ŞAHSEVEN

İran’ın kuzeybatısında yaşayan aşiretler topluluğu.

Müellif:

Kelime “şahın dostları” anlamına gelmekte olup ilk Safevî şahlarından itibaren hânedana karşı sadakat ve dinî bağlarla bağlananlar için kullanılmıştır. Bu mânada özellikle XX. yüzyılda İran’ın kuzeybatısının değişik bölgelerinde, bilhassa Mugan (bugün Azerbaycan-İran sınırı) ve Erdebil ile Tahran ve Zencan arasındaki Harakān ve Hamse’de yerleşen birkaç aşiretin adıdır. Şahsevenler göçebe bir hayat tarzını benimseyerek kışları Mugan bozkırlarında, yazları 100 mil güneyde yüksek Savalan meralarında ve Erdebil, Mişkin, Serâb bölgelerinde yaşamışlardır. XX. yüzyıl sonlarında yerleşik hayata geçmişler, eski aşiret yapısını ve göçebe çoban kültürünü önemli ölçüde yitirmişlerdir. Ancak 5-6000 hâne (yaklaşık 40.000 kişi) hâlâ göçebe ve yarı göçebe hayat tarzını sürdürmektedir. Şahseven ili, her birinde sayıları elli ile birkaç yüz arasında değişen hânenin bulunduğu yaklaşık kırk kabileye ayrılmıştır. Bunlar bölgenin azınlık nüfusunu oluştururlar, Tat diye bilinen yerleşik çoğunluk gibi Şiîdirler ve Âzerî Türkçesi’yle konuşurlar.

Şahsevenlerin kökeni büyük ölçüde Türkler’e dayanır. Hayatlarının ve kültürlerinin karakteristik özellikleri İran’da ve başka yerlerdeki Türkler’inkine benzer. Bunlar daha çok XI. yüzyılda Güneybatı Asya’ya göç etmiş Oğuz Türkleri’nin izlerini taşır. Şahseven aşiret ve konfederasyonunun kökleriyle ilgili üç farklı rivayet bulunmaktadır. Bunlardan en çok bilineni Sir John Malcolm’un History of Persia (1815) adlı eserinde yer alır. Buna göre Şah I. Abbas, atası Şah İsmâil’in Safevî hânedanını kurmasına yardımcı olan âsi kızılbaşların başlattığı ayaklanmaları bastırmak için Şahseven adında bir aşiret birliği oluşturmuştur. Vladimir F. Minorsky ise onlarla ilgili bilinenlerin Malcolm’un anlattıklarından biraz farklılık gösterdiğini, çağdaş Safevî kroniklerinde Şah Abbas’ın Şahseven adıyla kurduğu düzenli bir aşiret birliğinden söz edilmediğini yazar. Ancak XVII. yüzyıl ortalarında şaha bağlı özel saray muhafızları için bu tabirin kullanıldığı bilinmektedir. Son araştırmalar Şah Abbas’ın bir aşiret birliği oluşturduğunu doğrulayacak bir kanıta ulaşamamıştır. Buna rağmen birçok tarihçi Malcolm’un iddiasını benimsemiştir. Minorsky’nin XIX. yüzyılın sonlarına doğru onlarla görüşen bazı Rus seyyah ve araştırmacılarından naklettiği bilgilere göre Şahsevenler kendilerinin Yünsür Paşa liderliğinde Anadolu’dan geldiklerinde hemfikirdirler. Bunlar Şahseven aşiretlerinin Yünsür Paşa’nın soyundan gelen ilbeyi olarak tayin edilmiş hanlar tarafından yönetildiklerini, “beyzâde” ve “hâmpâ” (râyet / raiyyet) diye ikiye ayrıldıklarını belirtmişlerdir. Mugan ve Erdebil otlaklarının, liderlerine şahlar tarafından bağışlandığını ifade etmişlerdir. Muhtemelen aşiret liderlerinin beyanlarından kaynaklanan bu rivayetler, onların gerek halkın gerekse otlakların kontrolündeki otoritelerini meşrulaştırma gayretinin bir ürünüdür. XX. yüzyılda sıradan aşiretler arasında ve onlarla ilgili yazılarda anlatılan Şahsevenler’in kökenleri hususundaki üçüncü rivayet, bunların eşit statüde ve her biri kendi bağımsız liderlerine sahip otuz iki cemaat / taifeye bölündükleri şeklindedir. Burada beyzâde ve ilbeylerinden söz edilmez. Ancak bunun da kaynağında belirsizlik vardır. Yine de otuz iki grup olarak sayılan XVI-XVII. yüzyıl kızılbaş aşiretleri arasında Şahseven kökenlilerin bulunduğu söylenebilir.

