PRUT ANTLAŞMASI

Osmanlılar ile Ruslar arasında Prut nehri kenarında 1123’te (1711) yapılan savaştan sonra imzalanan antlaşma.

Müellif:

Karlofça (1110/1699) barışının ardından kaybedilen yerlerin geri alınması anlamında önemli bir aşama olan Prut Savaşı ve Antlaşması XVIII. yüzyılın en çok tartışılan konularından birini teşkil eder. 1700’de İstanbul’da yapılan barış antlaşması ile Azak Kalesi’ni ele geçirmiş olarak bu denize açılan ve Karadeniz’e çıkma fırsatı kollayan Rusya’nın bu kazanımına son verilmesi önemli hedeflerden biri olarak kabul edilir.

Sıcak denizlere açılma ihtiyacı Rus Çarı Deli/Koca Petro’ya iki istikamet göstermekteydi: Kuzeyde İsveç, güneyde Osmanlı Devleti tarafından kapatılmış olan Baltık ve Karadeniz. Siyasî şartlar ve bölgesel çatışmalar İsveç istikametinin zorlanmasını başarı beklentisini daha yüksek bir hale sokmaktaydı ve Petro da güçlü Osmanlı’ya kıyasen daha zayıf addettiği İsveç ile işe başladı. “Büyük Kuzey savaşları” olarak anılan bu savaşlar (1700-1721) Rusya, İsveç ve Lehistan’ı uzun ve zorlu bir mücadelenin içine soktu. Lehistan’da iki karşıt kralın (Nalkıran ve Lesçinski) mücadelesi ve İsveç Kralı Demirbaş Şarl ile (XII. Karl) Deli Petro arasındaki sürekli savaşların ilk aşaması, Rusya topraklarında Osmanlı sınırlarına yakın yerlere kadar ilerleyen İsveç kralının Rus çarı karşısında Poltava’da yenilip yaralı bir halde Osmanlı topraklarına sığınmasıyla sonuçlandı (Ağustos 1709). Gelişmelerin Rusya ile bir savaşa kadar varmasında özellikle Petro’nun takip ettiği siyaset ve misafir kralın böyle bir neticeyi hedefleyen etkin faaliyetleri önemli rol oynadı. Ancak başta III. Ahmed olmak üzere dönemin sadrazamları Çorlulu Ali Paşa, Köprülüzâde Nûman Paşa ve onun azlinden sonra Baltacı Mehmed Paşa siyasî gelişmelerle baş edebilecek, zamanın devlet adamları ve hükümdarları ile boy ölçüşebilecek çapta değillerdi. Baltacı Mehmed Paşa sadârete geçtiğinde o sıralarda henüz yirmi bir yaşında olan Demirbaş Şarl’ın güvenli bir şekilde memleketine gönderilmesi ve Rusya’nın barış şartlarına riayet etmemesinden ötürü bozulan ilişkilerin yeniden düzeltilmesi gibi birbiriyle yakın ilişki içinde olan iki önemli meseleyle uğraşmak zorunda kaldı. Demirbaş Şarl’ın karşı çıkmasına rağmen Rusya ile 1710’da yapılan barış Çorlulu Ali Paşa zamanında onaylanarak yenilenmiş bulunuyordu. Ancak kralın çalışmaları Çorlulu’nun azliyle sonuçlanmış, yerine geçen Nûman Paşa zamanında Rusya ile olan ilişkilerde sertleşme meydana gelmiş ve durumdan istifade etmek üzere giderek zihinlerde İsveç ile savaş halinde bulunan Rusya’nın elinden Azak Kalesi’nin geri alınması ve Kırım’ı tehdit etmekte olan Özü boyundaki bazı Rus kalelerinin yıkılmasının temin edilmesi fikri doğmaya başlamıştı. Nitekim Baltacı Mehmed Paşa sadrazam olarak Halep’ten İstanbul’a geldiğinde başta Kırım Hanı II. Devlet Giray olmak üzere önde gelen devlet adamlarının Rusya ile savaşa karar vermiş olduklarını gördü ve sarayda yapılan büyük toplantı neticesinde bu yönde bir karar alındı (20 Kasım 1710).

