekler (106.000), Dargınlar (353.000) ve Lezgiler (257.300) bölgedeki yerli halkların başlıcalarıdır. Güney Kafkasya’da ise Gürcü, Megrel, Laz, Svan ve Hevsurlar yaşamaktadır. Gürcistan’daki Osmanlı yönetimi sırasında Acaralılar müslüman olmuşlardır. Elbruz dağlarının güney eteklerinde oturan Svanlar’la Hevsurlar hem din hem dil bakımından Gürcüler’le bütünleşmiştir.

Kafkasya’da yaşayan Türk kökenli Âzerîler, Kumuklar, Karaçaylar, Balkarlar ve Nogaylar içinde nüfus itibariyle çoğunluğu Âzerîler teşkil eder. Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan ve Rusya Federasyonu’nun değişik yerlerinde bulunan Âzerîler’in sayısı 1996 nüfus sayımına göre 7.549.000’dir. Âzerîler’den sonra Kafkasya’da yaşayan en kalabalık Türk topluluğunu oluşturan Kumuklar, Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nin başşehri Mahaçkale’de yaşamaktadır. Toplam nüfusları 350.000 civarındadır. Karaçay-Balkarlar, Karaçay-Çerkez ve Kabarda-Balkar Özerk cumhuriyetlerinde yaşamaktadır. Toplam nüfusları yaklaşık 400.000’dir. Nogaylar Kuzey Dağıstan’da Terek deltasında, İdil nehrinin güney boylarında, İnguş, Çeçen ve Karaçay-Çerkez Özerk cumhuriyetlerinde yaşamaktadır. 1989 nüfus sayımına göre 70.000 civarında olan Nogaylar’ın bugün 100.000’e yaklaştıkları tahmin edilmektedir. Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Kafkas Türkmenleri’nin sayısı 70.000 kadardır. Kumuklar, Karaçay-Balkarlar, Nogaylar ve Kafkas Türkmenleri genelde Hanefî mezhebine mensuptur.

Ermeniler bölgenin güneyinde yer alan Ermenistan Cumhuriyeti’nde (1987, 3.411.900); İranlılar küçük gruplar halinde Azerbaycan, Dağıstan ve diğer cumhuriyetlerde; Kürtler daha çok Ermenistan ve Gürcistan’da (toplam 80.000); Tatlar Dağıstan ile (1979, 22.441) Apşeron’da ve Azerbaycan’ın güneyindeki İran sınırına yakın bölgede; Osetler Orta Kafkaslar bölgesindeki Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti ile (632.428) Gürcistan’a bağlı Güney Osetya Özerk Bölgesi’nde (1979, 541.893); Slav ırkına mensup Ruslar, Ukraynalılar, Beyaz Ruslar ve diğerleri ise bölgenin hemen hemen her tarafında ve genellikle şehirlerde yaşamaktadır.

Kafkasya’da nüfus dağılımını coğrafya ve tabiat şartları belirler. Yüksek dağlık alanlar nüfustan yoksundur; Büyük Kafkas dağlarının orta ve batı kısımlarında insan yaşamaz. Bölgenin en kalabalık kesimleri Kuzey Kafkasya’daki verimli çöküntü ovalarının bulunduğu yerlerdir. Köy ve şehirlerde yaşayan nüfusun oranı ülkelere göre değişiklik göstermekteyse de genel olarak kırsal alanda yaşayanlar daha fazladır. Tarih boyunca meydana gelen çeşitli olaylar, göç yolları üzerinde yer alan Kafkasya’daki nüfus yapısını ve dağılımını etkilemiştir. Bölgenin Rusya’nın işgaline girmesinden sonra müslüman nüfusun önemli bir bölümü Osmanlı Devleti’nin değişik yerlerine göç etmiştir. Ayrıca Rus işgalinin ardından özellikle şehirlerde Rus nüfusu giderek artmış, Rus ve Kazak kolonileri kurulmuştur. Bugün bölgedeki bütün şehirlerde önemli miktarda Rus ve Ukraynalı topluluklara rastlamak mümkündür. Diğer taraftan Stalin döneminde sürgün edilenlerin bir kısmı daha sonra ülkelerine geri dönmüşse de birçoğu gönderildikleri yerlerde kalmışlardır.

Etnik zenginliğe benzer bir dil çeşitliliğinin bulunduğu Kafkasya’da otuz yedi dilin varlığı tesbit edilmiştir. İslâm coğrafyacıları buraya Cebelülelsine (diller dağı) adını vermişler ve buradaki 300’e yakın dilden bahsetmişlerdir (, II/1, s. 93). Kafkasya’da yaşayan halklar üç büyük dil ailesi etrafında toplanır: Kafkas (İber-Kafkas), Hint-Avrupa ve Altay. Kafkas dilleri ailesi Kartuel, Abhaz-Adige ve Dağıstan dilleri ailesinden ibarettir. Hint-Avrupa dillerinde konuşan halklar grubuna Ruslar, Ukraynalılar (Krasnodar ve Stauropol vilâyetlerinde), Ermeniler, Osetinler, Kürtler, Tatlar ve yahudiler girmektedir. Altay dilleri ailesinin Türk grubunda Âzerîler, Kumuklar, Karaçaylar, Balkarlar, Nogaylar, Tatarlar ve Kafkas (Derbent) Türkmenleri bulunmaktadır.

