DAHHÂK

Eski İran mitolojisinde, Hint-İran ortak geleneğinden kalma insan vücutlu ejder veya ejder görünümlü insan.

Bölümler İçin Önizleme
  • 1/2Müellif: KÜRŞAT DEMİRCİBölüme Git
    İslâmî kaynaklarda Dahhâk olarak geçen kelime Avesta’da Az̄i Dahâka, Pers literatüründe Azdahâ, Pehlevî metinlerinde Az [i] dahâg, Ermenice’de Az̄daha…
  • 2/2Müellif: MUSTAFA İSMET UZUNBölüme Git
    EDEBİYAT. Dahhâk klasik Türk ve İran edebiyatlarında, Arap ve Fars folklorundaki şahsiyeti ve özellikleri etrafında gelişen çeşitli vasıflarıyla teşbi…

Müellif:

İslâmî kaynaklarda Dahhâk olarak geçen kelime Avesta’da Az̄i Dahâka, Pers literatüründe Azdahâ, Pehlevî metinlerinde Az [i] dahâg, Ermenice’de Az̄dahak şeklindedir. Avesta’da azi (ortak Hint-İranca’da ahi) “yılan” veya “ejder” anlamında kullanılır. Bu kelimenin Latince’deki anquis ile akraba olduğu anlaşılmaktadır. Aynı kelime Sanskritçe ve Sırpça’da az, Ermenice’de iz, Polonya dilinde vaz, Grekçe’de ise ekhis şeklindedir. Dahhâk kelimesinin Sanskritçe’de “köle” anlamında dasa, Persçe’de “düşman” anlamında dahadan geldiği ileri sürülmektedir. Bununla birlikte genellikle dahhâkin “insan” anlamına geldiği ve Sanskritçe kökenli olduğu kabul edilmektedir.

Geleneksel Ön Asya folklorunda Dahhâk tarihî ya da mitolojik bir şahsiyet olarak ortaya çıkar. Meselâ Fars literatüründe ve folklorunda Dahhâk bir Arap kralıdır, Dieulafoy’a göre Zoak adında Suriyeli bir prenstir. Arap geleneğinde Asurbanipal olarak görülür. Dahhâk’in lakabı olan Baevaraspa kelimesi Şehnâme’de Biyâresb, Şerefnâme’de Bîveresb olarak geçer. Thomson’a göre bu ad Kaldeliler arasında insan başlı, at vücutlu bir yaratık olan Piurid’e kadar uzanır.

İran folklorunda büyük bir hayvan şeklinde tasvir edilen Dahhâk bazan yılan, bazan da aslan olarak düşünülür. Nevruz, Azi Dahhâk’in öldürülüşünün kutlanışını ifade eder. Bazı söylentilere göre Dahhâk’in iki omuzunda çıban, kimilerine göre de yılanlar vardır. Yılanlar ancak insan beyniyle beslendiğinden Dahhâk her gün insan beyni yerdi. Bu mitos kahramanını, Hint-İran kavimlerinin birbirinden ayrılmadığı dönemlerde İranlılar, semavî suları tutarak kuraklığa yol açan ve açlığa sebep olan, sonunda Rig Veda’daki İndra ve Vritra mitinde olduğu gibi bir kahraman tarafından yenilgiye uğratılan canavar olarak düşünmüşlerdi.

Dahhâk motifi Hint-İran ortak mirasının eski bir ürünü ise de ona ait en erken referanslar Avesta’da bulunur. Öte yandan Bûndahişn, Pehlevî Rivâyât Denkard, Şehnâme gibi geç döneme ait eserlerde de bu motifin işlendiği görülür; ne var ki bunlar otantik durumdan uzaklaşmış anlatımlardır.

