REBAP

Bir mûsiki aleti.

Müellif:

İslâm âleminin hemen her yerinde genellikle birbirine yakın şekillerde kullanılan bir grup telli mûsiki aletinin genel adı olan rebâb hem ayaklı kemane hem de lavta türünden tamamen veya yarı yarıya deri göğüslü çalgıların ismi olarak kullanılmıştır. Ayaklı kemane türünden rebapların ilk örneği Orta Asya ıklığıdır. İranlılar ıklığa keman veya kemançe, Araplar rebâp adını vermişlerdir. Rebap (rübâb) adı İran kültür çevresinde yaylı çalgıların değil tamamen veya kısmen deri göğüslü, mızrapla çalınan lavtaların adı olmuştur. Iklığ tipinde yaylı çalgılar Çin ve diğer Uzakdoğu ülkelerinde de rağbet görmüş, bu ülkelerde farklı malzemelerden (meselâ Çin’de bambu ve yılan derisi kullanılarak yapılan erhu) ayaklı kemaneler yapılmış ve değişik çalma teknikleri geliştirilmiştir. Ayaklı kemane türünden rebap İslâmiyet’le birlikte Endonezya, Cava, Malezya gibi ülkelerde de benimsenmiş, birtakım bölgesel ölçü ve biçim farklılıkları olan bir çalgı tipine dönüşmüştür. Ürdün ve Irak’ın bazı kırsal bölgelerinde bu türden tek telli, iri ve dörtgen gövdeli, deri göğüslü, silindirik saplı bir yaylı çalgı kullanılır. “Rebâbü’ş-şâir” adı verilen bu çalgıya diğer Arap ülkelerinde de farklı isimler altında rastlanır. Meselâ Kuzey Afrika’da bu çalgıya “murabba”, oldukça yaygın olduğu Lübnan’da ise “rebâbe” denilmektedir. Rebâbe aynı zamanda Etiyopya’da kâse biçiminde ses kutusu olan bir lirin adıdır.

Belli başlı rebaplar şunlardır: 1. Türk rebabı. Organolojinin “ayaklı kemane” diye adlandırdığı çalgıların en tipik örneğidir. Çalgı tarihçileri kökenini Orta Asya Türkleri’nin yaylı sazı olan ıklığa dayandırır. Hindistan cevizi kabuğundan yapılan bu çalgının kesik küre biçiminde bir gövdesi (ses kutusu), ince deriden veya zardan bir göğsü (ses tablası), metal yahut ahşap bir mil aracılığı ile gövdeye takılan uzunca, silindirik bir sapı vardır. Göğsün sapa yakın kesiminde yer alan hareketli eşik boynuzdan veya ağaçtan olabilir. İki yahut üç telli olan rebabın burguluğu, burguların iri olması sebebiyle burgu (tel) sayısına ve sapın uzunluğuna oranla büyüktür. Sap burguluktan sonra gelen, genellikle soğan biçiminde, bazan da Mevlevî sikkesi şeklinde bir figürle son bulur. Mevlevî mûsikisinde rağbetle kullanılan rebaba bu adın Mevlevîler’ce verilmiş olduğu kabul edilir. Din dışı mûsikide keman veya kemançe adıyla kullanılan bu sazın bütün telleri at kılından veya ibrişimdendi. İki telli olan kemançenin telleri dügâh ve nevâ, üç telli olanınki yegâh, dügâh ve nevâ perdelerine akortlanırdı. Keman ve kemançe adlarının sap uzunluğuna göre kullanıldığı (uzun saplı olanına keman, kısa saplısına kemançe adı verildiği) tahmin edilebilir. Mevlevîler’in rebabı nasıl akort ettiği kesin olarak bilinmemekteyse de din dışı mûsikide kullanılan kemançeye göre daha pest akortlandığı söylenebilir. Rebabın Mevlevî mûsikisinde özellikle taksim sazı olarak kullanıldığı ve pest akortlu rebabın çok esrarlı ve etkileyici bir ses verdiği göz önünde bulundurulursa bu durum daha iyi anlaşılır. Bu sazda pest akordu tercih edildiği ve hemen hemen bütün nağmelerin -çoğunlukla yegâh perdesine akortlanan- en tiz telde çalındığı için sazın ses alanını genişletmek amacıyla sapı uzatılmak zorunda kalınmış, bu ise rebabın zaten zor olan çalınışını daha da zorlaştırmıştır. Rebabı at kılı demeti olan yegâh telinin ses alanı bir buçuk oktav kadardır (yegâh-muhayyer arası). İbrişim üzerine bakır veya gümüş sarılarak yapılan diğer tel / teller kaba yegâha kadar pest ses verebilir. Bu teller ne kadar iyi malzemeden ve özenle yapılırsa yapılsın tını ve hacim bakımından at kılı telinden farklıdır. Bu sebeple tının birdenbire değiştiği ve sesin daha zayıf çıktığı için yegâh telinde başlayan bir nağmenin devamını sargılı tellerde çalmak kulağı rahatsız eder. Son dönemde geleneksel yapısıyla rebap çalan mûsikişinas sayısı oldukça azdır. Bazı sanatkârlar da ilk defa Eyyûbî Mustafa Sunar’ın kullandığı modern rebabı seçmiştir. Mustafa Sunar’ın rebabı sapı kısaltılıp dört telli hale getirilmiş, silindirik sap yerine en azından tellerin bulunduğu yüzü viyolonsel tuşu gibi yapılmış metal telli bir çalgıydı. Sunar’dan sonra bu yapıda bir rebabı öğrencisi Sabahattin Volkan kullanmıştır. Günümüzde Mehmet Refik Kaya kendi tasarımı olan uzun saplı, uzun dayama çubuklu ve sapı perdeli bir rebap kullanmakta, icraya bir oktav pestten katılmaktadır. Kemal Caba, rebabının birer at kılı demeti olan üç telini Hızır Ağa’nın Tefhîmü’l-makāmât’ında tasvir edilen keman gibi yegâh, dügâh ve nevâ perdelerine akortlamaktadır.