Savaşın ilânı üzerine Rus kuvvetleri, başkumandan Mareşal Şeremetyev idaresinde çarın ittifak içinde olduğu Boğdan Voyvodası Dimitrie Kantemir ile anlaşmış olarak Yaş’a kadar ilerledi. Şeremetyev kuvvetlerini arttırmak ve önce nihaî bir muharebe için Bender’e, daha sonra da sadrazamla karşılaşmayı tercih etmek yerine bölünmelerine yol açacak bir uygulama ile generallerinden Janus ve Rhenne’yi iâşe temini için Boğdan ve Eflak’a yolladı. Ancak yeterli erzak temini mümkün olmadığı gibi ahali de Rus kuvvetlerine destek vermekten kaçınmaktaydı. Çarın esas ordusuyla gelmesi bu tür sıkıntıların daha da artmasına yol açtı. İsakçı’dan hareket eden ve Tuna’yı geçen 40.000 kişilik bir Osmanlı kuvvetinin (Râşid, III, 359, 360) yolda olduğu haberi üzerine Yaş’tan Prut nehrinin sağ kıyısı boyunca Falçı’ya doğru ilerleyerek Türk kuvvetlerine karşı çıkılması kararı alındı. Sadrazam Mehmed Paşa kumandasındaki esas kuvvetler ise henüz yolda idi. Rus ordusunun sayısı hakkında abartılı duyumlar alınması sebebiyle çar henüz Yaş’ta iken barış için bir teklifte bulunulmasına teşebbüs edildiği, ancak bunun orduda bulunan İsveç kralının temsilcisi Ponyatovski tarafından Rus ordusunun gerçek sayısının belirtilmesiyle sonuçsuz bırakıldığının söylenmekte olması, askerî deneyimi olmadığını itiraf eden sadrazamın zafiyetinin bir işareti olması bakımından önemlidir. Sadrazam haziranın son günlerinde İsakça’da Tuna’yı geçti. Ponyatovski, İsveç kralının da orduda bulunmasında fayda ummaktaydı. Bu amaçla sadrazamın onayını almış olarak Bender’e gittiyse de istediği sonucu alamadı. Oysa kralın mevcudiyeti gelişmeleri muhtemelen çok daha başka bir istikamete sevkedebilirdi (Zinkeisen, V, 420-421). Osmanlı ordusunun önünde yol alan Tatarlar’ın Prut’un sol kıyısında Huşi sahrası tepelerinde görünmeleri ve nehri geçme izlenimi vermeleri üzerine Petro kuzey ve güneyden her türlü irtibatın tamamen kesilebileceği endişesiyle, önden gönderilmiş olan General Rhenne ile buluşmayı umduğu Falcı istikametine doğru daha fazla yola devam etmeyi uygun görmedi. Siret’e doğru dönerek kurtulmayı düşündü, ancak yeterli yiyecek ve içecekleri olmayan askerlerin yorgunluktan tükenmiş bir durumda olmaları, her gün yüzlercesinin öldüğü hayvanlar için de yem ve saman bulunmamasından ötürü bu planını uygulayamadı. Bu durumda Huşi sahrası dolaylarında sağlam bir mevki edinmek ve talihini nihaî bir savaşta denemek üzere kuzey istikametine dönmek zorunda kaldı. Ancak buraya varamadan nehri yüzerek geçen Tatarlar’ın saldırısına mâruz kaldı ve tam anlamıyla kuşatıldı (19 Temmuz). Aynı günün gecesi kurulan köprüden geçip yetişen sadrazam ordusu da savaşa katıldı. Akşam karanlığına kadar devam eden vuruşmanın Türk saldırılarına direnebilmiş olmalarından ötürü Ruslar için başarılı geçtiği kabul edilmekteydi (Râşid, III, 360-361). Ancak ertesi gün nehrin öte yakasında kalan kuvvetlerin de gelmesi ve topların devreye sokulmasıyla Ruslar’ın ilk günkü başarılarının bir anlamı kalmadığı görüldü. Piyade askeri yürüyüş için sabırsızlanır ve hücum için buyruldular yazılırken Ruslar yer yer beyaz bayrak (vire bayrağı) göstererek, bağrışıp ağlaşarak aman dilemeye başladı (a.g.e., a.y.; Kurat, Prut Seferi ve Barışı, I, 493). Rus ordugâhında başta, ezelî rakibi XII. Şarl’ın Poltava’daki durumundan daha kötü bir hale düştüğüne inanan çarın kendisi olmak üzere (Gitermann, II, 95) büyük bir ümitsizlik hüküm sürmeye başladı. Bazı generallerin bir huruç hareketi yapılarak kuşatmanın yarılması teklifi çarın da esir düşebileceği tehlikesinden ötürü kabul görmedi. Kançılar muavini Baron