ÜMMÜ’l-HAKEM

Ümmü’l-Hakem bint Zübeyr b. Abdilmuttalib el-Kureşiyye el-Hâşimiyye (ö. 7/628’den sonra)

Kadın sahâbî.

Müellif:

Mekke’de doğdu. Ümmü Hakîm diye de zikredilir. Kureyş kabilesinin Hâşimoğulları kolundandır. Babası Hz. Peygamber’in amcası Zübeyr, annesi Mahzûmoğulları’ndan Âtike bint Ebû Vehb’dir. Ümmü’l-Hakem’in, Resûl-i Ekrem’in sütkardeşi olduğu nakledilmektedir. Bazı kaynaklarda onun, kız kardeşi Dubâa bint Zübeyr ile karıştırıldığı ve bunların aynı kişi olduğu kaydedilmişse de İbn Hacer el-Askalânî’ye göre bunlar iki kardeştir (el-İṣâbe, VIII, 191-192, 194-195). Ümmü’l-Hakem, İslâmiyet’in ilk yıllarında Müslümanlığı kabul etti ve müşriklerin eziyetlerine tahammül gösterdi. Bu esnada Hz. Peygamber’e Allah’a ortak koşmamak, haktan ayrılmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek ve Peygamber’e karşı gelmemek üzere biat etti. Daha sonra Medine’ye hicret etti. Hicretin ilk günlerinde yaşanan sıkıntılı dönemde Resûl-i Ekrem kendisiyle yakından ilgilendi, onu zaman zaman evinde ziyaret etti. Hayber’in fethi üzerine (7/628) buradan gelen hurmalardan kendisine otuz vesk pay tahsis etti. Ümmü’l-Hakem, Hâşimoğulları’ndan Rebîa b. Hâris b. Abdülmüttalib ile evlendi ve bu evlilikten Abdüşems, Abdülmuttalib, Muhammed, Abdullah, Abbas, Hârise ve Ümeyye adlı oğulları ile Ervâ el-Kübrâ adlı kızı dünyaya geldi.

Bir gün Ümmü’l-Hakem küçük oğlu Abdullah ile bir yere giderken Resûlullah’ı gördü ve oğluna Resûlullah’ın hırkasını alıp kendisine getirmesini söyledi. Abdullah, Resûlullah’ın sırtındaki hırkayı çekip alınca o da kendisine kimin oğlu olduğunu sordu. Abdullah kendini tanıttıktan sonra hırkayı almasını annesinin istediğini belirtti. Hz. Peygamber hırkayı çocuğa verdi ve annesinin onu kız kardeşi Dubâa ile paylaşıp baş örtüsü olarak kullanmalarını söyledi (Ebû Nuaym, III, 1643). Hayber Savaşı’nın ardından bir daha kendinden söz edilmeyen Ümmü’l-Hakem’in bu tarihten kısa bir süre sonra vefat ettiği tahmin edilmektedir. Ümmü’l-Hakem’den iki hadis rivayet edilmiştir (İbn Hazm, s. 344). Bu rivayetlerin birinde belirtildiğine göre bir savaş sonrasında Medine’ye esirler getirilmişti. Ümmü’l-Hakem kız kardeşi Dubâa ve Hz. Fâtıma ile birlikte Resûlullah’ın yanına gitmiş, işlerinin çokluğundan şikâyet ederek kendisine ev işlerinde yardım edecek bir esir vermesini istemişti. Ancak Hz. Peygamber, Bedir’de şehid düşen sahâbîlerin çocuklarının daha erken davrandığını ve esirlerin onlara ayrıldığını söylemiş, Ümmü’l-Hakem ve beraberindekilere daha hayırlı bir iş olarak her namazdan sonra tesbihata devam etmelerini tavsiye etmiştir (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 100).


BİBLİYOGRAFYA

, VIII, 46-47.

, s. 64, 406.

Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Beyrut 1405/1984, XXV, 138.

Ebû Nuaym el-İsfahânî, Maʿrifetü’ṣ-ṣaḥâbe (nşr. Âdil b. Yûsuf el-Azâzî), Riyad 1419/1998, III, 1643; VI, 3482-3483.

İbn Hazm, Esmâʾü’ṣ-ṣaḥâbeti’r-ruvât (nşr. Seyyid Kesrevî Hasan), Beyrut 1412/1992, s. 344.

, IV, 1933.

, III, 230; VII, 319-320.

, VIII, 191-192, 194-195.

M. Saîd Mübeyyaz, Mevsûʿatü ḥayâti’ṣ-ṣaḥâbiyyât, İdlib/Suriye 1410/1990, s. 108.

Hâlid Abdurrahman el-Ak, Mevsûʿatü ʿuẓamâʾ ḥavle’r-resûl, Beyrut 1412/1991, III, 2118.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul’da basılan 42. cildinde, 319 numaralı sayfada yer almıştır.