2. Mısır rebabı. Türk rebabına çok benzer. Mısır’ın özellikle Nûbe (Nübye) bölgesinde yaygındır. Türk rebabına oranla gövdesi (cevizi) daha küçük olup genellikle at kılından iki tel takılır. Çalgının genel yapısı ve yayı Türk rebabıyla kıyaslandığında daha ilkeldir.

3. Mağrib rebabı. Türk rebabından tamamen farklıdır. Sapı ve gövdesi aynı ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Uzun gövdesinin orta kısmı yayın daha kolay çekilebilmesi için daha dardır. Çalgının boyu 50-60 cm. kadardır. Üzerinde ud kafeslerini andıran oymaların bulunduğu tuşun altı da büyük ölçüde boştur. Göğsü deriden, telleri bağırsaktandır. İki teli genellikle beşli aralıkla akortlanır. Yayı Mısır rebabınınki gibi çok kavisli ve kısadır. Eşiği çoğunlukla ortadan yarılmış bir kamış parçasıdır. Kırılmaması için yarım silindir biçimindeki bu kamış eşik küçük bir çubukla desteklenir. İrice olan burgular geriye yatık olan burguluğa yandan girer. Düşey olarak ve dize dayanarak çalınan Mağrib rebabı günümüzde Fas ve Cezayir’de kullanılmaktadır. Tunus’ta ise yerini büyük ölçüde Batı kemanına bırakmıştır. Endülüs yoluyla Avrupa’ya geçen bu çalgı kısa zamanda Batı Avrupa ülkelerinde “rebec, rubeb” gibi adlarla yaygınlaşmıştır. Güney Avrupa’da daha çok diz üzerinde düşey konumda ve tırnaklarla çalınan rebecler Kuzey Avrupa’da göğse dayanarak ve parmak uçlarıyla tellere basılarak çalınıyordu. Keman ve viol ailesinden yaylı çalgılar bu rebeclerden türemiştir. Armudî Türk kemençesinin atasının da Mağrib rebabı olması muhtemeldir.

4. Irak rebabı. Türk ve Mısır rebabından pek farklı değildir. Daha çok “covz, coze, joze” adıyla anıldığı Irak’ta bu çalgı “çalgı-yı Bağdâdî” denilen saz heyetinin en önemli unsurlarındandır. Irak cozesinin en önemli farkı, hindistan cevizi kabuğundan yapılan diğer rebaplara göre sırtının daha fazla kesik olmasıdır. Pek çok Irak cozesinin gövdesi hindistan cevizi kabuğundan bir kasnağa deri gerilerek yapılmış gibidir; ses kutusu o kadar sığdır.

5. Endonezya, Malezya ve Cava rebabı. Türk rebabından çoğunlukla ahşap olan iri gövdesiyle ayrılır. Genellikle yürek biçiminde olan gövde hindistan cevizi kabuğundan yapılan rebaplara kıyasla oldukça sığdır. İki telli olup eskiden ibrişim teller kullanıldığı halde günümüzde metal teller yaygınlaşmıştır.