Peter Şafirov’un, böyle bir şeye kalkışmadan önce mütarekeye teşebbüs edilmesi ve gerekirse buna göre teslim olunmasının daha iyi olacağına dair olan ve ordugâhta bulunan Çariçe Katharina tarafından da desteklenen fikri ağırlık kazandı. Nihayet bu teklife onay veren Petro, esir düşmesi halinde kendisini hükümdar olarak tanımamalarına dair senatoya hitaben bir emirnâme hazırladı (Zinkeisen, V, 423; Ahmed Refik, Baltacı Mehmed Paşa ve Büyük Petro, s. 75). İstanbul’da elçilik görevi yapan Tolstoy’un raporlarından sadrazam ve kâhyası Osman’ın hediyelere karşı açık oldukları bilindiğinden, özellikle Katharina’nın sadrazamla irtibat kurma ve görüşmeler söz konusu olduğunda onu olumlu bir tutum içine sevketmek ve tâvizkâr bir havaya sokmak üzere orduda bulabildiği bütün nakit, değerli kürk ve mücevheri bir araya toplayıp kendisine göndermek üzere hazırladığı, bunların altı arabayı doldurduğu, gece karanlığında Türk ordusuna getirildiği, büyük meblağlar toplanması Rus ordusunun durumu itibariyle pek mümkün görülmemekle beraber bunun yine de en az 200.000 duka altın (yarım milyon taler) değerinde olduğu kabul edilmektedir (Documente Privitoare, s. 103, 109). Bu konu ve Katharina’nın bundaki rolü daha sonraları abartılarak pek çok defa dile getirilmiş ve her seferinde biraz daha gerçeklerden uzaklaşmış olarak tekrarlanmış, nihayet olayın ayrılmaz bir efsanesi haline gelmiştir. Bununla beraber barışın çok kısa zamanda ve beklenmedik bir şekilde yapılmasında, Rus ordusunun salıverilmesinde alınan bu ağır hediyelerin önemli bir etken olduğu açıktır.

Osmanlı kuvvetlerinin saldırıya hazırlandığı sırada görüşme talebini iletmek üzere gönderilen mükâleme memuru sadrazamın huzuruna getirildi. Toplanan meşveret meclisinin de onayıyla, “her ne talep edilirse her şeyi vermeye hazır olduğunu beyan eden” çar ile (Râşid, III, 361) görüşmeye izin verilmesi üzerine bizzat Şafirov, Mareşal Şeremetyev’in oğlu Michael ile birlikte ordugâha geldi. Görüşmeler beklenmedik bir seyir takip ederek yirmi dört saat içinde sonuçlandı. Kırım Hanı Devlet Giray’ın karşı çıkışı, Ponyatovski’nin Rus ordusunun savaşmaya dahi hâcet kalmadan teslim olacağı ve çarın esir edilerek İstanbul’a gönderilebileceğinin imkân dahilinde olduğuna dair yaptığı açıklamalar etkisiz kaldı. Rus ordusunun salıverilmiş olmasından sonra alelacele ordugâha yetişebilen Demirbaş Şarl’ın devreye girmesi de gecikmiş bir müdahale olarak sonuç vermedi. Antlaşma 21 Temmuz’da imzalandı. Daha sonra “açlıktan ağaç kabuklarını soyup yiyen” Ruslar’a (a.g.e., III, 363, 374) ihtiyaçları olan her şey hemen verilmeye başlandı, ordu esnafı büyük iş yaptı; öyle ki, “İmzadan iki saat sonra Rus ordusunda her şey artık bol miktarda mevcut oldu” (Voltair, s. 222). Antlaşma 22 Temmuz’da çar tarafından tasdik edildi ve 23 Temmuz’da teâti edilerek aynı gün öğleden sonra Rus ordusu top ve tüfekleri dahi ellerinden alınmamış olarak, hatta bayraklarını kaldırarak, mızıka ve davul çalarak âdeta resmigeçit yaparcasına (Kurat, Prut Seferi ve Barışı, II, 588) ve “bütün dünyanın şaşkınlığı içinde” (Zinkeisen, V, 425) salıverildi. Halbuki bu esnada İbrâil’i muhasara eden General Rhenne şehri vire ile teslime mecbur etmiş (23 Temmuz), kale kumandanı Dâvud Paşa ve askerî kuvvetler topları ve tüfekleri ellerinden alınmış bir halde yaya olarak şehri terketmişti. İbrâil’in Ruslar’ın eline geçtiği haberi ordugâha geldiğinde barış temessükü imzalanmış bulunuyordu. Haber askerin infialine ve ihtilâline yol açabileceği endişesiyle gizlendi ve haberi getiren ulak hapsedildi (Rado, L/198 [1986], s. 814).

