TÜBBA‘

Eski Yemen krallarının unvanı, Kur’an’da helâk edildiği bildirilen bir kavmin adı.

Müellif:

Tübba‘ adı Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde geçmekte (ed-Duhân 44/37; Kāf 50/14), bu isimle anılan kavmin günahkârlıkları ve elçileri yalanlamaları yüzünden helâk edildiği bildirilmektedir. Firavun Mısır, kisrâ İran, kayser Bizans ve necâşî Habeş krallarının unvanı olduğu gibi tübba‘ da (çoğulu tebâbia) Yemen (Himyer) krallarının unvanıydı. İslâm kaynaklarına göre onlara bu adın verilmesinin sebebi, kralların birbirinin yolunu izleyerek krallık yapmaları veya kendilerine tâbi olanların çokluğudur (, “tbʿ” md.; İbn Haldûn, II, 50; M. Hüseyin el-Ferah, I, 129-130).

Yemenliler’in aslını oluşturan Kahtânîler, Cürhüm ve Ya‘rub olmak üzere iki kola ayrılmış, Ya‘rub b. Kahtân bölgede ilk devleti tesis etmiş, Ya‘rub’un soyundan gelen Sebe de bölgede birliği yeniden sağlayıp Sebe Devleti’ni kurmuştur. Bu devletin kuruluş tarihinin milâttan önce üç binli yıllara kadar gittiği tahmin edilmektedir. Sebe Devleti mukarribler (m.ö. ? – m.ö. 650) ve melikler (m.ö. 650 – m.ö. 115) diye iki döneme ayrılmış, Sebe’nin soyundan gelen Himyer Himyerî Devleti’ni tesis etmiştir (C. Zeydân, s. 142; M. Hüseyin el-Ferah, I, 34, 47). Güney Arabistan’da milâttan önce 115 yılından milattan sonra 525 yılına kadar hüküm süren Himyerî Devleti birincisine krallar, ikincisine tebâbia denilen iki döneme ayrılmaktadır. Krallar devri IV. yüzyılın başına, tebâbia devri 525 yılına kadar devam etmiştir. Bu dönemde kendilerine tübba‘ adı verilen Himyerî kralları Güneybatı Arabistan’ın tamamına hâkim olmuştur. İslâm kaynaklarında Yemen krallarına Sebe, Himyer ve Hadramut’a sahip olmadıkça tübba‘ denilmediği belirtilmektedir; dolayısıyla tebâbia Yemen’in birliğini sağlayan kralların unvanıdır (, “tbʿ” md.; M. Hüseyin el-Ferah, I, 129-131).

Tebâbia dönemine, tebâbia krallarının sayısına ve Kur’an’da bahsedilen tübbaın yaşadığı çağa ilişkin İslâm kaynaklarındaki bilgiler çelişkilidir. Bazı tarihçiler Himyerî Devleti’nin ikinci dönemini tebâbia diye adlandırırken (, X, 618) bazıları tübba‘ devrini çok daha gerilere götürmekte, bu sürece Sebe devri dahil edilmekte ve tebâbia dönemi milâttan önce XV. yüzyılda Hâris er-Râiş ile başlatılmaktadır. Hâris er-Râiş liderliğinde ülkede birliğin sağlanmasıyla Sebe Devleti’nde tebâbia kralları ve yetmiş Yemen tebâbiası dönemi başlamıştır (M. Hüseyin el-Ferah, I, 127, 129, 133). Buna göre Hâris er-Râiş ilk tübba‘dır. Bölge halklarının ona tâbi olmasıyla kendisine tübba‘ denildiği de rivayet edilmektedir (İbn Haldûn, II, 51; M. Hüseyin el-Ferah, I, 130-132). İbn Haldûn, tübba‘ diye nitelendirilen ilk kralın Hâris er-Râiş olduğunda tarihçilerin ittifak ettiğini nakletmekte (el-ʿİber, II, 51), İbn Kesîr de Kur’an’da zikredilen tübba‘ kavminin Sebe halkından meydana geldiğini belirtmektedir (Tefsîr, VII, 242). Bu kanaati savunanlara göre tebâbianın çoğu Sebe Devleti krallarıdır; fakat Himyer b. Sebe ve Himyer el-Asgar (Himyer Zîreydân) b. Sebe el-Asgar soyundan geldikleri için onlara ayrıca Himyer kralları denilmektedir (M. Hüseyin el-Ferah, I, 131). Neşvân el-Himyerî, Himyerli tebâbianın sayısının yetmiş olduğunu, hepsinin Râiş’in soyundan geldiğini ve bütün bölgede hâkimiyet kurduklarını söylemektedir (Mülûkü Ḥimyer, s. 62). Tebâbianın sayısını dokuz, on altı ve yirmi altı olarak verenler de vardır.

