TAHRÎRİYYE

Abdülbâkī Nâsır Dede’nin (ö. 1821) kendi geliştirdiği mûsiki yazısına dair eseri.

Müellif:

Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhlerinden Abdülbâki Nâsır Dede’nin Türkçe kaleme aldığı mûsikiyle ilgili iki eserinden biridir. 1209 (1794) yılında tamamlanan eser müellifin bildirdiğine göre Sultan III. Selim’in emriyle kaleme alınmıştır. Eserde Abdülbâki Nâsır Dede’nin kendi adıyla anılan, ebced mûsiki yazısını esas alarak düzenlediği harflere dayalı nota sistemi açıklanmış ve bazı mûsiki eserleri bu yeni yazıyla kaydedilmiştir. Tahrîriyye mukaddime, notalı bölüm ve hâtime olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Müellif eserin başında, Tedkīk u Tahkīk adlı risâlesini padişaha takdim ettikten sonra o zamana kadar mûsiki yazım kuralları hakkında hazırlanmış herhangi bir eserin bulunmadığını söyler ve eserine Tahrîriyye adını verdiğini kaydeder (eserin diğer nüshasında bu isim Tahrîriyyetü’l-mûsikī şeklinde de geçmektedir). Tahrîriyye’nin “Şürû‘” adlı giriş bölümünde Abdülbâki Nâsır Dede mûsiki yazımının, nağmelerin işareti olan harflerin yazımıyla bu harflerin altına vuruş sayısını rakamla ve sözlerini hecelere taksim ederek yazmaktan ibaret olduğunu söyler. Daha sonra yegâhtan tiz hüseynîye kadar otuz yedi perdeden oluşan harf mûsiki yazısı bir tablo halinde verilir, ardından bu yazının nasıl kullanılacağı örneklerle anlatılır ve bu sistemde yer alan “sus” işareti üzerinde durulur. Bu arada Nâsır Dede’nin “teneffüs” adını verdiği, nokta ile gösterilen sus işaretinin Türk mûsikisi tarihinde ilk defa bu nota sisteminde kullanıldığını ifade etmek gerekir. Bu notanın bir diğer özelliği de harflerin noktasız yazılmış olmasıdır.

Eserin notalı bölümünde yeni nota sistemiyle III. Selim’in sûzidilârâ makamındaki Mevlevî âyini, düyek peşrevi ve saz semâisi, Vardakosta Ahmed Ağa’nın aynı makamdaki devr-i kebîr saz semâisi bulunmaktadır. Burada önce âyinin sözlü kısmı yer alır. Bu âyin notası da mûsiki tarihinde notaya alınan ilk Mevlevî âyini olarak bilinmektedir. Ardından yazılan peşrevin başındaki, “Âyîn-i şerîf’in bend-i evvelinden sonra serhâne ve mülâzimesi ve bend-i sânîsinden sonra orta hâne ve son hânesi terennümsâzdır” ifadesinden bu kısmın aynı âyinin terennümü olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonraki saz semâisi de adı geçen âyinin terennümü içerisindedir. Bu bölümün son eseri, âyîn-i şerîf icrasında devr-i Veledî esnasında icra edileceği belirtilen üç hâne ve bir mülâzimeden oluşan devr-i kebîr peşrevidir. Ancak Mevlevî âyinleri üzerinde Türkiye’de yapılan iki ayrı nota neşriyatındaki (Türk Musikisi Klasiklerinden Mevlevî Âyinleri, İstanbul 1935, X, sy. 486-507; Sadettin Heper, Mevlevî Âyinleri, Konya 1974, sy. 175-183) sûzidilârâ âyini notalarıyla Tahrîriyye’deki notaların tamamen farklı olduğu görülmektedir. Tahrîriyye’nin son bölümünde eser besteleme konusu ele alınmakta, bazı mûsiki yazılarında görülen eksikliklerden söz edilmekte ve özellikle mûsiki yazımının eğitim gerektirdiği vurgulanmaktadır. Burada bir üstadın eğitiminden geçen, beste çalışmaları yapan ve sazında belli bir düzeye ulaşan kişilere bu eğitimin verilebileceği ifade edilmektedir. Eserin tesbit edilen iki nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir (Nâfiz Paşa, nr. 1242/2; Esad Efendi, nr. 3898). Nüshaların her ikisi de müellif hattıdır. Türkiye’de eser üzerine ciddi bir çalışma yapılmıştır (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
Abdülbâkî Nâsır Dede’nin Müzik Yazısı “Tahrîriye” (haz. Recep Uslu – Nilgün Doğrusöz Dişiaçık), İstanbul 2009; N. Ali – M. Sîret, Cevâhirü’z-zevâhir, İstanbul 1310, II, 95-96; Suphi Ezgi, Nazarî-Amelî Türk Musikisi, İstanbul 1953, V, 528-530; Fatma Âdile Başer, Türk Mûsikîsinde Abdülbâkî Nâsır Dede (1765-1821) (doktora tezi, 1996), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 31-55; a.mlf., “Yenikapı Mevlevihânesi Şeyhi Mûsikişinas Abdülbâki Nâsır Dede”, MM, sy. 462 (1998), s. 32; E. Popescu-Judetz, Türk Mûsiki Kültürünün Anlamları (trc. Bülent Aksoy), İstanbul 1996, s. 42-46; Ekmeleddin İhsanoğlu v.dğr., Osmanlı Mûsikî Literatürü Tarihi, İstanbul 2003, s. 131; Müzik Ansiklopedisi (haz. Ahmet Say), Ankara, ts., III, 914.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul’da basılan 39. cildinde, 430-431 numaralı sayfalarda yer almıştır.