Kafkasya Müslümanlık’la Hıristiyanlığın hâkim olduğu bir bölgedir. Türk kökenli halkların tamamına yakını, Gürcüler’den Batum civarında yaşayan Acaralılar ve Kuzeydoğu, Kuzeybatı Kafkasya’daki pek çok halk müslümandır. VII. yüzyılın ortalarında yayılmaya başlayan İslâmiyet daha çok Hazar denizi sahilindeki topraklarda taraftar bulmuştur. Rusya’nın bölgeyi işgali İslâm’ın yayılmasını olumsuz yönde etkilemekle birlikte Sovyetler Birliği döneminde merkezlerden uzak yerlerde dinî hassasiyet muhafaza edilmiştir. Ermeniler’le Gürcüler’in yanı sıra Ruslar, Ukraynalılar ve diğer bazı gruplar hıristiyandır.


BİBLİYOGRAFYA

, II/1, s. 93.

J. F. Baddeley, The Russian Conquest of the Caucasus, New York 1908.

Şerafeddin Erel, Dağıstan ve Dağıstanlılar, İstanbul 1961, s. 1-54.

Hayati Bice, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, Ankara 1991, s. 3-4, 43-71.

Şamil Mansur, Çeçenler, Ankara 1993.

Nadir Devlet, “Çağdaş Türkiler”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1993, Ek cilt, s. 284-290.

Shireen T. Hunter, The Transcaucasus in Transition Nation-Building and Conflict, Washington 1994, s. 3-21.

Shirin Akiner, Sovyet Müslümanları (trc. Tufan Buzpınar – Ahmet Mutu), İstanbul 1995, s. 93-225.

Nedim İpek, “Kafkaslar’daki Nüfus Hareketleri”, , XX (1997), s. 273-313.

“Kafkas Dağları”, , XXI, 107-108.

“Kafkas Dilleri”, a.e., XXI, 108-109.

“Kafkasya”, a.e., XXI, 109-110.

C. E. Bosworth, “al-Ḳabḳ”, , IV, 356-365.

D. N. MacKenzie, “al-Ḳabḳ [Langues]”, a.e., IV, 365-367.

“Kavkaz”, , XI, 113-119.

“Caucase”, , III, 1079-1087.

Ziya Musa Bunyatov, “Dağıstan”, , VIII, 404-406.

P. Thorez, “Caucasus”, , V, 84-91.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2001 yılında İstanbul’da basılan 24. cildinde, 157-158 numaralı sayfalarda yer almıştır.

Müellif:

II. TARİH
İslâm’ın zuhurundan önce Kafkasya Bizanslılar, Sâsânîler ve Hazarlar arasında iktisadî ve siyasî rekabet alanı haline gelmişti. Bölgenin Asya ile Avrupa arasındaki ticaret yollarının kesiştiği noktada bulunması ve buradaki siyasî teşekküllerin zayıflığı rekabeti etkilemiştir. Zerdüştî Sâsânîler’in I. Hüsrev döneminde Gürcü Krallığı’nı yıkmalarına rağmen VI. yüzyılda Hıristiyanlık Kafkasya’da yayılmaya devam etmiştir. Müslüman Araplar, Hz. Ömer zamanında Kafkasya’ya yönelik fetih harekâtını başarıyla sürdürdüler ve Sürâka b. Amr 22 (643) yılında Derbend (Bâbülebvâb) Kralı Şehr-Berâz ile barış yaptı. Daha sonra Habîb b. Mesleme, Hz. Osman devrinde Duvîn (Dvin) ve Tiflis şehirlerini fethedip Gürcüler’le bir antlaşma imzaladı (25/645-46). Habîb’in görevlendirdiği Abdurrahman b. Cez es-Sülemî’nin gayretleriyle Tiflis’te birçok kişi müslüman oldu. Sürâka’nın ölümünün ardından başkumandanlığa getirilerek Kuzey Kafkasya’nın fethiyle görevlendirilen Abdurrahman b. Rebîa el-Bâhilî’nin bölgeye hâkim bulunan Hazarlar’la yaptığı bir çarpışmada şehid düşmesi üzerine kardeşi Selmân b. Rebîa fetih harekâtına devam etti ve muhtemelen 32’de (652-53) Derbend’i ele geçirdi. İslâmiyet’in Kafkasya’nın özellikle doğu kısmında ve Dağıstan’da yayılmasını Emevî Halifesi Hişâm b. Abdülmelik’in kardeşi Mesleme b. Abdülmelik ile Mervân b. Muhammed gerçekleştirdi. Araplar, Büyük Kafkas sıradağlarının kuzeyindeki halkları ve kabileleri itaatleri altına almakta çeşitli zorluklarla karşılaştılar. 180 (796) yılında Hazarlar Derbend’i zaptederek İslâm hâkimiyetine son verdiler. Kafkasya’da egemenlik için Abbâsîler’le Hazarlar ve onların vasalları arasında gelişen mücadeleler IX. yüzyılın ikinci yarısında müslüman Araplar’ın zaferiyle sona erdi. Öte yandan Tiflis’te bir İslâm emirliği kuran (833-852) İshak b. İsmâil, Abbâsî Halifesi Mütevekkil-Alellah’ın gönderdiği Türk asıllı kumandan Boğa el-Kebîr tarafından öldürüldü ve Tiflis’teki emirliğe son verildi. 869’da Hâşimî hânedanı Derbend’e hâkim oldu; daha sonra Sâcoğulları şehri ele geçirdi. Ancak Yûsuf b. Ebü’s-Sâc’ın ölümünün (927) ardından Hâşimîler bölgeye yeniden hâkim oldular.