Prut Antlaşması’nın özgün Türkçe metni mevcut değildir. Nâme-i Hümâyûn Defteri’ndeki kayıt metni (VI, 218-219) yedi hususa vurgu yapar. Rusça metin de özgün olmayıp bir kopyadır ve açıkça sıralanmış yedi madde halindedir. Esas antlaşmanın İstanbul’da yapılacağı ifade edilen Prut Amannâmesi, “mütareke barışı” anlamında bir temessük belgesidir (Râşid, III, 362-363; Cevdet, I, 352-353; Kurat, Prut Seferi ve Barışı, II, 527-529, 728-729). Buna göre: 1. Azak Kalesi arazi ve mühimmatıyla iade edilecek, Taygan, Kamenka ve Samara suyu kenarındaki Yenikale yıkılacak, Kamenka içindeki top ve mühimmat teslim edilecek ve buralarda her iki tarafça başka bir kale yapılmayacak. 2. Lehistan’a, bu devlete ve Kırım’a tâbi Kazaklar’a müdahale edilmeyecek. 3. İstanbul’a karadan ve denizden tüccarlar gelip gidebilecek, ancak elçi sıfatıyla kimse ikamet etmeyecek. 4. Müslüman esirler serbest bırakılacak. 5. İsveç kralının güvenli bir şekilde memleketine gitmesine engel olunmayacak. 6. İki taraf birbirinin ahalisine zarar vermeyecek. Bunların dışında metinde esas barış antlaşmasının İstanbul’da yapılacağı kaydedilip şimdilik böyle bir temessük verildiği ifade edilmektedir. Rus ordusunun serbestçe gidebileceği ve yol boyunca bu antlaşmadan katiyen hoşnut olmayan Tatarlar’ın ve diğerlerinin (İsveçliler) hücumlarından korunacakları, temessük metni tasdik edildikten sonra Şafirov ve Mihael Şeremetyev’in rehin olmak üzere gönderilmesi ve antlaşma şartlarına uyulduktan sonra bunların sâlimen memleketlerine gönderileceği temin edilmekteydi.