6. Uygur rebabı (ravap). Yarım küre biçiminde ahşap gövdesine çoğu zaman yılan derisi gerilmiş uzunca saplı bir lavtadır. Sapında perdeler bulunur. Gövdenin sapla birleştiği yerde sapın iki yanında boynuzu andıran iki uzantı vardır. Sincan dışında Kâşgar rebabı adıyla da anılır. Tel sayısı üç ise de daha fazla tel takılan rebaplar da mevcuttur. Teller metaldir ve ikişerlidir. Benzer çalgılara Özbekistan ve Tacikistan’da rastlanır. Kenzü’t-tuḥaf’ta (XIV. yüzyıl) çizimi bulunan rebap da Uygur rebabını andırır. Uygurlar günümüzde bas rebap da kullanmaktadır.

7. Afgan rebabı (rubab). İri, uzun, derin gövdesi ve kısa sapı aynı ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır; Afganistan’ın simgesi gibidir. Göğsü deriden, melodi telleri bağırsaktandır. Çok sayıda metal âhenk telinin burguları sapın göğse yakın kısmında bulunur. Gövdenin deriyle kaplı bölümünde iki yanda -kemandakini andıran- iki girinti vardır. Hiçbir işlevi olmayan bu girintiler rebabın başlangıçta yayla çalındığını düşündürmektedir. Yemen çalgısı “kanbus” da Afgan rebabına benzer, ancak gövdesinde bu girintiler yoktur.

8. Pakistan rebabı (robob, robab, rabob). Afgan rebabının Pakistan’da değişmesiyle ortaya çıkmıştır. Daha çok “sarod” adıyla anılır. Afgan rebabının uzun, derin gövdesi sarodda yarım küre biçimini almış, sap uzamış, saptaki perdeler kalkmış, ancak sapla gövdenin birleştiği yerde kemanınkini andıran iki girinti muhafaza edilmiştir. Sap bir metal plakayla kaplanmış, burguluğun arkasına basık küre biçiminde ikinci bir ses kutusu takılmıştır. Dört çift çelik melodi teline ek olarak çok sayıda metal âhenk teli vardır. Bunların akordu çalınacak eserin makamına göre değiştirilir. Benzer bir çalgı yine sarod adıyla Hindistan’da da yaygın olarak kullanılır.

BİBLİYOGRAFYA
H. G. Farmer, “The Origin of the Arabian Lute and Rebec”, Studies in Oriental Musical Instruments, London 1931, I, 99-107; a.mlf., “A Maghribi Work on Musical Instruments”, a.e., Glasgow 1939, II, 32; a.mlf., “The Instruments of Music on Ṭāq-ı Bustān Bas-Reliefs”, a.e., II, 80-81; a.mlf., Turkish Instruments of Music in the Seventeenth Century: As Described in the Siyāḥat nāma of Ewliyā Chelebī, Glasgow 1937, s. 43-45; a.mlf., “Turkish Musical Instruments in the Fifteenth Century”, Oriental Studies: Mainly Musical, London 1953, s. 22; a.mlf., “Arabian Musical Instruments on a Thirteenth Century Bronze Bowl”, a.e., s. 67-68; a.mlf., “ʿAbdalqādir Ibn Gaibī on Instruments of Music”, Oriens, XV (1962), s. 244-245; a.mlf., “Rabāb”, EI2 (İng.), VIII, 346-348; Mahmut Ragıp Gazimihal, Asya ve Anadolu Kaynaklarında Iklığ, Ankara 1958, tür.yer.; Mahmoud Guettat, La musique classique du Maghreb, Paris 1980, s. 42; a.mlf., “Rebab”, The New Grove Dictionary of Musical Instruments (ed. Stanley Sadie), London 1995, III, 177-183; Habib Hassan Touma, La musique arabe, Paris 1996, s. 98-99; N. Caron – D. Safvate, Musique d’Iran, Paris 1997, s. 173-174; D. Franke, Museum des Institutes für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften I: Musikinstrumente, Frankfurt 2000, s. 122-153; Instruments des musiques populaires et de confréries au Maroc, Paris, ts., s. 14-17; Rauf Yektâ, “Osmanlı Mûsikîsinde Kemanın Âhengi”, İkdam, İstanbul 4 Receb 1316 (7 Teşrînisâni 1314, 19 Teşrînisâni 1898); a.mlf., “Mûsikî-i Osmânî Tarihine Bir Nazar”, a.e., 17 Şevval 1317 (5 Şubat 1315, 17 Şubat 1900); a.mlf., “Eski Türk Mûsikîsine Dâir Târihî Tetebbular -2- Türk Sazları”, MTM, sy. 4 (1331), s. 140-141; H. Usbeck, “Türklerde Musiki Aletleri -Rebab-”, MM, sy. 256 (1970), s. 25-26.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul’da basılan 34. cildinde, 493-494 numaralı sayfalarda yer almıştır.