Çağdaş kaynaklar, XVII. yüzyılın sonlarında Mugan ve Erdebil’de Afşar (Avşar) ve Şamlû (başlıca obaları: Beydilli, İnallı, Acirli / Biçerli) gibi kızılbaş aşiret isimleri yanında milis olarak Şahseven adlı grupların ve kişilerin varlığından söz eder. Bölgenin diğer önemli aşiretleri Kızılbaş Tekeli, Kürt Şakaki ve Muganlı idi. Ancak bir sonraki yüzyıla, Nâdir Şah zamanına kadar birleşik bir Şahseven aşireti veya konfederasyonunun kurulduğuna dair bir delil yoktur. 1132’lerde (1720) Safevîler’i mağlûp eden Afganlar’ın İsfahan’a hâkim olmaları ve Kuzeybatı İran’daki Osmanlı ve Rus akınları dolayısıyla Mugan ve Erdebil bu üç gücün karşılaşma noktası oldu. Bu yıllara ait kayıtlarda ilk defa Mugan ve Erdebil bölgesindeki Şahseven ve diğer aşiret gruplarının faaliyetlerine rastlanır. Bunlar, özellikle 1726 ve 1728 savaşlarında Osmanlı hücumlarına karşı direnmek ve Savefîler’in kutsal şehri Erdebil’i savunmak için mücadele veren sadık sınır güçleri olarak tasvir edilir. Osmanlı orduları 1728 sonbaharında Mişkin’de Şakakiler’i bozguna uğrattı, diğer aşiretleri de Mugan’da sıkıştırdı. İnallı ve Afşar boyları Osmanlılar’a boyun eğerken Şahseven ve Muganlılar mahallî bir toprak ağası olan Ali Kulı Han Şahseven liderliğinde Ruslar’a sığınmak için Kur nehrinden Salyan’a geçtiler ve Nâdir Şah’ın bölgeyi ele geçirdiği 1145 (1732) yılında İran’a döndüler. Nâdir Şah, Horasan ve Türkistan seferlerine kumandan olarak katılan Bedir Han liderliğinde Şahseven gruplarını birleşik ve merkezî bir konfederasyon halinde düzenledi. Muhtemelen Ali Kulı Han’ın oğlu olan Bedir Han XIX. yüzyılda çıkan Yünsür Paşa hikâyeleriyle özdeşleştirilmiştir. Bedir Han’ın ailesinin Saruhanbeyli’nin Urmiye Afşarları’ndan olduğuna dair sağlam deliller vardır. Kocabeyli, Îsâlı, Balabeyli, Mast-Alibeyli, Ali Babalı, Polatlı ve Demircili gibi eski beyzâde aşiretleri Saruhanbeyli Afşarı ile akrabalık izleri taşırsa da birçok aşiret Şamlû kökenlidir.

Osmanlılar’a yenilen Mugan’daki Şakaki, İnallı ve Afşar aşiretleri, Nâdir Şah’ın kendi eyaleti Horasan’a sürgün ettiği pek çok aşiret arasında yer almış olmalıdır. Nâdir Şah’ın ölümünden (1160/1747) sonra Şakakiler Miyana, Serâb ve Halhal çevresine, İnallı ve Afşarlar (her ikisi de Şahseven adını taşımaktaydı) Erdebil’in güney ve güneybatısında Harakān, Hamse ve Terîm bölgelerine yerleştiler. Nâdir Şah’a suikast yapanlardan Şahseven Mûsâ Bey Terîm’e yerleşmiş Afşarlar’dandı. Nâdir Şah’ın ölümünün ardından geçen çalkantılı yıllarda Bedir Han’ın oğlu Şahseven Nazar Ali Han, Erdebil şehri ve bölgesini yönetimi altında bulundurdu. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru Saruhanbeyli ailesi, Şahseven konfederasyonunu Mişkin ve Erdebil bölgeleriyle özdeşleşecek biçimde ikiye ayırdı. Şahseven hanları, yarı bağımsız komşuları Karadağ, Karabağ, Kubbe, Serâb ve Gîlân hanlıkları, Afşar, Afgan, Zend ve Kaçar aşiretleriyle Rus güçleri ve temsilcilerin içinde bulunduğu rekabet ve ittifak politikaları sahnesinde aktif rol üstlendiler.

