İBNÜ’l-CEZERÎ

Ebü’l-Hayr Şemsüddin Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Alî b. Yûsuf el-Cezerî (ö. 833/1429)

Kıraat ve hadis âlimi.

Müellif:

25 Ramazan 751’de (26 Kasım 1350) Dımaşk’ta doğdu. İbnü’l-Cezerî diye anılması Cezîre-i İbn Ömer’e (bugünkü Şırnak’a bağlı Cizre ilçesi) nisbetledir. Kur’an’ı ezberledikten sonra İbnü’l-Buhârî diye tanınan Ali b. Ahmed b. Abdülvâhid’in talebelerinden hadis dinledi ve kıraat okudu. İbnü’s-Sellâr Abdülvehhâb b. Yûsuf’tan Ebû Amr b. Alâ’nın kıraatiyle bir hatim indirdi. Daha sonra Hamza b. Habîb ez-Zeyyât’ın kıraatiyle de bir hatim yapıp ardından Nâfi‘ b. Abdurrahman ve Abdullah b. Kesîr’in kıraatlerini cemederek Ra‘d sûresinin sonlarına kadar geldi. İfrad metoduyla Ahmed b. İbrâhim et-Tahhân ve Ahmed b. Receb’den kıraat öğrenimini sürdürdü. Ancak çok zaman alan bu usulü bırakarak İbrâhim el-Hamevî’den cem‘ metoduyla kırâat-i seb‘a okudu. Ayrıca 768’de (1367) Ebü’l-Meâlî İbnü’l-Lebbân’dan kıraat tahsiline devam etti. Aynı yıl tüccar olan babası ile birlikte hacca gitti. Zilkade (temmuz) ayında Medine’de Harem-i şerif imam-hatibi Ebû Abdullah Muhammed b. Sâlih’ten Bakara sûresinin 25. âyetinin sonuna kadar cem‘ usulüyle kıraat okudu. 769’da (1368) tahsil amacıyla Mısır’a ilk seyahatini yaptı. Burada bazı kıraat kitaplarını esas alarak ve cem‘ usulüyle Ebû Bekir İbnü’l-Cündî’den kıraat okumaya başladıysa da Nahl sûresinin 90. âyetine gelince hocası vefat etti. Ayrıca İbnü’s-Sâiğ Muhammed b. Abdurrahman b. Ali ve Ebû Muhammed Abdurrahman b. Bağdâdî’den kırâat-i seb‘a tahsil etti. İbnü’l-Cündî’nin ölümü üzerine yarım kalan hatmini bu hocalardan tamamladı. 770 yılı başında (1368 sonları) Dımaşk’a döndüyse de Rebîülevvel 771’de (Ekim 1369) ebeveyniyle birlikte tahsilini ilerletmek için ikinci defa Mısır’a gitti. İbnü’s-Sâiğ’den aşereyi, Ebû Muhammed Abdurrahman b. Bağdâdî’den on imamın kıraatiyle birlikte İbn Muhaysın, A‘meş ve Hasan-ı Basrî’nin kıraatlerini okudu. Abdülmü’min b. Halef ed-Dimyâtî ve Muhammed b. İshak el-Eberkūhî’nin bazı talebelerinden hadis dinledi. Şâfiî fakihi Abdürrahîm b. Hasan el-İsnevî’den fıkıh dersleri aldı. Daha sora Dımaşk’a dönen İbnü’l-Cezerî, burada Ebû Yûsuf Ahmed b. Hüseyin el-Kefrî’den kırâat-i seb‘aya göre bir hatim indirdi.