Antlaşmanın Türkçe ve Rusça metinleri arasında da farklılıklar bulunmaktadır. Rusça metindeki beyanların muğlaklığı göze çarpmakta olup bazı maddelere ise hiç yer verilmemiştir. Türkçe metin Rusya’nın Lehistan’a müdahalesini menederken Rusça metin bunu her iki devlete teşmil etmekteydi. Ruslar’la görüşmelere başlanırken istenilmesi düşünülen hususların büyük bir kısmından vazgeçilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Rus ordusundaki topların teslimi, Lehistan’daki Rus kuvvetlerinden tahliyesi, Azak denizindeki Rus donanmasının teslimi, hain Boğdan Voyvodası Kantemir’in teslimi, savaş tazminatı ödenmesi, Osmanlı reâyâsını tahrikten vazgeçilmesi, bu hususların gerçekleşmesine kadar Şeremetyev’in rehin tutulması hususlarına temessükte yer verilmemiştir. Halbuki Şafirov içi Türkler tarafından doldurulmak üzere “boş kâğıt” ile gelmiş bulunuyordu. Antlaşmanın hemen ardından büyük bir fırsatın kaçırıldığı anlaşılmış ve bu tez karşı fikirde olanlar tarafından yoğun biçimde işlenmiştir. Çarı esir alma fırsatını kaçırdığı, Rus ordusunu top, tüfenk, mal ve erzakı ile serbest bıraktığı, İsveç kralının rızasını almadığı (Râşid, III, 374) suçlamaları karşısında muhtemelen vâlide sultanın şefaatiyle idamdan kurtulan sadrazam azledilip (20 Kasım 1711) Limni’ye sürüldü. Büyük ihtimalle, dolaşan rüşvet söylentileri sebebiyle malları müsadere edildi. 1712 yılı ikinci yarısı içinde (zehirlenme ihtimalini de düşünmek kaydıyla) “üzüntüden” öldü. İşlerin bu dereceye gelmesinin esas sorumlusu olarak suçlanan kâhyası Osman Ağa, Mektupçu Ömer Efendi ve Rus ordusundaki top sayısını teslimini önlemek üzere kasıtlı olarak az göstererek irtişâsı gibi ihaneti de sabit olan Çavuşlar Kâtibi Abdülbâki ise idam edildi (25 Aralık 1711). Osman kahyânın, 21-22 Temmuz gecesi Tırhala mutasarrıfı Mustafa Paşa’nın da içinde bulunduğu bazı kimselerle beraber Rus ordugâhına gittiği, sabaha karşı altı araba dolusu para ve değerli eşya ile geri döndüğü, devlet topraklarına saldırmış ve kıstırılmış bir düşmanla duyulmamış bir şekilde yüzgözlük içinde bazı karanlık ilişkiler kurduğu, olayları zamanında zapteden yerli ve yabancı kaynaklar tarafından belirtilmiştir (Kurat, Prut Seferi ve Barışı, II, 522-523). Herkesi şaşırtan bu barışın gerekçeleri olarak, 19 Temmuz çarpışmalarında Ruslar’ın başarılı olmaları, ancak 20 Temmuz’da esas ordunun da gelmesiyle ümitsiz bir şekilde sarıldıkları ve hücuma geçileceği esnada gelen barış isteğinin teslime bedel addedilmesi, muhasara edilen Rus ordusunun “ölüm eri olarak” savaşacaklarından yenilgili bir sonuç dahi alınabileceği, 19 Temmuz günü cereyan eden çarpışmalarda askerin zafiyetinin akşam karanlığının bastırması sayesinde gözlerden gizlendiği, Ruslar’ın barış için her şeyi verdikleri, halbuki ele geçirilmesi veya yıkılması istenen kalelerin alınması ve dolayısıyla yıkılabilmelerinin her biri için ayrı ayrı sefere çıkılmasıyla ancak gerçekleşebileceği gibi görüşler ileri sürülmüştür (Râşid, III, 363). Fakat Ruslar’ın birkaç günlük bir muhasara sonunda zaten savaşa hacet kalmadan kendiliğinden teslim olacaklarına dair yapılan uyarılara kulak verilmemiştir. Halbuki Rus ordugâhında da düşünceler bu merkezdeydi. Bu arada saldıran tarafın Ruslar, tahribe uğrayan savaş mahallinin ise Osmanlı toprakları olduğu ve Rus kuvvetleriyle savaşın diğer cephelerde de devam ettiği dikkate alınmamış, “düşmanın aman dilediği, aman dileyene kılıç kalkmayacağı” gibi gerçekçi olmayan gerekçelerle Rus ordusunun salıverilmesinin izahı yapılmak istenmiştir. Öte yandan çarın verdiği söze asla güvenilmemesi gerektiği, başta Kırım hanı ve Demirbaş Şarl olmak üzere hemen herkes tarafından açıkça ifade edilmişti. Nitekim verilen sözlerin ve teminatın hiçbir değeri olmadığı kısa zaman sonra anlaşıldı. Antlaşma hükümlerinin yerine getirilmesi sürüncemede kaldı. Osmanlı Devleti, Rusya’ya iki defa daha savaş ilân etti ve çarın Prut’ta atmak zorunda kaldığı imzasının icabını yerine getirmesini uzun uğraşlardan sonra ancak yine tehditle sağlayabildi (24 Haziran 1713 Edirne Antlaşması). El altından Ortodoks ahaliyi kışkırtan, Sırbistan ve Karadağ’da yer yer ayaklanmalar çıkartan, etkin bir dayanışma içinde İstanbul’a kadar gelerek şehri ele geçirip eski Roma İmparatorluğu’nu ihya etmenin hayallerini kurduğu söylenen Petro (Zinkeisen, V, 417; Kurat, Prut Seferi ve Barışı, I, 485), Ortodoks Slav ahalinin ayaklanacağına fazla bel bağlamış ve Memleketeyn voyvodalarının boş vaadlerine kanmış olarak, Prut’ta dersini almış oluyordu. Voroneş ve Azak’taki on altı yıllık emeği böylece heba oldu ve Karadeniz’e açılım en az yarım yüzyıl tehir edildi (Kljutschewskij, I, 120).