Avesta’ya göre Dahhâk üç ağızlı, üç başlı, altı gözlü, çirkin, çok güçlü, şeytanımsı bir ejder-canavardır. Avesta’da Dahhâk’in Babilonya’da Arduui Sûrâ’ya tapan biri olduğu söylenir. Bûndahişn’e göre Dahhâk Babel’de bir mekân yaptırmıştır. Denkard’da Dahhâk’in dünyayı yok edecek bir ırk olarak Araplar’dan geldiği, büyü ile Babel’de olağan üstü işler yaptığı, bu işlerle halkı putperestliğe davet ederek onları baştan çıkarmaya çalıştığı ve Ferîdun tarafından yenilgiye uğratıldığı anlatılır. Pehlevî metinlerine göre Dahâg, “hak Mazdacı din”in muhalifi olarak “bâtıl din”in kurucusu ve yayıcısıdır. Denkard’da bâtıl dinin ve gayri meşruluğun yeryüzüne getirilmesine aracılık edenin Dahhâk olduğu söylenir; böylece o insanları fesada sürüklemiştir.

Pehlevî metinlerinden itibaren Dahhâk’in (Dahâg) efsanevî İran yöneticileri (Pîşdâdiyân) listesine dahil edildiği görülür. Bu metinlerde Dahhâk’in kötü ve zalimce idaresi ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bûndahişn’de soyu şeytanın ruhuna kadar çıkarılır. Pehlevî metinlerinde Dahhâk ile ilgili en önemli anlatım, onunla Ferîdun’a atfedilen eskatolojik roldür. Rivayete göre Dahhâk Ferîdun tarafından yakalandıktan sonra öldürülmeyip Demâvend dağında zincire vurulur; ancak o zincirlerini kırarak kurtulur ve yeryüzünde kötülük yapmaya başlar; giderek insanların, hayvanların ve bitkilerin üçte birini yer; daha sonra Kirsâsp adlı bir kahraman tarafından öldürülür. Bunun üzerine bütün yeryüzü bayram eder ve her şey yeniden başlar (, III, 191-195).

Dahhâk mitosu İslâm geleneğinde de bir zulüm örneği olarak yer alır. Rivayete göre Dahhâk, Nûh tûfanından sonra gelen ve bütün dünyaya hâkim olan hükümdara verilen bir addır. Nûh’un oğlu Yâfes’in neslinden olup tûfandan sonra 1000 yıl yaşamış ve hüküm sürmüştür. Saltanatının son 200 yılında iki omuz başında İblîs’in yaptığı bir hile ile iki yılan başı belirmiştir. İblîs Dahhâk’in rüyasına girerek bu yılanların verdiği rahatsızlıktan kurtulması için yılanları her gün iki beyinle beslemesini tavsiye etmiştir. Sonunda İsfahan’da Gâve (Kavat) adında bir demirci, iki oğlunun bu yüzden öldürülmesi üzerine Dahhâk’e baş kaldırır. Bütün halk demirci Gâve’nin çevresinde toplanır ve Dahhâk’in öldürttüğü Cem’in oğullarından Ferîdun’u şah ilân ederler. Ferîdun ile Dahhâk orduları arasında yapılan savaşta Dahhâk ve ordusu yenilir. Dahhâk kaçarsa da Gâve yetişir ve onu öldürür.

İslâm kaynaklarında Dahhâk’e ait sıfatların çoğunun deccâlin sıfatlarıyla benzeştiği görülür. Dahhâk yeryüzünde azgınlık çıkarmış, 1000 yıl hüküm sürmüş, Rey ile Taberistan arasındaki Debâvend’de bağlanmıştır. Onun Ferîdun tarafından bağlanışı bayram (Mihricân) ilân edilmiştir (Mes‘ûdî, I, 223-224). Taberî’ye göre Dahhâk, Bîveresb adıyla Cemşîd’e karşı isyan etmiş ve onu testereyle kesmiştir (Târîḫ, I, 194-201). Hişâm b. Kelbî’den gelen rivayette Dahhâk’in baş kaldırdığı kişi Cem olarak gösterilir (a.g.e., I, 178). Dahhâk’in Nemrud olduğu da söylenir (a.g.e., I, 196). Bir rivayete göre ise Dahhâk’in iki kolundan çıkan gerçekte yılan değil et parçalarıydı. Dahhâk insanları korkutmak için bunların yılan olduğunu söylüyordu (a.g.e., I, 198). Bazı rivayetlerde ömrünün 1000 yıl, saltanatının 600 yıl, bazılarında ömrünün 1100, saltanatının da 1000 yıl sürdüğü kabul edilir (a.g.e., I, 200). İbnü’l-Esîr’e göre Dahhâk ilk firavundur (el-Kâmil, I, 74). Başka bir rivayete göre ise Cem’den sonra kral olmuş, Nemrud diye anılmıştır.

