KEŞFÜ ESRÂRİ’l-BÂTINİYYE

İbn Mâlik el-Hammâdî’nin (ö. 470/1077 [?]) Bâtınîler ve Karmatîler’e dair risâlesi.

Müellif:

İsmâiliyye mezhebine mensup Suleyhîler devrinde yaşayan müellif Ebû Abdullah Muhammed b. Mâlik b. Ebü’l-Fezâil el-Hammâdî el-Yemânî’nin hayatı hakkında bilgi yoktur. Tam adı Keşfü esrâri’l-Bâṭıniyye ve aḫbâri’l-Ḳarâmiṭa olan kitap, yazarının ifadesine göre kuruluş, işleyiş ve metodundaki gizlilik sebebiyle diğer mezhep mensuplarının tecessüs odağı olan Bâtınîliğin gizliliklerini ortaya çıkarma gayretlerinin bir ürünüdür. İbn Mâlik, yaklaşık kırk sayfa hacmindeki eserinin başında “Suleyhî kişi” diye bahsettiği Ali b. Muhammed (ö. 473/1080) hakkında çirkin iddialar duyduğunu, fakat bunları ileri sürenlerin kanıtlarının bulunmadığını, bu sebeple sırlarını ve kitaplarının muhtevasını öğrenip konunun iç yüzüne vâkıf olmak amacıyla onun mezhebine girmenin gerektiği kanaatine vardığını belirtir. Hammâdî, İsmâiliyye mezhebine girip onların prensiplerini öğrendikten sonra Yemen’deki liderleri olan Ali b. Muhammed’in küfür ve dalâlet ehlinden biri olduğunu ortaya koymak için eserini yazdığını ifade eder.

Keşfü esrâri’l-Bâṭıniyye, Bâtınî İsmâilîler’in telkin esasları hakkında bilgi veren bir mukaddimeden sonra mezhebin kuruluşuna kısaca temas eden bir bölümle Bâtınî Karmatîler’in önde gelen bazı liderlerinin faaliyetlerini anlatan ikinci bir bölümden oluşur. Mukaddimede Ali b. Muhammed’in, “me’zûn dâî” denilen vekilleri ve insanları mezhebe kazandırmaya çalışan (mükelleb) dâîleri bulunduğunu söyleyen Hammâdî, özellikle ikinci grubun tuzaklarına düşürdükleri kimselere Kur’an ve Sünnet’in zâhir ve bâtını olduğu, avamın gereksiz yere sıkıntılara katlandığı yolunda telkinde bulunduklarını kaydeder ve adaylarda gördükleri kabiliyete göre mezhebin sırlarını açıkladıklarını belirtir. Mezhebe girecek kişiye namazın da tıpkı zekât gibi yılda bir defa eda edilmesinin yeterli olduğu anlatılır. Namaz, zekât, oruç ve haccın zâhirinin yanı sıra bâtınının da bulunduğu, namazla zekâtın bâtınî mânada Muhammed ve Ali sevgisine işaret ettiği, onları sevenlerin bu vazifeleri yerine getirmiş sayılacakları iddia edilir. İbadet için temizliğin, ayrıca namaz ve oruç gibi dinî mükellefiyetlerin kaldırılması amacıyla “necvâ” denilen 12 dinarlık ödeme yapılması önerilir. Gerekli şartlar yerine getirildikten sonra A‘râf sûresindeki âyetten (7/157) hareketle adayın üzerindeki yüklerin kaldırıldığı ve zincirlerinin kırıldığı belirtilir. Allah’ın Kur’an’da haram kıldığı şarap ve kumardan maksadın Hz. Ali’ye muhalefet eden Ebû Bekir ve Ömer olduğu ileri sürülerek onlara sevgi duyulmaması şartıyla içki ile kumarın bir sakınca taşımadığı ifade edilir. Bu telkinleri yapan dâîler uzaktan münasebet kurarak bazı âyetleri de delil olarak kullanır. Risâlede daha sonra Bâtınî-Karmatî dâînin, mezhebine kazandırmak istediği kişiye dünyada iken cennete girmenin mümkün olduğunu söylediği belirtilir ve aday, 12 dinarlık ödemeyi de kapsayan bazı şartları yerine getirerek “el-meşhedü’l-a‘zam” adı verilen, içki ile toplu fuhşun hâkim olduğu toplantılara katılma hakkını kazanır; böylece dinin gerektirdiği her türlü yükümlülükten kurtularak tam bir bâtınî olduğu zikredilir. Söz konusu ettiği hususların kesin bilgi ve müşahedelerine dayandığını bildiren ve bunların doğruluğu konusunda Allah’ı şahit tutan müellif, aksini iddia edenlerin yalancı ve lânete müstahak kimseler olduğunu kaydeder. Risâlenin devamında Bâtınî-Karmatî davetinin Abdullah b. Meymûn el-Kaddâh ile başladığı belirtilir ve onun faaliyetlerine kısaca temas edilir. Daha sonraki bölümde Ebû Saîd el-Cennâbî, Hasan b. Mihrân ve Ali b. Fazl’ın şahsiyetleri anlatılır ve faaliyetlerinden söz edilir. Hammâdî risâlenin sonunda Ali b. Muhammed es-Suleyhî’ye dair bilgi verir.