Çarın ordusuyla beraber cüzi bazı şartlar dahilinde serbest bırakılmasının yarattığı şaşkınlık karşısında rüşvet olgusuna o kadar büyük rol vermek istemeyerek aklın gereğini sorgulayan tarihçiler sadrazamın gerçek politika icabı ince bir siyaset takip ettiğine inanmak istemişlerdir. Nitekim sadrazamın aslında böyle bir politika takip ettiği ve çarın ilmiğini ölümcül bir şekilde sıkmayarak Kuzey Avrupa’daki mücadelelerin kaldığı yerden devam etmesine imkân vermek istendiği, Rusya’nın tamamen zayıflatılmasının devlet çıkarlarına hizmet etmediği, zira Rus tehlikesinin genelde Avrupa’da gerilimlere yol açtığı ve bunun da Osmanlı Devleti’nin rahat bırakılmasına yardımcı olduğu (Gitermann, II, 96); çarın ve Rus ordusunun bırakılmasında rüşvetin etken olmadığı, akıllı bir politika izlenerek İsveç’in daha fazla kuvvetlenmesinin önlenmek istendiği ve bu yüzden Rusya’nın tamamen ezilmesinin arzu edilmediği gibi açıklamalar getirilmiştir (Wittram, Handbuch, III, 481). Dönemin Osmanlı kaynaklarının, aklî yeteneği ve devlet adamı becerisi hakkında “söz dinlemez, kalın kafalı” diyecek kadar (Silâhdar, II/2, s. 273; Kurat, Prut Seferi ve Barışı, II, 518, 699) olumsuz sıfatlarla tanımladığı sadrazam hakkındaki benzer bir değerlendirmeyi Osmanlı ordugâhına barış dilemek üzere adam gönderilmek istendiğinde, “Kedi fare ile görüşme masasına oturmaz” (Massie, s. 558); “Bir hafta içinde istedikleri şartlarda her şeyi almak varken azıcık bir şeyle yetinmek… Bunlar bu kadar aptal mı?” diyen Mareşal Şeremetyev ve, “İçinde bulunduğumuz şartlar dahilinde sadrazam bizi bırakacak olursa ona dünyanın en büyük salağı derim” diyen General Janus zaten yapmış bulunmaktaydı (Lamp, s. 184-185). Muhtevası, maddelerinin muğlaklığı, iki metin arasındaki farklılıklar, bundan dolayı yaşanan sıkıntılar ve uygulanmasındaki zorluklar açısından Prut Antlaşması, Türk tarafına aynı şekilde “hamakat” yakıştırılan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nın âdeta öncüsü gibidir. Aradaki fark ilkinde Türkler’in, ikincisinde Ruslar’ın mutlak bir şekilde galip gelmiş ve antlaşmayı dikte ettirmiş olmasıdır.