Tebâbia dönemini Himyerî Devleti’nin ikinci dönemiyle (IV-VI. asırlar) başlatanlara göre tübba‘ unvanlı ilk kral olan Şemmer Yür’iş, IV. yüzyılın başında Katabân ve Hadramut’u bertaraf ederek bölgedeki çatışmalara son vermiş, böylece Yemen’in birliğini sağlamış, ardından da Sebe, Zûreydân, Hadramut ve Yemanet kralı unvanını almıştır. Güney Arabistan’da IV-VI. yüzyıllar siyasî açıdan Himyerî devridir (, VIII, 683-684; X, 618). Bazı araştırmacıların Sebe kitâbelerinden hareketle ortaya koyduklarına göre sonraki dönem Sebe tebâbiası içinde ilk defa Şemmer Yür’iş ülkenin idarî taksimatına uygun şekilde Sebe, Zûreydân, Hadramut ve Yemanet kralı unvanını kullanmıştır. Şemmer Yür’iş, bazılarının iddia ettiği gibi son Himyerî Devleti zamanında (IV. yüzyıl) değil (a.g.e., VIII, 683-684; X, 618) milâttan önce IX. yüzyılda yaşamıştır. Çünkü kitâbelerdeki tarihlendirme milâdî takvime göre olmayıp Sebe takvimine göredir (M. Hüseyin el-Ferah, I, 144-145).

İlk tübbaa dair bilgiler gibi tebâbianın en meşhuru olan Ebû Kerib Es‘ad Kâmil’in yaşadığı dönemle ilgili bilgiler de çelişkilidir. Kur’an’da zikredilen tübba‘ kavminin Sebe (İbn Kesîr, VII, 242), tübbaın da (ed-Duhân 44/37) Ebû Kerib Es‘ad olduğu (M. Hüseyin el-Ferah I, 129) ifade edilmekle birlikte onun yaşadığı döneme dair farklı tarihler verilmektedir. Tebâbia devrini Himyerî Devleti’nin ikinci devriyle başlatanlara göre IV. yüzyılın sonunda Ebû Kerib Es‘ad, Orta Arabistan’a kadar ilerlemiş ve Şemmer’in kullandığı unvana, “Necid ve Tihâme Arapları’nın da kralı” ilâvesini yapmış, bu kralla ilgili çeşitli efsaneler ortaya çıkmıştır (, X, 618). Bazı kaynaklarda Ebû Kerib Es‘ad’ın milâttan önce 703-669 yılları arasında Sebe’de krallık yaptığı, kitâbelerde adının “Sebe, Zûreydân, Hadramut, Yemanet ve Necid ile Tihâme kralı” diye geçtiği, Kâbe’ye örtü giydirdiği, nebî mi yoksa kral mı olduğunun tartışıldığı belirtilmekte, İbn Abbas onun nebî, Kâ‘b ise kral olduğunu ileri sürmektedir. Hz. Peygamber’den, “Tübbaa küfretmeyin, zira o müslüman olmuştur”; “Es‘ad el-Himyerî’ye küfretmeyin, zira o Kâbe’ye ilk örtü giydirendir” meâlinde hadisler nakledilmektedir (, V, 340; M. Hüseyin el-Ferah, I, 129, 147; II, 645-658). Rivayete göre Ebû Kerib Es‘ad bir defasında Mekke’de altı gün kalmış, bu esnada rüyasında Kâbe’ye örtü giydirdiğini görmüş, ertesi gün Kâbe’ye rüyada gördüğü kumaştan bir örtü giydirmiş, ikinci gece başka bir kumaştan örtü giydirdiğini görünce bu defa o kumaştan bir örtü yaptırmış, üçüncü gece başka bir kumaştan örtü giydirdiğini görünce aynı kumaştan başka bir örtü giydirmiştir. Bu sebeple Kâbe’ye ilk örtü giydiren kimse diye tanınmıştır (İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, I, 19-20; , VI, 45). Bazı kaynaklarda Ebû Kerib’in Hz. Peygamber’den 700 yıl önce yaşadığı ve ona gıyabında iman ettiği bildirilmekte (İbn Kuteybe, s. 60); bir kısım rivayetlerde ise onun Zebûr’a inanan bir kişi olduğu ve orada Hz. Muhammed’in niteliklerini bulduğu nakledilmektedir (M. Hüseyin el-Ferah, II, 647). Medine tarihine dair eserleriyle tanınan Semhûdî de Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin Medine’deki evinin ilk tübba‘ tarafından Hz. Peygamber için yaptırıldığını kaydetmektedir. Bu rivayete göre hicretten 700 yıl önce Yesrib’e gelen ilk tübba‘ ileride burada bir peygamberin çıkacağı kendisine bildirildiğinde bu evi yaptırır ve ona verilmek üzere bir de mektup bırakır. Mektupta kendisine iman ettiğini bildirmekte ve kıyamette şefaatçi olmasını istemektedir. Ebû Eyyûb el-Ensârî kendisine intikal eden bu mektubu Resûlullah’a verir. Mektup okununca Resûlullah, “Merhaba ey sâlih kardeş!” diyerek onu selâmlar (Semhûdî, s. 340-342, 354).

