ZİYÂ PAŞA

(1849-1929)

Türk devlet adamı, bestekâr.

Müellif:

Ramazan 1265 (Temmuz-Ağustos 1849) tarihinde İstanbul’da doğdu. Yanyalı Müftîzâde Mehmed Şâkir Bey’in oğludur. Asıl adı Mehmed Yûsuf Ziyâ olup ünlü şarkı bestekârı Suphi Ziya Özbekkan’ın babasıdır. İlk ve orta öğreniminden sonra özel hocalardan ders alarak edebiyat ve siyasî ilimler konusunda yetişti, bu arada Fransızca öğrendi. On bir yaşında iken babasının görev yaptığı Meclis-i Muhâsebe-i Mâliyye kâtip yardımcılığına girerek eğitimini ilerletti. 3 Ekim 1864’te başlayan Hariciye Nezâreti Mektûbî Kalemi kâtip yardımcılığı görevi 31 Temmuz 1868’de birinci sınıf kâtip yardımcılığı ile devam etti. Ertesi yıl getirildiği Berlin Sefâreti ikinci kâtipliğini Viyana Sefâreti’ndeki ikinci kâtiplik görevi takip etti. Bu arada İstanbul’a dönüp Sadrazam ve Hariciye Nâzırı Âlî Paşa’nın kâtipliğini yaptıktan sonra Atina ve Petersburg sefâretlerinde başkâtip ve bir süre maslahatgüzar olarak görev yaptı. 2 Ağustos 1876’da getirildiği Hariciye Nezâreti Umûr-ı Şehbenderî Müdürlüğü’ndeki başarıları üzerine 21 Eylül 1885’te Belgrad ortaelçiliğiyle vazifelendirildi. 21 Kasım 1889 tarihinde Roma büyükelçiliğine tayin edildi. Bunu Viyana, Paris, Washington (27 Şubat 1910) büyükelçilikleri izledi. 24 Ekim 1866’da kendisine râbia, ardından sâlise ve bâlâ ile vezirlik rütbeleri verildi. Birinci rütbe Sırbistan Krallığı Takova nişanının yanı sıra Birinci Mecîdî, Birinci Osmânî ve Murassa‘ Osmânî nişanları ile taltif edildi. Paris büyükelçisi iken merkeze çağrıldı; Şûrâ-yı Devlet Mülkiye Dairesi âzalığına ve Şirket-i Hayriyye Meclis-i İdâre reisliğine getirildi. 23 Mart 1901’de Defter-i Hâkānî, daha sonra Ticaret ve Sanayi ve Maarif nâzırı olarak görevlendirildi. Kasım 1922 tarihine kadar Meclis-i A‘yân üyeliğinde bulunan Ziyâ Paşa vefat edince Büyükada Mezarlığı’na defnedildi. Adı daha sonra Büyükada’da bir sokağa verildi.

Sultan Abdülaziz devrinde yetişen, II. Abdülhamid ve Meşrutiyet devirlerinin önemli devlet adamlarından olan Yûsuf Ziyâ Paşa, mûsikiye olan sevgisi ve bestekârlığı ile de Osmanlı döneminin son mûsikişinasları arasında yer aldı. Bahariye Mevlevîhânesi şeyhlerinden Hüseyin Fahreddin Dede ile birlikte büyüdü, ilk mûsiki bilgilerini bu mevlevîhânede edindi ve Mevleviyye tarikatına intisap etti. Dergâhta âyinhan olarak mutribe devam etti. Kanûnî Ömer Efendi’den mandalsız kanun öğrendi. İyi seviyede ud çalmasına rağmen daha çok kanunî olarak tanındı. Nişantaşı’ndaki konağı onun İstanbul’da bulunduğu dönemlerde mûsikişinasların katıldığı, mûsiki icra ve sohbetlerinin yapıldığı bir sanat mahfili oldu. İlk dönemlerde Hacı Ârif Bey, Sermüezzin Rifat Bey, Ûdî Şâkir Paşa, Şevki Bey, Hacı Fâik Bey gibi üstatların devam ettiği bu toplantılar, Ziyâ Paşa’nın uzun süren dış görevlerinden İstanbul’a dönüşünden sonra Üsküdarlı Bestenigâr Ziyâ Bey, Kaşıyarık Hüsâmeddin, Hacı Kirâmî Efendi, Hâfız Şaşı Osman Efendi, Muallim İsmâil Hakkı Bey, Tanbûrî Cemil Bey, Ali Rifat Bey (Çağatay), Kanûnî Hacı Ârif Bey, Kemençeçi Vasilaki, Neyzen Tevfik (Kolaylı), Ûdî Nevres Bey, Kemânî Kirkor, Kemânî Ağa Aleksan, Rauf Yektâ Bey, Lavtacı Andon gibi ses ve saz üstatlarıyla sürdü. Bu toplantılar oğlu Suphi Ziya’nın yetişmesinde önemli bir etken olmuştur.