Firdevsî’ye göre Dahhâk Padişah Merdâs’ın oğludur. Cesur, çevik, fakat şehvete tapan kötü huylu biridir. Ona Pehlevî dilinde Biyâresb denirdi ki “biyur” 10.000 mânasına gelir. 10.000 altın dizginli atı olduğu için bu adı almıştır (Şehnâme, I, 46-97).

Sonuç olarak denebilir ki Dahhâk mitosu, henüz Hint-İran kabilelerinin birbirinden ayrılmadığı dönemlerde ortaya çıkmış bir Ârî mitosudur. Grekler’deki Zeus-Typhon çekişmesinden Hindistan’da İndra ve Vritra arasındaki mücadeleye kadar bütün Ârî geleneğinde biri düzeni koruyan, diğeri yıkmaya çalışan iki mitolojik kahraman figürü benimsenmiş olup Dahhâk de düzene karşı mücadele veren gücü sembolize edenlerden biridir.


BİBLİYOGRAFYA

, I, 223-224.

, I, 178, 194-201.

Firdevsî, Şehnâme (trc. Necati Lugal), İstanbul 1956, I, 46-97.

, I, 74-77.

Şeref Han, Şerefnâme (trc. Mehmet Emin Bozarslan), Ankara 1975, s. 19.

R. W. Thomson, Aqathangelos History of Armenians, Albany 1976, s. 217.

“Dahhâk”, , XII, 196.

P. O. Skjaervo v.dğr., “Aždahā”, , III, 191-204.

N. Söderblom, “Ages of the world (Zorastrian)”, , I, 205-207.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1993 yılında İstanbul’da basılan 8. cildinde, 408-409 numaralı sayfalarda yer almıştır.

Müellif:


EDEBİYAT. Dahhâk klasik Türk ve İran edebiyatlarında, Arap ve Fars folklorundaki şahsiyeti ve özellikleri etrafında gelişen çeşitli vasıflarıyla teşbih ve mecazlara konu olmuş efsanevî bir kahraman olarak yer almıştır.

Dahhâk’in edebiyatta en önemli vasfı, Firavun ve Nemrut gibi zulüm ve kötülük timsali oluşudur. Âşığa eziyet ettiği için sevgili de zaman zaman Dahhâk’e benzetilir. Bu teşbihte, omuz başlarında bulunan ve insan beyniyle beslenen yılanlar sebebiyle Dahhâk-i Mârî olarak da anılan Dahhâk’in haline kıyasen sevgilinin omuzlarına kadar uzanan saç örgüleri yani zülüf de yılana benzetilir. Necâtî Bey’in, “Başı dururken iki omuzunda zülf-i yâr / Dahhâk-vâr lebleri yetîme güler” beyti, insan beyni yediğinde ağrıları hafifleyen ve gülen Dahhâk’i tasvir eder.