Tebâbia döneminin son hükümdarı Zûnüvâs, Yahudiliği kabul etmiş ve bölgedeki hıristiyanları bu dine girmeye zorlamıştır (bk. ASHÂBÜ’l-UHDÛD). Bunun üzerine Habeş Kralı Kaleb Ela-Esbaha, Bizans İmparatoru I. Iustinos ile anlaşıp Zûnüvâs’a savaş açmış ve Himyerî Devleti’ni yıkmıştır. Tebâbiadan sonra Yemen’de Habeşler hâkimiyet kurmuştur (C. Zeydân, s. 141-145).

Kur’an’da günahkâr oldukları ve peygamberleri yalanladıkları için yok edildikleri bildirilen kavimler Nûh kavmi, Ashâbü’r-res, Semûd kavmi, Âd kavmi, Firavun’un taraftarları, Lût’un kardeşleri, Ashâbü’l-Eyke ve tübba‘ halkı şeklinde sıralanmaktadır. Helâk edildiği bildirilen tübba‘ kavminin kimliği söz konusu tübbaın kim olduğuna ve yaşadığı döneme bağlıdır. Burada tübba‘ eğer Sebe halkı ise (M. Hüseyin el-Ferrah I, 129) yine Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde Sebe’den bahsedilmekte ve birinde (en-Neml 27/20-44) Sebe melikesinin Hz. Süleyman’ı ziyareti konu edilmekte, diğerinde (Sebe’ 34/15-21) Sebe toplumunun şeytana uyup Allah’a kulluktan yüz çevirdiği ve bu yüzden büyük bir sel felâketiyle cezalandırıldığı belirtilmektedir. Kur’an’da tübba‘ halkının cezalandırılmasıyla ilgili bilgiler Sebe kavminin helâkine dair olabileceği gibi Himyerîler Devleti’nin tebâbia döneminin sonunda Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkma teşebbüsünün sonuçsuz bırakılması ve onun Mekke’ye gelen ordusunun helâk edilmesine ait de olabilir.


BİBLİYOGRAFYA

, I, 360.

, V, 340.

İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, Beyrut, ts., I, 9-30.

a.mlf., Kitâbü’t-Tîcân fî Mülûki Ḥimyer, Kahire 1996, tür.yer.

, s. 60, 626-637.

, I, 566-567.

, II, 74-78.

Neşvân el-Himyerî, Mülûkü Ḥimyer ve ʿaḳyâlü’l-Yemen (nşr. Ali b İsmâil el-Müeyyed – İsmâil b. Ahmed el-Cerâfî), Kahire 1378, s. 62.

, VII, 242.

, II, 50-51.

, VI, 45.

Semhûdî, Vefâʾü’l-vefâ bi-aḫbâri dâri’l-Muṣṭafâ (nşr. Kāsım es-Sâmerrâî), Beyrut 1422/2001, s. 340-342, 354.

C. Zeydân, el-ʿArab ḳable’l-İslâm, Beyrut, ts. (Dâru mektebeti’l-hayât), s. 141-145.

Neşet Çağatay, İslâm Öncesi Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Ankara 1982, s. 10-38.

P. K. Hitti, Târîḫu’l-ʿArab, Beyrut 1986, s. 89-90, 95.

Y. M. Abdullah, “Tübbaʿ”, el-Mevsûʿatü’l-Yemeniyye, San‘a 1423/2003, I, 625-627.

M. Hüseyin el-Ferah, el-Cedîd fî târîḫi devleti ve ḥaḍârati Sebeʾ ve Ḥimyer, San‘a 1425/2004, I, 34, 37, 47, 127, 129-133, 144-145, 147; II, 645-658.

A. F. L. Beeston, “Ḥaḍramawt’”, , III, 53-55.

a.mlf., “Ḳatabān”, a.e., IV, 775-778.

a.mlf., “Sabaʾ”, a.e., VIII, 682-685.

a.mlf., “Tubbaʿ”, a.e., X, 618.

A. Fischer – [A. K. Irvine], “Ḳaḥṭān”, a.e., IV, 467-468.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul’da basılan 41. cildinde, 455-456 numaralı sayfalarda yer almıştır.