Hammâdî’nin eserinin ilk baskısında gerek risâlenin nâşiri İzzet Attâr’ın gerekse bu neşir için yedi sayfalık bir sunuş yazısı kaleme alan M. Zâhid Kevserî’nin kitap ve müellifi hakkındaki övgülerinin tamamına katılmak mümkün değildir. Risâlenin birçok yerinde bâriz tarihî hatalar göze çarpmaktadır. Meselâ Abdullah b. Meymûn ile babası Meymûn el-Kaddâh yer yer birbirine karıştırılmakta ve Abdullah b. Meymûn’un 276 (889) yılında Kûfe’de ortaya çıktığı ileri sürülmektedir (s. 17). Meymûn el-Kaddâh ve oğlu Abdullah’ın Ca‘fer es-Sâdık’ın çağdaşları olduğu, Abdullah b. Meymûn’un ondan rivayette bulunduğu dikkate alındığında müellifin verdiği bilgilerle bir asırlık bir fark ortaya çıkmaktadır. Ebû Saîd el-Cennâbî ile oğlu Ebû Tâhir el-Cennâbî’yi de birbirine karıştıran Hammâdî, 317 (929) yılında Ebû Tâhir el-Cennâbî tarafından gerçekleştirilen Kâbe baskınını 301’de (913-14) ölen babası Ebû Saîd’e nisbet etmektedir (s. 33). Bununla birlikte eser özellikle Yemen’deki Bâtınî İsmâiliyye’ye dair önemli kaynaklardan biridir. Bâtınîlerin mezheplerine davet yöntemleriyle ilgili verilen bilgilerin bu alanda araştırma yapacak kimseler için faydalı olacağı belirtilmiştir.

Keşfü esrâri’l-Bâṭıniyye’nin ilk neşri (bk. bibl.), bazı dipnotlarının eklenmesiyle Süheyl Zekkâr tarafından Aḫbârü’l-Ḳarâmiṭa’da tekrarlanmıştır (Dımaşk 1402/1982, s. 201-251). Eserin diğer bir neşrini Muhammed Zeynühüm Muhammed Azeb gerçekleştirmiştir (Kahire 1986). İsmail Hatip Erzen’in ilk baskısından Türkçe’ye çevirdiği eserin başında Ahmet Hamdi Akseki’nin önsözü, sonunda da mütercimin elli sayfalık ilâveleri yer almaktadır (Bâtınîlerin ve Karmatîlerin İçyüzü, Ankara 1948).


BİBLİYOGRAFYA

Hammâdî, Keşfü esrâri’l-Bâṭıniyye (nşr. İzzet Attâr), Kahire 1357/1939.

, VII, 16.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2002 yılında Ankara’da basılan 25. cildinde, 319-320 numaralı sayfalarda yer almıştır.