Kaçarlar’ın ilk döneminde Ruslar’la yapılan iki savaş Şahseven topraklarında cereyan etti ve Mugan’daki kışlıkları Ruslar’ın işgaline uğradı. Bunun üzerine aşiretler güneye doğru hareketlendi. Erdebil hanları, özellikle Nazar Ali Han’ın yeğeni Ferecullah Han ile kendisiyle aynı adı taşıyan torunu Nazar Ali Han, Kaçar hânedanını desteklediler; kuzenleri ve rakipleri olan Mişkin hanları, bilhassa Ata Han ve kardeşi Şükür Han, Rus işgalcilerle iş birliği içinde oldular. Türkmençay Antlaşması’ndan (1828) yaklaşık 30 yıl sonra Rusya, Şahseven göçebelerine Mugan’daki eski otlaklarına şartlı giriş izni verdi, ancak onlar bu şartlara uymadı. Ruslar, yeni kazandıkları toprakları genişletmek için Şahsevenler’in başı boşluğunu siyasî bir avantaja dönüştürdü ve İran hükümetine karşı siyasî baskı aracı haline getirerek bu kural tanımaz aşiretlerin dizginlenmesini veya iskân edilmelerini istedi. İran hükümetinin aşiretler üzerinde uyguladığı politika ise yetkilerini almaktan te’dip seferleri düzenlemeye kadar değişiklik göstermekteydi. Nihayet 1860-1861 yıllarında bunların tamamını iskân etme teşebbüsünde bulundu.

XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Şahseven aşiret toplulukları hakkındaki bilgiler daha da ayrıntılıdır. Ruslar Mugan’ı işgal ettiklerinde Erdebil aşiretlerinin çoğu yerleşikti. Mişkin aşiretleri ise bir süre daha göçebe kaldılar, fakat onlar da XX. yüzyıl başlarında yerleşik hayata geçtiler. Bunların liderleri aşiretleri üzerindeki kontrollerini kaybettiler. Artık bir aileye dayalı tek merkezli birleşik bir konfederasyon olan Şahseven’in aşiret yapısı yeni kurallar çerçevesinde yeniden düzenlendi. Bağımlı aşiret grupları Mişkin’de Kocabeyli (özellikle Nûrullah Bey), Îsâlı, Hacı Hocalı ve Geyikli; Erdebil’de Polatlı ve Yurtçı’nın savaşçı beylerden oluşan yeni seçkinleri etrafında kümeleşti. Değişen ittifaklar ve rekabetten kaynaklanan mücadeleler Ucarulı, Alarlı, Şatranlı (Şakaki soyundan) ve Karadağlı, Çelebiyanlı ve Hacı Alili’nin güçlü beylerini de kapsayan komşu topraklara kadar yayıldı. Mugan’daki Rus sınırı 1884 yılında Şahsevenler’e kapatıldı. İran’daki kışlakları da aşiretler arasında dağıtıldı. Yine de Erdebil ve Mugan bölgesiyle sınırlı bir alanda varlıklarını sürdürdüler. Aile sayısı 10.000’i geçen Şahsevenler yaklaşık kırk yıl hemen hemen merkezî hükümetten bağımsız yaşadılar. En büyük aşiret olan Muganlı gibi bazı Şahseven cemaatleri barışçı bir şekilde kendi göçebe çobanlık hayatını devam ettirdilerse de hâkim aşiretlerin saldırı, soygun ve baskısı altında kaldılar. Bu dönem Hanhanlık veya Eşrarlık (bağımsız hanlar veya âsiler) zamanı olarak kabul edilir.

Şahseven aşiretleri XX. yüzyılın ilk yıllarında etki ve güçlerinin en faal dönemini yaşadılar. 1906 yılında başlayan İran Meşrutiyet Hareketi’nin kritik döneminde ve Rızâ Han’ın yükselişe geçtiği yıllarda çeşitli olaylarda yer aldılar. 1908 baharında Şahseven aşiret milisleriyle Rus sınır muhafızlarının karıştığı sınır olayları Ruslar’a, Tahran’daki Meşrutiyet hükümetinin düşmesini hızlandıracak ölçüde Azerbaycan’a askerî müdahale yapmasına bahane oluşturdu. 1909 sonlarında yeni millî hükümet ülkede kontrolü ele almak için mücadele verirken Şahseven beylerinin çoğu Meşrutiyet’e karşı olduklarını ve Tahran’a doğru harekete geçip Muhammed Ali Şah’ı tekrar tahta çıkarmak niyetinde bulunduklarını açıklayarak Doğu Azerbaycan aşiret birliğine katıldılar. Erdebil’i yağmalamaları Avrupa basınında geniş biçimde yer aldı. Ancak çok geçmeden Yeprem Han liderliğinde Tahran’dan gelen millî kuvvetler tarafından yenilgiye uğratıldılar. Şahseven savaşçılarının Erdebil’de işgalci Rus kuvvetlerine karşı gerilla savaşlarına devam etmesi, 1912’de General Fidorov kumandasında 5000 kişilik gücün onlara karşı bir harekâta girişmesine yol açtı. Bölgiyılı (bölünme yılı) diye hatırlanan bu felâkete rağmen Şahseven milisleri gerilla direnişini sürdürdüler. I. Dünya Savaşı esnasında değişik zamanlarda Rus, Türk ve İngilizler onları kendi taraflarına çekmeye çalıştılar.

