KUMMÎ, Muhammed b. Hasan

Ebû Ca‘fer Muhammed b. el-Hasen b. Ferrûh es-Saffâr el-Kummî (ö. 290/903)

İlk dönem Şiî hadis ve fıkıh âlimlerinden.

Müellif:

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Onuncu imam Ali el-Hâdî ve on birinci imam Hasan el-Askerî zamanında yaşadı. Ebû Ca‘fer et-Tûsî ve onu takip eden bazı kaynaklarda Hasan el-Askerî’nin talebesi olduğu kaydedilirse de gerek kendi eseri Beṣâʾirü’d-derecât’ta gerekse daha sonraki kaynaklarda ondan doğrudan hiçbir rivayete yer verilmemesi Askerî ile ilişkisinin ancak mektup yoluyla olduğunu düşündürmekte ve imamlardan diğer râviler vasıtasıyla nakilde bulunduğunu göstermektedir (Mohammad Ali Amir-Moezzi, CCLXXX [1992], s. 232-233). Güvenilir ve saygın bir kişi olarak tanındığı ve rivayetlerinde pek az kesiklik bulunduğu belirtilen Kummî’nin hadis naklettiği 150 kadar hocası arasında Ahmed b. Muhammed el-Berkī, Ahmed b. Mûsâ el-Haşşâb, Hüseyin b. Muhammed el-Kâşânî, Muhammed b. Hâlid et-Tayâlisî, Muâviye b. Hakem, İsmâil el-Cu‘fî ve Ebü’l-Cevzâ Münebbih b. Abdullah bulunmaktadır. Kendisinden Küleynî, Ebü’l-Hasan İbn Bâbeveyh, Sa‘d b. Abdullah el-Eş‘arî, Muhammed b. Ca‘fer el-Müeddib, Muhammed b. Hasan b. Velîd ve Muhammed b. Yahyâ el-Attâr gibi âlimler hadis rivayet etmişlerdir. Ebû Ca‘fer et-Tûsî ve Ahmed b. Ali en-Necâşî ise ona ulaşan senedlerinde iki veya üç râvi zikretmişlerdir. Kummî, on birinci imamın vefatıyla (260/874) başlayan küçük gaybet döneminde uzun süre yaşadıktan sonra 290 (903) yılında Kum’da vefat etti.

Eserleri. Necâşî’nin verdiği listede Kummî’nin otuz beş eserinin adı zikredilmekte, çağdaş kaynakların bir kısmında bu sayının otuz yedi olarak kaydedilmesinin söz konusu listedeki bazı isimlerin bölünmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Dönemin geleneğine uygun olarak belli bir konudaki hadislerin derlendiği tahmin edilen bu kitapların çoğu daha sonraki genel fıkıh kitaplarının bölüm başlıklarını taşımaktadır (salât, sıyâm, hac, nikâh, hudûd gibi). Bunların bir kısmı âdâb ve ahlâk (kitâbü’l-mürüvve, kitâbü’z-zühd, kitâbü’d-duâ), önemli bir kısmı da Şîa doktriniyle ilgili çeşitli konulara dair hadisleri ihtiva etmektedir (kitâbü’r-red ale’l-gulât, kitâbü’t-takıyye, kitâbü’l-mü’min, kitâbü’l-melâhim, kitâbü’l-menâkıb, kitâbü’l-mesâlib, kitâbü mâ ruviye fî evlâdi’l-eimme gibi).

Kummî, asıl şöhretini bugüne ulaşan tek kitabı Beṣâʾirü’d-derecât ile yapmıştır. Tam adı Beṣâʾirü’d-derecât fî ʿulûmi Âli Muḥammed ve mâ ḫaṣṣahümu’llāhu bih (… fi’l-maḳāmât ve feżâʾili Ehli’l-beyt veya … fî feżâʾili Âli Muḥammed) olan eser on bölümden oluşmakta ve bazı tekrarlarla birlikte 1881 hadis ihtiva etmektedir. Kaynaklarda eserin küçük ve büyük olmak üzere iki versiyonunun olduğu belirtilmekte, bugüne ulaşan farklı nüshalar da ilk metnin daha sonra yapılan ilâvelerle geliştirildiğini göstermektedir. İmâmiyye Şîası’nın imam anlayışıyla ilgili, ilk dönem İmâmîliğinin metafizik ve mistik temelini oluşturan hadislerin derlendiği en eski sistematik kaynak olan Beṣâʾirü’d-derecât’ın bu önemine rağmen İmâmiyye çevrelerinde gerekli ilgiyi görmemesi dikkat çekmektedir. Kummî ile aynı geleneğe mensup olmakla birlikte Küleynî ve Şeyh Sadûk İbn Bâbaveyh’in eserleri üzerine birçok çalışma yapılmasına, Farsça’ya tercüme edilmelerine ve defalarca basılmalarına rağmen Beṣâʾirü’d-derecât üzerine henüz bir şerh yazılmadığı gibi 1285 (1868) yılında Tahran’da yapılan taş baskısından sonra (Mirza Hüseyin Nûrî’nin Nefesü’r-raḥmân fî feżâʾili’s-Selmân adlı eseriyle birlikte) 1960’lardaki yetersiz ve hatalı baskısından başka (nşr. Mirza Muhsin Kûçebâğî, Tebriz 1380-1381; Kum 1374, 1404) neşri de gerçekleştirilmemiştir.