774 (1372-73) yılında Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr İsmâil b. Ömer, İbnü’l-Cezerî’ye fetva izni verdi. 778’de (1376) Ziyâeddin Sa‘dullah el-Kazvînî, 785’te (1383) Şeyhülislâm Ömer b. Reslân el-Bulkīnî de ona fetva yetkisi verdi. İbnü’l-Cezerî, Mısır’daki bazı âlimlerden istifade etmesi gerektiğini düşünerek 778 (1376) yılında üçüncü defa Mısır’a gitti (İbnü’l-Cezerî, Câmiʿu’l-esânîd, vr. 69b); Ziyâeddin Sa‘dullah el-Kazvînî gibi hocalardan usul, meânî, beyân dersleri aldı. İskenderiye’de bazı âlimlerden hadis dinledi. Kendisinin belirttiğine göre Kur’an ve kıraat konularında istifade ettiği hocalarının sayısı kırkın üzerindedir.

Mısır’daki tahsilini tamamlayan İbnü’l-Cezerî, Dımaşk’ta Emeviyye Camii’nde Kubbetü’n-nesr’in altında kıraat okutmaya başladı. Onun yıllarca sürdürdüğü bu dersleri Endülüs, Yemen, Hindistan, Rum ve Acem diyarından gelen talebelerin ilgi odağı oldu. Kendisine ayrıca Âdiliyye Medresesi kıraat şeyhliği görevi verildi. Daha sonra Dârü’l-hadîsi’l-Eşrefiyye şeyhliğine getirildi. Ebû Muhammed Abdullah b. Yûsuf İbnü’s-Sellâr’ın 18 Şâban 782’de (17 Kasım 1380) vefatı üzerine Ümmü’s-Sâlih Türbesi kıraat şeyhliği görevini de üstlendi. Dımaşk’ta bir dârülkur’ân yaptıran İbnü’l-Cezerî’den Dımaşk ve Mısır’da kırâat-i aşere okuyan pek çok talebe arasında oğlu Ebû Bekir Ahmed, Mahmûd b. Hüseyin b. Süleyman eş-Şîrâzî, Ebû Bekir b. Ahmed b. Musabbih el-Hamevî, Necîbüddin Abdullah b. Kutb el-Beyhakī, Ahmed b. Mahmûd b. Ahmed el-Hicâzî ve Mü’min b. Ali b. Muhammed er-Rûmî gibi şahsiyetler yer alır.

Sultan Zâhir Berkuk’un atabegi olan Aytemiş’in üstâdüddârı Emîr Kutlubey’in kendisine bazı idarî görevler vermesi üzerine İbnü’l-Cezerî defalarca Mısır’a gidip geldi. Dımaşk’taki Câmiu’t-tevbe’nin hatipliği göreviyle ilgili olarak İbnü’l-Hüsbânî Şehâbeddin Ahmed b. İsmâil’le aralarında çıkan ihtilâf yıllarca devam etti. Sehâvî, İbnü’l-Cezerî’nin 779’da (1377) “tevkīu’d-dest” (fermanlara tuğra çekme) işiyle de görevlendirildiğini belirtmiştir.

İbnü’l-Cezerî 792 (1390) yılında ikinci defa hacca gitti. Kendisinin kaleme aldığı biyografisinde (Ġāyetü’n-Nihâye, II, 249) 793’te (1391) Dımaşk kadılığına getirildiğini söyler. Ancak diğer kaynaklardaki bilgilere göre nâib-i saltanat Yelboğa’nın (Yulbuga) müdahalesi üzerine Berkuk, eski kadı Şerefeddin Mes‘ûd’un göreve devam etmesini uygun görmüştür (İbnü’l-Fürât, IX, 260-261; ayrıca bk. İbn Kādî Şühbe, I, 379; İbn Hacer, III, 75). Takıyyüddin İbn Kādî Şühbe’nin bir başka vesileyle kaydettiği bilgiden (et-Târîḫ, I, 383), bu gelişmenin İbnü’l-Cezerî’nin o günlerde mâruz kaldığı bir yargılama olayı ile ilgili olduğunu düşünmek mümkündür. Buna göre Mansûrî Vakfı yetkilileri, İbnü’l-Cezerî’nin vakıf malını kurallara aykırı olarak kullandığını ileri sürmüş, Mısırlı Mâlikî kadısı da 28 Ramazan 793’te (29 Ağustos 1391) İbnü’l-Cezerî’nin kusurlu olduğuna hükmetmiştir.

