TUĞYAN

Azgınlık göstererek haddi aşma mânasında bir Kur’an terimi.

Müellif:

Sözlükte “azmak, sapmak; taşmak” anlamına gelen tuğyân (tağy), Kur’ân-ı Kerîm’de türevleriyle birlikte otuz dokuz yerde geçmektedir. Bunların içinde birkaç âyette “suyun kabarıp taşması, gözün yöneldiği istikametten veya hedeften başka tarafa kayması, terazinin dengesinden saptırıldığı için eksik tartması; Âd ve Semûd kavimlerini isyanları yüzünden helâk eden şiddetli yer sarsıntısı, büyük deprem” gibi anlamlarda kullanılır. Tuğyan kavramının yer aldığı diğer âyetlerde genellikle, “gerçekten haberdar olduktan sonra meşrû sınırları aşıp azmak” mânasında insanların dinî ve ahlâkî alanlardaki her türlü sapkınlığını, zulüm, haksızlık ve tecavüzlerini ifade eder. Tarih boyunca ilâhî davete sürekli karşı çıkarak inkâr zihniyetinin sembolü haline gelen Firavun ve taraftarlarının gösterdikleri azgınlıklara çeşitli âyetlerde tuğyan kelimesiyle atıfta bulunulmuş, bu kavram onların her türlü olumsuz davranışları için bir terim halinde kullanılmıştır (meselâ bk. Tâhâ 20/24, 43, 45; en-Nâziât 79/17; el-Fecr 89/11). Beş âyette tuğyan ile küfür kelimeleri birbirinin tamamlayıcısı olarak zikredilmiştir (el-Mâide 5/64, 68; el-İsrâ 17/60; el-Kehf 18/80; eş-Şems 91/11). Aynı kavramın yer aldığı birçok âyette ise insanların tuğyan halinde iken âdeta bir kör gibi davrandıklarını, azgınlıkları içinde bilinçsizce bocaladıklarını belirtmek üzere “ya‘mehûn” ifadesiyle nitelendikleri görülmektedir. Öte yandan Kur’an’da “aşırı derecede azgın ve mütecaviz” anlamındaki “cibt” kelimesiyle birlikte kullanılan tâğūt kavramı, geçtiği âyetlerde “insanı Allah’ın gösterdiği hak yoldan saptırarak O’na kulluktan alıkoyan her şey; tuğyanı yaşayan ve yaşatan bütün kişi, kuruluş ve güçler” anlamında kullanılmıştır (bk. CİBT; TÂGŪT). Ayrıca yalancılık, hak hukuk ve sınır tanımama, bozgunculuk, aşırı tüketim, dengeyi bozma, ölçü ve tartıda adaletsizlik gibi hususlar Kur’an’da tuğyan kapsamında kabul edilen olumsuz davranışlardır (meselâ bk. Hûd 11/112; Tâhâ 20/81; er-Rahmân 55/8-9). Tuğyan kavramı hadislerde de genellikle “azgınlık, isyan, küfür” anlamında kullanılmıştır. Bu kelimenin yer aldığı hadislerin bir kısmında, Kur’an’daki Hızır kıssasında kendisinden söz edilen (el-Kehf 18/74, 80) ve Hızır tarafından öldürülen çocuğun öldürülme gerekçesine temas edilirken yaşaması halinde onun ileride anne ve babasına azgınlıkla zulmedeceğine tuğyan kelimesiyle işaret edilmiş (Müsned, I, 121; Buhârî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 18/3; Müslim, “Feżâʾil”, 172, “Ḳader”, 29), bazı hadislerde aşırı dünya sevgisiyle mal hırsının, şiddetli öfke ve kinin insanı tuğyana sevkedeceği bildirilmiştir (Dârimî, “Muḳaddime”, 32; Abdürrezzâk es-San‘ânî, XI, 188).

Tuğyan kavramı kişinin soyluluk, zenginlik, siyasal ve sosyal statü, iktidar gücü vb. gelip geçici durumlara aldanarak önce Allah’a, ardından yaratılmışlara karşı büyüklenmesi, Allah’ın emirlerine boyun eğmeyi ve O’na kulluk etmeyi gururuna yedirememesi, mânevî ve ahlâkî açıdan değersiz şeylerin cazibesine kapılarak onlarla avunup aldanması yüzünden işlediği bütün olumsuz davranışları kapsamaktadır. Tuğyan insan tabiatında mevcut, her an harekete geçebilecek olan kibir ve benlik duygusundan kaynaklanır. Gönlünü vahye bağlamayan, aklını yegâne rehber kabul ederek peygamberlerin uyarılarını dikkate almayan bencil insan maddî güç ve üstün bir sosyal statü elde edince çevresindekilerin telkinlerine kapılarak önce kendini beğenmeye, daha sonra ilişkilerinde itidal ve adaletten ayrılıp başkalarına hükmetmeye yönelir, sonuçta tuğyan bataklığına saplanır. Bu sebeple iman açısından tuğyanın küfür ve şirk ile sonuçlanacağı, sosyal hayat ve beşerî ilişkiler açısından onun doğuracağı sonuçların başkalarına zulüm ve tahakküm şeklinde kendini göstereceği söylenebilir. Nitekim Kur’an’da geçmiş toplumların olumsuz davranışları ve onları helâke sevkeden sebepler sayılırken bunların tamamının tuğyan kapsamında olduğu belirtilmiştir (el-Mâide 5/64, 68; el-Hâkka 69/5; el-Fecr 89/6-14). Bu kelimenin, taşıdığı “aşırılık ve taşkınlık” anlamı sebebiyle “taaddî” (ölçüyü ve sınırı aşmak) ve dalâlet (ilâhî buyruklara aykırı davranmak) kelimeleriyle yakın anlamlı; akıllı ve bilgili olmayı, cehalet ve sefahatten uzak durmayı ifade eden “hilim” kelimesiyle de karşıt anlamlı olduğu söylenebilir.

BİBLİYOGRAFYA :

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ṭġy” md.; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ṭġy” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ṭġy” md.; Kāmus Tercümesi, IV, 1055; Wensinck, el-Muʿcem, “ṭġy” md.; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṭġy” md.; Müsned, I, 121; Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Muṣannef (nşr. Habîbürrahman el-A‘zamî), Beyrut 1403/1983, XI, 188; Elmalılı, Hak Dini, II, 869-870; VIII, 5864; T. Izutsu, Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar (trc. Selâhattin Ayaz), İstanbul 1991, s. 202-204; Halit Ünal, “Tuğyan”, Şâmil İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1994, VI, 226-228.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2019 yılında Ankara’da basılan (gözden geçirilmiş 3. basım) EK-2. cildinde, 611 numaralı sayfada yer almıştır.