Ancak zulüm ebediyen devam edemeyeceği gibi zâlim de ebediyen pâyidar olamayacağından Dahhâk’in karşısına halktan bir kişi olan demirci Gâve çıkar; ona isyan ederek yok olmasını sağlar ve yerine Ferîdun’u tahta çıkarır. Ziyâ Paşa’nın, “Bir abd-i Habeş dehre olur bahş ile sultân / Dahhâk’in eder mülkünü Gâve perîşân” beyti bunun ifadesidir. Dünyanın vefasızlığı Dahhâk gibi kudret ve azametiyle tanınan, zulmünden ve kendisinden korkulan bir hükümdarı bile alt etmiştir. Nevres, “Vefâsı yok demişler âlemin Cemşîd ü Dahhâk’e / Görenler sûret-i nîk ü bedi âyîne-i Cem’de” beytiyle bunu anlatır. Bu beyitte olduğu gibi Dahhâk çeşitli vesilelerle Cemşîd ile bir arada anılır. Bu alâka, Dahhâk’in Cemşîd’i yenerek onu kaçmaya mecbur etmesi ve yerine geçmesinden doğmuştur.

Dahhâk’in Gâve tarafından mağlûp edilmesiyle Ferîdun onun yerine geçtiği için çeşitli beyitlerde Cemşîd-Dahhâk-Gâve-Ferîdun bir arada zikredilir. Hayâlî Bey’in, “Bâb-ı işrethâne-i Cemşîd’e yazılmış bu kim / Bir kadeh mey yeğdurur gencîne-i Dahhâk’ten” ve, “Doludur bâde-i isyân ile bezm-i mecâz içre / Ferîdun câmıdır yâ sâgar-ı Dahhâk’tir gönlüm” beyitlerinden birincisinde Dahhâk-mâr (yılan) münasebetinden mârgenc (hazine) çağrışımı doğmuş, oradan da bir kadeh içkinin hazineye tercihi şeklindeki klasik anlayış beliğ bir şekilde ifade edilmiştir. İkinci beyitte ise gönül, Ferîdun veya Dahhâk’in isyan bâdesiyle dolu kalbine benzetilmiştir.

Divan edebiyatının dinî ve tasavvufî metinlerinde yılan, insanın nefsinde gizli olan kötü duyguların veya bizzat nefsin, nefs-i emmârenin alâmeti olarak kabul edilir. Dahhâk de kötü ve zalim bir kişiliğe sahip olduğundan Dahhâk-mâr-nefis arasında bu bakımdan münasebet kurulur. Hayâlî Bey’in, “Nefs-i ef‘îsine zahîr olana / Pend bestir hikâye-i Dahhâk” beyti bu düşünceyi şiirleştirmiştir. Dahhâk mazmununa şiirlerinde sık sık yer veren Hayâlî Bey, devrinde bir iki mısra ile şair geçinip icâzet alanları beyin yiyen yılanlara benzeterek şöyle hicveder: “Bir iki mısrâ ile mağzını yerler nâsın / Dûş-i Dahhâk’teki ol iki mârân-şekl.”

Şemseddin Sâmi de Şehnâme’deki Dahhâk efsanesinden ilham alarak onun zulmüne karşı ayaklanan Gâve’nin hikâyesini konu alan bir tiyatro eseri yazmıştır.


BİBLİYOGRAFYA

Hayâlî Bey, Hayâlî Bey Dîvânı, İstanbul 1945, s. 28, 149, 253, 277, 336, 351.

Levend, Divan Edebiyatı (İstanbul 1984), s. 157-158.

Mehmed Çavuşoğlu, Necâti Bey Dîvânı’nın Tahlili, İstanbul 1971, s. 104.

Cemâl Kurnaz, Hayâlî Bey Dîvânı (Tahlili), Ankara 1987, s. 128.

Ahmet Talât Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı (haz. Cemâl Kurnaz), Ankara 1992, s. 114.

Ö. Faruk Akün, “Şemseddin Sâmi”, , XI, 414.

İskender Pala, Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, Ankara 1989, I, 219-220.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1993 yılında İstanbul’da basılan 8. cildinde, 409 numaralı sayfada yer almıştır.

Leave a Comment