Kafkasya’nın müslümanların hâkimiyetine girmesinden sonra bağımsızlıklarını kaybeden hıristiyan prenslikleri Bizans’ın da desteğiyle yer yer ayaklandılar. Halife Mütevekkil-Alellah’ın emriyle Boğa el-Kebîr bunları yenerek yeniden sükûneti sağladı. Ancak IX. yüzyılın sonlarına doğru Abbâsîler’in bölgedeki hâkimiyeti zayıflamaya başladı ve çeşitli şehirlerde küçük mahallî devletler kuruldu; bu arada etnik yapıda da esaslı değişiklikler oldu. Güney Kafkasya Selçuklular tarafından fethedilirken kuzeydeki stepler Kıpçak Türkleri’nin eline geçti. Gürcü Kralı II. David, Kıpçaklar’ın yardımıyla Selçuklu akınlarını önlemeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Selçuklular ve özellikle İldenizliler döneminde Güney Kafkasya’nın sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarında önemli gelişmeler kaydedildi. O yıllarda Kafkasya’ya yerleşmiş olan Oğuz ve Kıpçak aşiretleri bugünkü Azerbaycan Türkleri’nin atalarıdır.

Celâleddin Hârizmşah’ın bazı şehirlerini zaptederek yağmalamasının arkasından Kafkasya Moğollar’ın istilâsına uğradı (1222). Bölge daha sonra İlhanlılar’ın ve Altın Orda Hanlığı’nın hâkimiyeti altına girdi; XIV. yüzyılın sonlarına doğru da Altın Orda Hanı Toktamış ile Timur arasında mücadeleye sahne oldu. Tebriz’e kadar gelen Toktamış, Bakü ve Şamahı gibi şehirlerde kendi adına para bastırmasının ardından ülkesine döndü (787/1385). Ertesi yıl Timur Tiflis’i işgal etti; 1395’te ise Kıpçaklar’a karşı yeni bir sefere çıkıp Toktamış’ın kuvvetlerini bozguna uğrattı. Daha sonra bölgeye başka seferler düzenleyen Timur’un arkasından XV. yüzyılda Şirvanşahlar, Karakoyunlular ve Akkoyunlular bölgeye hâkim olmak amacıyla mücadele ettiler. XVI. yüzyılın başında Şah İsmâil bütün Güney Kafkasya’yı Safevî topraklarına kattı ve o günden itibaren bölge Safevîler’le Osmanlı Devleti’nin çekişme alanı haline geldi. 1555’te Amasya Antlaşması’yla iki ülke arasında barış ve dostluk kurularak Osmanlı Devleti’nin Batı Gürcistan gibi bazı bölgelerdeki hâkimiyeti Safevîler’ce tanınmış oldu. İran XVI. yüzyılın sonlarına doğru Gürcistan, Şirvan, Arrân ve Dağıstan üzerindeki hâkimiyetini kaybetti ve İstanbul’da imzalanan barış antlaşmasıyla Tebriz, Karacadağ, Gence, Karabağ, Şirvan ve Gürcistan Osmanlılar’ın eline geçti (1590).

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlılar’ın Kuzey Kafkasya’daki çıkarlarını kollamak ve mahallî müslüman yönetimleri savunmak için bazı girişimlerde bulunması Rusya’yı harekete geçirdi. Çıkan çatışmalarda Osmanlı Devleti zaman zaman başarılı olduysa da Ruslar’ın Kafkasya ve Azak denizine doğru ilerlemesinin önüne geçemedi. Çar I. Petro döneminde (1682-1725) Kafkasya’nın doğu ve merkezî kısmı Osmanlı toprağı olarak kalırken Kuzey Kafkasya ile Hazar denizinin batı ve güney sahillerindeki bazı şehirler Rusya’ya bırakıldı. Nâdir Şah, 1736’da Rusya ile Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’da zaptettikleri toprakları geri aldı. Fakat Şirvan, Şeki ve Dağıstan’daki isyanları bastıramadı, 1747’de öldürülmesinin ardından Kafkasya’da bağımsız hanlıklar oluşmaya başladı. 1770’ten 1796’ya kadar Doğu Osetya, Çerkezistan, Kabartay, Tarku Şamhallığı, Gazi-Kumuk, Çeçenistan ve 1801’de Doğu Gürcistan Rusya’nın hâkimiyetine girdi. XVIII. yüzyılın sonlarında yönetime gelen Kaçarlar, Güney Kafkasya’da İran egemenliğini yeniden kurmak amacıyla buraya bir sefer düzenleyerek Tiflis’i ele geçirdiler (1795). XIX. yüzyılın başında Osmanlılar ve İranlılar, Rusya’nın sıcak denizlere açılmak niyetinin ve Karadeniz’le Hazar denizi arasındaki bölgeyi ele geçirme politikasının gerçekleşmesine engel olamadılar. 1804-1813, 1826-1828 Rus-İran ve 1828-1829 Rus-Osmanlı savaşları sonucunda Dağıstan ve Güney Kafkasya’nın tamamı Rusya’nın hâkimiyetine girdi.