Pehlevîler döneminde aşiretler, yeni ulus devlete beylerinin liderliğinde eşit birimler halinde entegre oldular. 1930’larda yerleşik hayata geçmede zorlanmalarının bir sonucu olarak ekonomik ve soysal sıkıntılara mâruz kaldılar. 1940’larda tekrar göçebe çobanlığa başlayan ve gevşek bir biçimde de olsa aşiret konfederasyonunu ihya eden Şahsevenler Sovyet işgal güçleri ile ardından 1946’da kurulan demokratik rejime pek çok problem çıkardılar. 1960’tan itibaren bir dizi kanun aşiret organizasyonunu dağıttı. Beylerin yetkileri ellerinden alındı ve şahın toprak reformu beylerin gücünü sarstı. Aynı zamanda dağlık araziler devletleştirildi. Eski otlaklarına dönmek için izin almaya mecbur kalmaları ve göç esnasında deve yerine kamyon kullanmaları göçebeleri daha geniş ekonomik ve politik bir yapının içine çekti. Mugan’da yeni sulama şebekesi inşa edildi. 1970’lerde tarım endüstrisinin gelişmesi göçebelerin büyük kısmının yerleşik hayata geçmesini kolaylaştırdı.

1978-1979 İran İslâm Devrimi’ne Şahseven göçebelerinin az bir kesimi iştirak etti. Yerleşik aşiret halkları Mişkinşehr gibi yerlerdeki olaylara ve Mugan’daki grevlere katıldılar. Bu olaylarda Şahsevenler’den birçok kişi öldü. Pek çok eski bey öldürüldü, bazısı sürgüne gönderildi. Şahseven ismi resmî olarak İlseven şeklinde değiştirildi. Ancak kendileri hiçbir zaman bu yeni adı kabul etmediler. 1992’den itibaren resmiyette de az kullanılır oldu. Göçebe çobanlık İran’ın diğer yerlerinde olduğu gibi Şahsevenler arasında da kısmen canlandı. 1986 göçebelerin sosyoekonomik sayımında Şahseven göçebelerinin sayısı 1960’lı yıllarda olduğu gibi 6000 aile civarındaydı. 1990’ların ortalarında Mugan’da ve dağlık bölgedeki Şahsevenler’in otlaklarının başkaları tarafından ele geçirilmesi üzerine hayvancılıkla uğraşan göçebelerin artık varlığını eskisi gibi sürdüremediği anlaşılmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
G. Schweizer, “Nordost-Azerbaidschan und Shah Sevan-Nomaden”, Strukturwandlungen im Nomadisch-Bäuerlichen Lebensraum des Orients (ed. E. Ehlers v.dğr.), Wiesbaden 1970, s. 83-148; N. Tapper, “The Women’s Sub-Society among the Shahsevan Nomads”, Women in the Muslim World (ed. L. Beck – N. Keddie), Cambridge 1978, s. 374-398; R. Tapper, Pasture and Politics: Economics Conflict and Ritual among Shahsevan Nomads of Northwestern Iran, London – New York 1979; a.mlf., Frontier Nomads of Iran: A Political and Social History of the Shahsevan, Cambridge 1997; a.mlf., “Shahsevan in Safavis Persia”, BSOAS, XXXVII/2 (1974), s. 321-354; a.mlf., “Shāhsewan”, EI2 (İng.), IX, 221-225; A. A. Shamim, “Shahsevan”, Encyclopaedia of the World Muslims (ed. N. Kr. Singh – A. M. Khan), Delhi 2001, VI, 1288-1291.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul’da basılan 38. cildinde, 295-297 numaralı sayfalarda yer almıştır.