Tûsî ve Necâşî’nin, Kummî’nin asıl râvisi olarak gösterdikleri hadis âlimi, fakih ve müfessir Muhammed b. Hasan b. Velîd’in Beṣâʾirü’d-derecât dışındaki bütün eserlerini rivayet ettiğini belirtmeleri ve bu eseri başkasının rivayetiyle nakletmeleri yanında İbn Dâvûd el-Hillî ve Erdebîlî gibi müelliflerin onu bir yerde güvenilir bir râvi, bir diğer yerde bu hususa işaret etmeden Beṣâʾirü’d-derecât müellifi olarak iki farklı şahsiyet gibi kaydetmeleri ilginçtir. Küleynî’den Muhammed Bâkır el-Meclisî’ye kadar hadis tedvin eden âlimlerin sıkça atıfta bulundukları bu eser ve müellifi konusunda Şîa kaynaklarındaki bu tereddütlü ve kararsız tavır, Meclisî’nin Kummî’ye ait bütün eserlerin râvisi olan talebesi İbnü’l-Velîd’in, ihtiva ettiği aşırı görüşler sebebiyle Beṣâʾirü’d-derecât’ı rivayet etmediğine dair sözüyle (Mohammad Ali Amîr-Moezzi, CCLXXX [1992], s. 230) bir ölçüde açıklık kazanmaktadır. Saffâr el-Kummî ve eseri üzerine bir çalışma yapan M. Ali Emîr-Muizzî Beṣâʾirü’d-derecât’a yönelik bu şüpheci tavrı, Şeyh Müfîd (ö. 413/1022) ve izleyicileri eliyle Şiî dünyasında hâkim duruma gelen diyalektik ve rasyonel kelâm akımının etkisine bağlamaktadır (a.g.e., CCLXXX [1992], s. 227-230). Kummî’nin eserinde yer alan bâtınî ve mistik mahiyette birçok hadis, daha talebesi Küleynî’den itibaren ihmal edilmeye ve hadis mecmualarına alınmamaya başlanmış, Tûsî, Allâme el-Hillî ve Hür el-Âmilî gibi rasyonel kelâm ve fıkıh geleneğine mensup müellifler de ondan sadece fıkha dair hadisler nakletmişlerdir. Bununla birlikte Kummî’nin eseri, İmâmiyye doktrinine dair hadisleri toplayan ilk büyük mecmualardan biri ve bâtınî yaklaşım üzerine en eski kaynak olarak önemini korumaktadır.


BİBLİYOGRAFYA

Muhammed b. Hasan el-Kummî, Beṣâʾirü’d-derecât (nşr. Mirza Muhsin Kûçebâğî), Kum 1374, neşredenin girişi, s. 3-19.

Ahmed b. Ali en-Necâşî, er-Ricâl (nşr. M. Cevâd en-Nâînî), Beyrut 1408/1988, II, 252-253.

Ebû Ca‘fer et-Tûsî, el-Fihrist, Beyrut 1403/1983, s. 174.

Hasan b. Ali b. Dâvûd el-Hillî, er-Ricâl (nşr. M. Sâdık Âl-i Bahrülulûm), Necef 1392/1972, s. 170.

Muhammed b. Ali el-Erdebîlî, Câmiʿu’r-ruvât, Beyrut 1403/1983, II, 93-94, 95-96.

, III, 453.

, I, 538.

Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1403/1983, III, 124-125.

Ebü’l-Kāsım el-Hûî, Muʿcemü ricâli’l-ḥadîs̱, Beyrut 1409/1989, XV, 247-250.

Mohammad Ali Amir-Moezzi, “al-Saffâr al-Qummî (M. 290/902-3) et son Kitâb Basâ’ir al-Darajât”, , CCLXXX (1992), s. 221-250.

, IV, 493.

Mâlik Hüseynî, “Beṣâʾirü’d-derecât”, Dânişnâme-i Cihân-ı İslâm, Tahran 1376, III, 471-472.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2002 yılında Ankara’da basılan 26. cildinde, 371-372 numaralı sayfalarda yer almıştır.