Rusya’nın yayıldığı bütün topraklarda uyguladığı Ruslaştırma siyaseti yerli halkların, özellikle müslümanların direnişiyle karşılaştı. Kafkasya uzun süre Ruslar’a karşı yürütülen direnişlerin merkezi oldu. Özellikle Hâlidî şeyhlerinin ön plana çıktığı bu direniş hareketlerinin en önemlisi ve bir dönüm noktası oluşturanı Cemâleddin Gazi-Kumûkī’nin müridlerinden Şeyh Şâmil’in önderliğindeki harekettir (bk. HÂLİDİYYE). Bu hareket ancak yirmi beş yılda bastırılabilmiş (1859) ve arkasından esareti kabullenmeyen 470.000 kişi Osmanlı topraklarına göç etmiştir (Atlas Soyuza Sovetskih, s. 51). 1917 Ekim İhtilâli ile Rusya’da yaşayan bütün milletlere kendi devletlerini kurma hakkının verilmesi üzerine Kafkasya’da Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Dağıstan millî cumhuriyetleri kuruldu. Fakat kısa bir süre sonra Bolşevikler bu devletlerin topraklarını istilâ ederek yerlerine 1920-1921’de Moskova’ya sadık mahallî Bolşevikler’in idaresinde Sovyet sosyalist cumhuriyetler kurdular. 1924’te, bunlardan Kuzey Kafkasya’nın çoğunu içine alan Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti tasfiye edilerek topraklarında Adige (Çerkez), Kabartay (Kabarda)-Balkar, Karaçay-Çerkez, İnguş, Kuzey Osetya ve Çeçen özerk bölgeleri oluşturuldu; ardından bazılarına özerk cumhuriyet statüsü verildi. 1943-1944 yıllarında Stalin rejimi Karaçay Özerk Bölgesi’ni, Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti’ni ve Kabarda-Balkar Özerk Cumhuriyeti’ni ilga ederek Karaçay, Çeçen, İnguş ve Balkar halklarını Güney Gürcistan’da oturan müslüman Meshet (Ahıska) Türkleri ile birlikte kitleler halinde Sibirya ve Orta Asya’ya sürgüne gönderdi. 1956-1991 yılları arasında Moskova yönetimi, Kafkas halklarının kendi yurtlarına dönmelerini ve eski haklarına kavuşmalarını sağlayacak çeşitli kanunlar kabul ettiyse de uygulamada büyük zorluklarla karşılaşıldı. Bu arada Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti yeniden kuruldu (1957). 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesi üzerine birçok sovyet cumhuriyet gibi Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan, Moskova ile müzakerelerden sonra bağımsızlıklarını ilân ettiler. 1 Kasım 1991’de Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ilân edildi. Ancak Moskova’nın ülkeye askerî birlikler sevketmesi üzerine İnguşlar, 30 Kasım 1991’de yaptıkları halk oylaması sonunda İnguş Cumhuriyeti adıyla Rusya Federasyonu’na bağlı kalacaklarını açıkladılar. Çeçenler ise bağımsızlıkta ısrar ettiler ve Rus birlikleriyle çatıştılar. Çeçenistan’ın bağımsızlık kararını kabul etmeyen Ruslar, 26 Kasım 1994’te başşehir Grozni üzerine karadan ve havadan büyük bir saldırıya geçtiler. Bu saldırılar sırasında 60.000’e yakın kişi öldü ve 500.000 kişi komşu cumhuriyetlerle dağlık kesimlere göç etmek zorunda kaldı. 30 Temmuz 1995’te yapılan anlaşma ile savaşa son verildiyse de Ruslar daha sonra bu kararı askıya alarak 21 Nisan 1996 tarihinde Çeçenler’in lideri Dudayev’i öldürdüler ve iki ay sonra da askerlerini geri çektiler. Aradan geçen sürede Çeçenler’in bağımsızlıktan tâviz vermemekte direnmeleri üzerine Ruslar’ın işgal hareketi 1999’da tekrar başladı. Rusya hükümetinin 13 Mayıs 2000 tarihli bir kararıyla Kuzey Kafkasya toprakları merkezi Rostou-Don olan Kuzey Kafkasya Federal Okruğu’na dahil edildi. Bu uygulama, Rusya Federasyonu içindeki yönetim birimlerini merkezî yönetime daha sıkı bağlamak ya da federal yapıdan üniter devlete bir adım olarak değerlendirilmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

, s. 224, 278-279, 288-289, 290, 297, 302-303.

, bk. İndeks.

, bk. İndeks.

Nizâmeddîn-i Şâmî, Zafernâme (trc. Necati Lugal), İstanbul 1987, tür.yer.

Gaffârî, Târîḫ-i Cihânârâ (nşr. Müctebâ Minovî), Tahran 1342 hş., s. 225-230.

Cevdet Paşa, Kırım ve Kafkas Tarihçesi, İstanbul 1307.

J. F. Baddeley, The Russian Conquest of the Caucasus, London 1908.

Atlas Soyuza Sovetskih Sotsialistiçeskih Respublik, Moskova 1928, s. 51.

Muînüddîn-i Netanzî, Münteḫabü’t-tevârîḫ (nşr. J. Aubin), Tahran 1336/1957, s. 161, 340-344, 362-366, 392-395, 406.

F. Kazemzadeh, The Struggle for Transcaucasia (1917-1921), Birmingham 1951.

V. Minorsky, Studies in Caucasian History, London 1953.

Şerafeddin Erel, Dağıstan ve Dağıstanlılar, İstanbul 1961.

Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyâsî Münâsebetleri: 1578-1590, İstanbul 1962.

C. Toumanoff, Studies in Christian Caucasian History, Georgetown 1963.

Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara 1970.

M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar’ın Kafkas-Elleri’ni Fethi: 1451-1590, Ankara 1976.

Cemal Gökçe, Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğunun Kafkasya Siyaseti, İstanbul 1979.