Ziyâ Paşa, 1 Ocak 1917 tarihinde Maarif Nâzırı Ahmed Şükrü Bey zamanında Vekiller Heyeti kararı ile açılan ve Osmanlı Devleti’nde ilk resmî mûsiki mektebi olan Dârülelhan’ın hem isim babası hem de ilk umum müdürüdür. Onun bir diğer özelliği elli üç yaşlarında başladığı bestekârlığıdır. Peşrev, saz semâisi, yürük semâi ve şarkı formlarındaki eserlerinde parlak ve klasik tavır dikkati çeker. Çok sevdiği, uzun süredir kullanılmayan nişâburek makamını besteleriyle tekrar canlandırmıştır. Yılmaz Öztuna günümüze ulaşan on altı eserinin listesini verir (Türk Mûsikîsi, II, 530). Nevâ peşrevi ve saz semâisi ile segâh peşrevi Türk mûsikisi saz eserleri repertuvarının en seçkin eserleri arasındadır. Nevâ saz semâisinde Itrî Efendi’nin nevâ kârındaki temayı büyük bir ustalıkla işlediği söylenir. Ayrıca sözleri Fuzûlî’ye ait olan, “Ey gül ne acep silsile-i müşk-i terin var” mısraıyla başlayan nişâburek nakış yürük semâisiyle yine aynı makamda, güftesi Nedîm’e ait müsemmen usulünde, “Bin zeban söylersin ol çeşm-i sühan-perdâz ile” ve birleşik nîm-sofyan usulünde, “Mest-i nâzım kim büyüttü böyle bî-pervâ seni” mısralarıyla başlayan şarkıları onun çok sevilen bestelerindendir. İsviçreli hukukçu Johann Kaspar Bluntschli’nin Le droit internationale codifié adlı eserini Türkçe’ye çeviren Ziyâ Paşa aynı zamanda titiz bir koleksiyoncu olarak tanınmıştır. Lavtacı Andon’un icrasıyla iki karcığar ve bir gerdâniye köçekçe takımını Nevres Bey’e notaya aldırtmış, sabâ köçekçelerin notaya alınması ise yarım kalmıştır.


BİBLİYOGRAFYA

, s. 301-302.

Baki Süha Ediboğlu, Ünlü Türk Bestekârları, İstanbul 1962, s. 245.

, II, 60-61.

Yılmaz Öztuna, Türk Mûsikîsi, Ankara 2006, II, 529-530.

Ruşen Ferit Kam, “Büyük Türk Bestekârları: Ziya Paşa”, Radyo, sy. 91-93, Ankara 1949, s. 19, 28.

İsmail Baha Sürelsan, “Ölümünün Dördüncü Yıldönümü Münasebetiyle: Suphi Ziya Özbekkan’a Dair”, Musikî ve Nota, sy. 9, İstanbul 1970, s. 4.

a.mlf., “Dârülelhân’ın Kuruluşuna Dair”, a.e., sy. 16 (1971), s. 5-6.

Fethi Tevetoğlu, “Türkiye Maârif Nâzırları-2-”, Hayat Tarih Mecmuası, sy. 6, İstanbul 1973, s. 21.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2013 yılında İstanbul’da basılan 44. cildinde, 479 numaralı sayfada yer almıştır.