BİBLİYOGRAFYA
BA, Nâme-i Hümâyûn Defteri, VI, 218-219; Documente Privitoare la Istoria Românilor VI: 1700-1750 (ed. E. de Hurmuzaki), Bucureşti 1878, s. 98-106, 107-123; Silâhdar, Nusretnâme, II/2, s. 273; Râşid, Târih, III, 358 vd.; Voltaire, İsveç Kralı XII. Şarl’ın Tarihi (trc. Nahid Sırrı), İstanbul 1939, tür.yer.; Hammer, GOR, IV, tür.yer.; Zinkeisen, Geschichte, V, 417-427; Cevdet, Târih, I, 352-353; Ahmed Refik [Altınay], Baltacı Mehmed Paşa ve Büyük Petro, İstanbul 1327; a.mlf., Memâlik-i Osmâniyye’de Demirbaş Şarl, İstanbul 1332; H. Übersberger, Russlands Orientpolitik I: Bis zum Frieden von Jassy, Stuttgart 1913, tür.yer.; Akdes Nimet Kurat, İsveç Kralı XII. Karl’ın Hayatı ve Faaliyeti, İstanbul 1940; a.mlf., İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de Kalışı ve Bu Sıralarda Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul 1943; a.mlf., İsveç Kıralı XII Karl’ın Türkiyede Kaldığı Zamana Ait Metinler ve Vesikalar, İstanbul 1943; a.mlf., Prut Seferi ve Barışı, Ankara 1951-53, I-II; a.mlf., “Der Prutfeldzug und der Prutfrieden von 1711”, Jahrbücher für Geschichte Osteuropas, X, München 1962, s. 13-66; a.mlf., “Hazine-i Bîrun Kâtibi Ahmed bin Mahmud’un (1123/1711) Prut Seferine Ait Defteri”, TAD, IV/6-7 (1968), s. 261-424; a.mlf., “Baltacı Mehmed Paşa”, İA, II, 287-291; W. O. Kljutschewskij, Russische Geschichte von Peter dem Grossen bis Nikolaus, Zürich 1945, I, 120; H. Lamb, The City and the Tsar. Peter the Great and the Move to the West: 1648-1762, New York 1951, s. 180-190; İsmail Hami Danişmend, Baltacı’nın Prut Zaferi, İstanbul 1955; B. H. Sumner, Peter the Great and the Emergence of Russia, London 1956, s. 74 vd.; a.mlf., Büyük Petro ve Osmanlı İmparatorluğu (trc. Eşref Bengi Özbilen), İstanbul 1993, tür.yer.; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV/1, s. 85-86; IV/2, s. 280-285; R. Wittram, Peter I. Czar und Kaiser, Göttingen 1962, I, tür.yer.; a.mlf., “Russland von 1689 bis 1796”, Handbuch der Europäischen Geschichte (ed. Theodor Schieder), Stuttgart 1968, III, 481; V. Gitermann, Geschichte Russlands, Frankfurt 1965, II, 90-96; R. K. Massie, Peter the Great: His Life and World, New York 1981, s. 552 vd.; Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, Osmanlı Devri: Prut Seferi (1711), Ankara 1981; D. Kantemir, Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi (trc. Özdemir Çobanoğlu), İstanbul 1998, II, 852-868; Hakan Yıldız, Haydi Osmanlı Sefere! Prut Seferi’nde Lojistik ve Organizasyon, İstanbul 2006; Ahmed Muhtar, “Rus Menabiine Göre Baltacı Mehmed Paşa’nın Prut Seferi”, TOEM, sy. 45 (1333), s. 160-185; Münir Aktepe, “Baltacı Mehmed Paşa’nın 1711 Prut Seferi ile İlgili Emirleri”, TED, sy. 1 (1970), s. 131-170; a.mlf., “1711 Prut Seferi ile İlgili Bazı Belgeler”, TD, sy. 34 (1984), s. 19-54; a.mlf., “Baltacı Mehmed Paşa”, DİA, V, 35-36; Şevket Rado, “Hazine-i Bîrun Kâtibi Ahmed bin Mahmud Efendi’nin Tuttuğu Prut Seferi’ne Ait Defterden Koparılan Sahifelerde Neler Vardı?”, TTK Belleten, L/198 (1986), s. 807-824; Kemal Beydilli – İsmail E. Erünsal, “Prut Savaşı Öncesi Diplomatik Bir Teşebbüs: Seyfullah Ağa’nın Viyana Elçiliği (1711)”, TTK Belgeler, XXII/26 (2001)’dan ayrıbasım, Ankara 2002.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul’da basılan 34. cildinde, 359-362 numaralı sayfalarda yer almıştır.