F. Silnitskiy, Natsionalnaya politika KPSS (1917-1922 gg.), Washington 1990.

M. B. Mehmetzade, Milli Azerbaycan Hareketi, Ankara 1991.

Mehmet Emin Resulzâde, Kafkasya Türkleri (haz. Yavuz Akpınar v.dğr.), İstanbul 1993.

Shireen T. Hunter, The Transcaucasus in Transition: Nation-Building and Conflict, Washington 1994.

Shirin Akiner, Sovyet Müslümanları (trc. Tufan Buzpınar – Ahmet Mutu), İstanbul 1995, s. 93-225.

Halil İnalcık, “Osmanlı-Rus Rekabetinin Menşei ve Don-Volga Kanalı Teşebbüsü (1569)”, , XII/46 (1948), s. 349-402.

Mustafa Budak, “Osmanlı-Rus İlişkilerinde Kafkasya”, Avrasya Etüdleri, I/4, Ankara 1995, s. 101-128.

Nedim İpek, “Kafkasya’daki Nüfus Hareketleri”, , XX (1997), s. 273-313.

C. E. Bosworth, “al-Ḳabḳ”, , IV, 356-365.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2001 yılında İstanbul’da basılan 24. cildinde, 158-160 numaralı sayfalarda yer almıştır.

Müellif:

III. MİMARİ
Kafkasya’da çağlar boyunca sık sık görülen çatışma ve istilâlar, bölgede yaşayan insanların varlıklarını koruyabilmeleri için savunma tipli mimari yapıları geliştirmelerini zorunlu kılmıştır. Bu amaçla tesis edilen yapılar birbirine birleşik komplekslerden oluşuyor, genellikle yüksek tepelere ve sarp vadilere inşa ediliyordu. Ayrıca Gürcistan’da Gognari, Avranlo, Santa ve Lodovani’de olduğu gibi labirent şeklinde yapılmış örneklere de rastlanmaktadır. Korunaklı bir şekilde tahkim edilen bu yapılar dörtgen şeklinde planlanıyor ve içlerinde gözetleme kuleleri de bulunuyordu. Bu tür gözetleme kuleleri, daha sonraki çağlarda da bölgenin birçok yerinde yaygın şekilde yapılarak günümüze kadar ulaşmıştır. En sağlam biçimde zamanımıza ulaşan kuleler Orta ve Doğu Kafkaslar’da görülmektedir. Farklı biçimlerde inşa edilen bu kulelerin belirgin özelliği olan çatı biçimleri dikkate alınarak sivri-basamak çatılı, beşik çatılı, kırma-düz çatılı ve çatısız-hisar tipli olarak dört grupta toplanmaktadır. Sivri basamak çatılı kuleler, Kafkasya’da en çok örneği bulunan mimari yapılar olarak Çeçenya topraklarında yüksek dağ vadileri ve sarp yamaçlarda inşa edilmiştir. Daryal Geçidi bölgesinden başlayarak doğuya doğru İnguş ve Çeçen topraklarından uzanan bir hat üzerinde yoğunlaşan bu tür kulelerin Erzi, Leilakh, Eğikal, Malkhisthi gibi yerlerdeki örnekleri dikkat çekicidir. Bilim dünyasında “Vaynah kuleleri” olarak tanınan bu yapılar, iyi korunan ve az bilinen mimari eserler olarak günümüze kadar gelmiştir. Bazı araştırmacılar, kulelerin Kafkasya’da Bronz çağından beri yapıldığını iddia ederken 1925-1932 yılları arasında Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti’nde arkeolojik kazılar yapan Semenov ve Krupnov gibi bilim adamları Eğikal, Hamhi ve Doşhakle yakınlarında milâttan önce 700-500 yıllarına tekabül eden İskit uygarlığı döneminden kalma kule kalıntılarına dayanarak bu tür yapıların en azından İskitler’in Kafkasya’da bulundukları devirlerden itibaren inşa edilmeye başlandığını ileri sürmüşlerdir. Kuzey Kafkasya’da 1220’li yıllardan sonra Moğol istilâsı ve saldırıları sırasında dağlık bölgelere çekilen Çeçenler’in bu yıllarda kule yapımını yaygınlaştırarak geliştirdikleri ve bugünkü klasik görünümüne kavuşturdukları ortak bir kanaat olarak ileri sürülmektedir. Kule mimarisinin uzun gelişim yılları boyunca askerî, sivil ve dinî işlevlerle yapıldığı anlaşılmaktadır. Yükseklikleri ve birbirlerinin görüş menzilleri içerisindeki stratejik yerleri sebebiyle savunmaya, gözetlemeye ve haberleşmeye imkân veren bu kuleler Rus-Kafkas savaşlarında büyük hizmetler görmüş, “misket topu”nun Ruslar tarafından kullanılmaya başlandığı 1800’lü yıllardan sonra ise önemini kaybetmiştir. Kafkasya’nın hemen her bölgesinde kule mimarisi aynı zamanda yerleşim amaçlı olarak da inşa edilmiştir. Çeçenya’da Yetkali’de olduğu gibi dinî amaçlarla yapılan kuleler de mevcuttur. Ortalama 20 ile 30 m. yükseklikte hafif piramidal gövdeli, beş veya altı katlı olarak inşa edilen Vaynah kulelerinden bölgede 3000’e yakın kalıntı bulunmaktadır. Günümüzde bu kalıntılardan 300’e yakını sağlam veya yarı yıkık olarak ayakta kalabilmiştir. Vaynah kulelerinin oldukça dar bir alanda çok sayıda olması sebebiyle Çeçen-İnguş dağları dünya kule mimarisinin merkezi sayılmıştır. Beşik çatılı kulelere daha çok Gürcistan’da Svanetya ve Güney Osetya’da rastlanmaktadır. Ayrıca Kabarday-Balkarya ve diğer bölgelerde de bu tür kule örnekleri mevcuttur. Özellikle Svanlar’ın yaşadığı Uşguli yöresindeki kuleler bu grubun karakteristik örnekleri arasındadır. Bu türe giren kule örneklerinin ilginç bir özelliği de çatı katında bulunan pencere sayılarındaki çeşitliliktir. Kırma-düz çatılı kule örnekleri ve çatısız-hisar tipli kuleler, genellikle Kuzey Kafkasya’da Balkarya’dan başlayarak Osetya, Çeçenya ve Dağıstan’dan geçerek Azerbaycan’a kadar ulaşan bir hat üzerinde yaygın olarak bulunmaktadır.

Kafkasya’da, bilhassa dağlık bölgelerle kuzey bölgelerinde henüz tam anlamıyla özellikleri tesbit edilmemiş çok sayıda mezar anıtı yer almaktadır. Kafkasyalı halkların putperest oldukları dönemlere ait olduğu sanılan bu mezar anıtları, bölge halklarının semavî dinleri kabul etmesinden itibaren artık yapılmamıştır. Kafkasyalılar, mezar biçimlerini ve ölü gömme âdetlerini değiştirmelerine rağmen bu tür yapılara dokunmamışlardır. Kabarday-Balkarya’dan başlayan bir hat üzerinde Osetya ve Çeçenya topraklarında görülen bu tür mezar anıtlarına kısaca “güneş mezarları”, anıtların bulunduğu nekropollere ise “ölüler şehri” veya “sükûnet diyarı” denilmektedir. Kafkasya’daki kulelerle yapı ve biçim benzerlikleri olan bu anıtların plan ve çatı şekilleri açısından başlıca altı çeşidi vardır. Yapıldıkları bölgedeki malzemenin türü bu çeşitlenmede başlıca etken olmuştur. Meselâ mezarlar, Kabarday bölgesinde taş örme tekniğiyle beşik çatılı olarak inşa edilirken Çeçen-İnguş bölgesinde o yörede bol miktarda bulunan plaka arduvaz taşlarla basamak çatılı olarak yapılmıştır. Kabarday-Balkarya’da Çeğem ve Muhol; Osetya’da Saniba, Dargavs ve Koban; Çeçen-İnguş bölgesinde Vovnişki, Targim, Malkhisthi, Hamhi, Tzidsi, Eğikal ve Falhan bu tür anıtların bulunduğu önemli nekropollerdir.

Dinî mimari örnekleri Kafkasya’nın daha çok Gürcistan, Azerbaycan ve Dağıstan topraklarında yoğunlaşmıştır. Hıristiyanlığın en erken yapılarını da bünyesinde barındıran Gürcistan’daki kilise mimarisi, Ermeni kilise geleneğiyle paralellik göstererek taş işçiliğinin kullanıldığı plastik özellikleriyle dikkat çekmektedir. Mtskheta’da ahşaptan yapılan Azize Nino Kilisesi’yle başlayan bu gelenek Zegani, Gurcaani, Bolnisi, Urbnisi, Ninotzminda, Alaverdi, Cvari vb. eserlerle sürdürülmüştür. XI. yüzyıldan itibaren dağlık bölgelerde yaşayan Çeçenler arasında Hıristiyanlığı yaymak isteyen Gürcü misyonerlerin etkisinin görüldüğü İnguş bölgesindeki Albi Erda, Targim ve Thaba Erda bu tür yapılar arasında sayılabilir.

İslâmiyet’in ilk dönemlerinden itibaren Müslümanlık’la tanışan Dağıstan ve Çeçenistan’ın doğusunda VII. yüzyıldan başlayarak dinî mimari örneklerinde büyük bir artış olmuştur. 1913 yılında Dağıstan’da 360’ı ulucami olmak üzere 2060 adet cami tesbit edilmişti. Bu ülkelerde camiler kadar medreseler ve tekkeler de özellikle Nakşibendî ve Kādirî tarikatlarının yaygınlığı sebebiyle yoğun bir şekilde yapılmıştı. Bu eserler aynı zamanda abartısız ölçülerde ve düz-kırma çatılı olarak inşa edilmişti. Günümüzde Kafkas ülkelerindeki mimari örneklerin büyük bir bölümü, Moğol ve Çarlık Rus istilâlarıyla geçen işgal asırları ve 1920-1990 yılları arasındaki komünist rejimin baskıları sonucunda yok edilmiştir. Bu yıkım döneminden sonra 1984’te Dağıstan’da yirmi yedi adet cami kalmıştı. Hazar kıyısındaki Derbend Cuma Camii (1368) Bakülü bir mimar tarafından ele alınan önemli bir eserdir. Kafkas ülkeleri içerisinde İslâm’ı en erken dönemde kabul etmelerine rağmen savaş ve işgaller yüzünden Çeçenistan’daki mimari örneklerinden çok azı günümüze ulaşabilmiştir. Bu eserler arasında, Pliyevo civarında Borgakaş Türbesi (1405-1406) kare mekân ve taş kubbesiyle dikkati çeker. Ayrıca XVII. yüzyıla ait Himoy Camii, XIX. yüzyıla ait Tunduk Camii ve taş kabartma yazı ve figürlerine sahip yine XVII. yüzyıla ait Tsontroy Camii ve Makajov camileri ilk akla gelen örneklerdir.

Azerbaycan Kafkasya’daki ülkeler içerisinde mimarisi en gelişmiş olan ülkedir. Özellikle Kuzey Kafkasya’ya göre istilâlara daha az mâruz kalması ve ülkenin güneyi ile güneybatısında bulunan eski uygarlıkların köklü mimari gelenekleri Azerbaycan’ı mimari açıdan olumlu yönde etkilemiştir. VII. yüzyıldan itibaren bölgede hâkim olan İslâm kültürü neticesinde mimaride büyük bir gelişme olmuştur. Kumlah-Hudaferin arasında Aras çayı üzerinde 636 yılında yapılan Hudaferin Köprüsü bölgedeki İslâmî döneme ait en eski eser olup on bir gözlüdür. İlhanlılar devrinde bu köprünün yanına on beş gözlü ikinci bir köprü ilâve edilmiştir (XIII. yüzyıl).

Bakü’de yer alan Mescid-i Muhammedî ve taş minaresi (Sınık Kule, 1078-1079) bu şehirdeki Selçuklu eserleri olarak günümüze kadar gelmiştir. Daha sonraki dönemlerde de şehirde pek çok eser yapılmıştır. Bakü’deki camiler içinde XIV-XV. yüzyıllara tarihlendirilen Mescid-i Cum‘a ile XIV. yüzyılın başına tarihlenen Molla Ahmed Camii dışında kalede bulunan Lezgi Camii (1169), Hıdır Camii (1301), Gîlek Camii (1309), Mirza Ahmed Camii (1345), Cin Camii (XIV. yüzyıl), Şeyh İbrâhim Camii (1415), Mektep Camii (1646), Gazi Aybat Camii (1791) ve Beyliyar Camii (XIX. yüzyıl) önemli yapılardır. Ayrıca Kız Kulesi (XII. yüzyıl), Bakü-Şemaha arasında hankah (1256), Apşeron/Mardakyan’da kale (1232), Apşeron/Nardaran’da kale (1301), Apşeron/Şihova Camii (XIII. yüzyıl), Apşeron/Mardakyan’da Tûbeşah Mescidi (1482) bu bölgedeki diğer yapılardır. XV ve XVI. yüzyıllarda inşa edilen Şirvanşahlar Sarayı Külliyesi’nde Keykubad Camii (Eskicami XV. yüzyıl), Seyyid Yahyâ Baküyî Kümbeti, Saray Camii (1441) ve Sultan III. Murad Kapısı da (1587) önemli birimlerdir. Evliya Çelebi’nin deniz kenarında büyük ribâtı, 1000 kadar evi, bağı, bahçesi, camileri, üç hamamı, han, çarşı, pazarı ile mâmur bir şehir olarak nitelendirdiği Bakü’de, adını belirttiği kaledeki Haydar Şah Camii ile şehirdeki Mirza Han Hamamı hakkında bilgi yoktur.

Nahcıvan bölgesinde Selçuklu Atabegleri döneminden günümüze ulaşan Yûsuf b. Küseyr Kümbeti (1162), Mümine Hatun Kümbeti (1186) ve Cuga köyündeki Gülistan Kümbeti (XII-XIII. yüzyıl) en eski önemli yapılardır. Bölgede daha sonra inşa edilen Nahcıvan Ulucamii (1368) ve Cuma Camii de (1368) dikkat çeken eserlerdir. Evliya Çelebi’nin yetmiş adet camisi, kırk mescidi, yirmi mihman sarayı, yedi hamamı, 1000 kadar dükkânı olduğunu yazdığı Nahcıvan’da isimlerini belirttiği Cenâbî Ahmed Paşa, Ferhad Paşa, Güzelce Ali Paşa, Cağaloğlu, Hadım Câfer Paşa camileriyle Cenâbî ve Lâl Paşa hamamları Osmanlı devri eserleri olup haklarında bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca Nahcıvan’ın kuzeybatısında yer alan Karabağlar Kümbeti yivli gövdesi ve çift minareli girişiyle dikkat çeker.

Karabağ bölgesinde Berde’de Berde Kümbeti (1322), Aksadan Baba Türbesi (XIV. yüzyıl başları), İmamzâde Mescidi (1868); Şuşa’da kale (1748), Gövher Ağa Mescidi (XIX. yüzyıl), Aşağı Gövher Ağa Mescidi (XIX. yüzyıl), Şuşa Kervansarayı ve Şuşa evleri (XVIII ve XIX. yüzyıllar); Babi’de Şıh Babili Türbesi (670/1271-72); Ahmedallar’da türbe (XIII. yüzyıl), Mehmedbeyli’de türbe (1305); Huçin’de Dörbentli Türbe (XIII-XIV. yüzyıl); Ağdam’da Penah Han Sarayı (XIII. yüzyıl); Kargapazar’da kervansaray (1681) ve Helifli’de Kız Kalesi (XVII. yüzyıl) önemli eserler olarak bilinmektedir.

Kafkasya’nın sivil mimari örnekleri ülkenin yöresel yaşantı tarzı, bölgede bulunan malzeme ve coğrafî farklılıklara uygun bir şekilde çeşitlilik arzeder. Batı kıyılarında görülen genellikle tek veya iki katlı ahşap ve kâgir evler, doğuda yerini taş veya tuğladan yapılmış yüksek ve kulevari evlere bırakır. Karaçay bölgesinde “başı cabılgan arbaz”, Dağıstan’da “saklia” adı verilen korunaklı taş yapılar, Gürcistan’da “darbazi evleri” biçimsel olarak ve kullanılan malzeme açısından birbirinden tamamen ayrı yapılardır. Bu yapılardan Gürcü darbazi evleri piramide benzeyen, yontulmuş kütükten dirseklerle desteklenen ve “ışık” kubbeleriyle dikkat çekmektedir.

Bunlardan başka Kafkasya’da mimari açıdan özgün biçim ve tekniklere sahip, farklı çağlara ait çeşitli yapılar ülkenin hemen tamamına yayılmış durumdadır. Gürcistan’da Ucarma kale şehri ve David Garece, Vardzia vb. kaya oyma manastırları, Nari Kale, Azerbaycan’da Çirah Kale, Bakü’deki Zerdüştîliğin önemli kalıntılarından olan Âteş-i Baguan kompleksi ve bu yapıdan günümüze ulaşan Kız Kalesi, Dağıstan’da Derbent Kale’yi bu yapılar arasında saymak mümkündür.


BİBLİYOGRAFYA

İ. Tisitsişvili, Kartuli Arhitekturis İstorii, Tiflis 1955.

V. V. Beridze, Samtshis Hurotmodzğvreba, Tiflis 1955.

a.mlf. v.dğr., Arhitektura Respublik Zakavkaz, Moskova 1951.

G. N. Çubinaşvili, Arhitektura Kakhetii, Tiflis 1956.

İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya, İstanbul 1958.

M. K. Garakanidze, Gruzinskoe Derevyannoe Zodçeztvo, Tiflis 1959.

L. Sumbadze, Gruzinskie Darbazi, Tiflis 1960.

A. M. Apakidze, Goroda i Gorodskaya Zhizn’v Drevnei Gruzii, Tiflis 1963.

S. B. Aşurbeyli, Oçerki İstorii Srednevekovogo Baku, Bakü 1964.

M. M. Hüseynov v.dğr., Eneoliticeskie Nahodki i Petserah Azıh i Taglar, Bakü 1968.

A. İ. Dcavahişvili, Stroitelnoe Delo i Arhitektura Poseleniy Yujnogo Kavkaza, Tiflis 1973.

A. Goldşteyn, Başni i Gorah, Moskova 1977.

Oktay Aslanapa, Kırım ve Kuzey Azerbaycan’da Türk Eserleri, İstanbul 1979, s. 33-108.

a.mlf., Türk Cumhuriyetleri Mimarlık Abideleri, Ankara 1996, s. 83-169.

R. M. Munchaev, Eneolit Kavkaza, Moskova 1982.

D. A. Ahundov, Arhitektura Drevnego i Rannesrdnevekovogo Azerbaydcana, Bakü 1986.

V. V. Agibalova, Na Assu Çerez Armhi, Grozniy 1988.

M. B. Mujuhoev, Srednevekovoie Kultovie Pamyatniki Tsentrelnoğo Kavkaza, Grozniy 1989.

L. V. Usmanov – H. N. Mazhiev, “The Analysis of Earthquake Resistance and Some Questions Concerning Construction Strengthening of Tower Architecture of the Vainakhs”, Proceeding of the Ninth European Conference on Earthquake Engineering, Moscow 1990, IX, 91-98.

A. Aydamirov, Hronologiva İstorii Çeçeno-İnguşetii, Grozniy 1991.

B. A. Kirikov, Earthquake Resistance of Structures: From Antiquity to Our Times, Moskova 1992.

Ufuk Kavkul, Kafkasya Dağlılarında Hayat ve Kültür, İstanbul 1993.

M. A. Aziyev v.dğr., Kamenneya Letopis Stranı Vaynahov, Moskova 1994.

K. M. Memedzâde – A. A. Hesenova, “Qarabagın Me‘marlıq Abideleri”, Türk Cumhuriyetleri Mimarlık Abideleri (haz. O. Aslanapa), Ankara 1996, s. 171-192.

D. M. Lang, Gürcüler, İstanbul 1997.

Erol Yıldır, Kuzey Kafkasya’da Vaynah Kule Mimarisi, İstanbul 1997.

a.mlf., “Kafkasya’nın Gizleri Çözülüyor: Çeçen Kuleleri Bir Toplumu Nasıl Korudu?”, Kafkasya Gerçeği, sy. 7, Samsun 1992, s. 46.

a.mlf., “Çeçen Savunmasının Mimariye Yansıması”, Yeni Yüzyıl, sy. 16, İstanbul 11 Mart 1995.

a.mlf., “Kuzey Kafkasya’da Çeçen Kuleleri”, SÜ Çevre Araştırma Dergisi, sy. 3, Konya 1995, s. 16-17.

a.mlf., “Vaynah Kule Mimarisi”, Çveneburi, sy. 29, İstanbul 1998, s. 35-36.

P. Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, İstanbul 1998.

Jale Kuşhan, “Ölüm Evleri”, İpekyolu, sy. 22, İstanbul 1995, s. 12-21.

G. Y. Movçan, “Dağıstan-Avar Mimarisi”, Kafkasya Yazıları, sy. 5, İstanbul 1998, s. 75-81.

M. İslamoğlu, “Unutulan Laz Evleri”, a.e., s. 105-113.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2001 yılında İstanbul’da basılan 24. cildinde, 160-162 numaralı sayfalarda yer almıştır.