Zilkade 795’te (Eylül 1393) Atabeg Aytemiş’le aralarındaki bir dava konusuyla ilgili olarak muhtemelen Mısır’dan Dımaşk’a gelen İbnü’l-Cezerî, Kudüs Salâhiyye Medresesi’nde ders okutmakla görevlendirilmiş ve 797 (1394) yılı başlarına kadar bu görevine devam etmiştir. İbnü’l-Cezerî, başka bir vesile ile Salâhiyye Medresesi’nden söz ederken (Ġāyetü’n-Nihâye, I, 30) bu medresenin Dımaşk’ta olduğunu belirttiğine göre her iki şehirde de aynı adı taşıyan birer medrese bulunduğu anlaşılmaktadır. İbnü’l-Cezerî aynı yıl Kahire’ye gitmiş ve şâban (mayıs-haziran) ayında Dımaşk’ta mal varlığını yönettiği Kutlubeg’le hesap görmek üzere Kudüs üzerinden Dımaşk’a dönmüştür. Bu malî ilişki yüzünden İbnü’l-Cezerî ile Kutlubeg arasında uzun süre devam eden bir anlaşmazlık olmuş, konu aynı yıl Kahire’ye intikal etmiş, yapılan yargılama sonunda Kutlubeg’in İbnü’l-Cezerî’den büyük miktarda alacaklı olduğuna hükmedilmiştir (İbnü’l-Furât, IX, 434; İbn Kādî Şühbe, I, 579; İbn Hacer, III, 287). Bu karar üzerine Mısır’daki mallarına el konan İbnü’l-Cezerî, hem yargılanma biçimini hem de verilen hükmü zulüm olarak nitelendirdi; hizmetinde bulunan İbn Teymiyye adındaki şahısla birlikte 1 Cemâziyelâhir 798’de (12 Mart 1396) Kahire’den kaçarak İskenderiye’ye gitti; buradan da 1 Receb (10 Nisan) günü Antakya’ya ulaştı. İbnü’l-Cezerî, Antakya’da bir müddet kalarak bazı talebelere aşere okuttu; daha sonra Bursa’ya gitti. İbnü’l-Cezerî Bursa’da Yıldırım Bayezid’den büyük ilgi gördü; kendisine yüksek miktarda maaş bağlandı, burada talebe yetiştirmesi sağlandı. Padişahın teklifi üzerine 785 Şevvalinde (Aralık 1383) İstanbul’a yapılan askerî harekâta katıldı; ardından gerçekleşen Niğbolu Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’in beraberinde bulundu. Savaştan sonra Bursa’ya giden İbnü’l-Cezerî burada en-Neşr fi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr adlı eserini yazdı; Ṭayyibetü’n-Neşr’i nazmetti. Bu manzumeyi pek çok talebe ezberleyerek kendisinden aşere okudu. Padişahın oğulları Mehmed, Mustafa ve Mûsâ da onun talebeleri arasında yer aldı.

İbnü’l-Cezerî, yaklaşık yedi yıl sonra meydana gelen Ankara Savaşı’na Yıldırım Bayezid’le birlikte katılarak esir düştü; ancak onun şöhretinden haberdar olan Timur kendisini huzuruna getirterek ona saygı gösterdi ve ikramda bulundu (İbn Hacer, V, 64); ardından ülkesine götürüp Keş’te inşa ettirdiği medresede görevlendirdi. Çok arzu etmesine rağmen Mâverâünnehir’den ayrılamayan İbnü’l-Cezerî, 17 Şâban 807’de (18 Şubat 1405) Timur’un vefatından sonra onun torunu Sultan Halîl’den izin alarak 7 Zilhicce 807’de (6 Haziran 1405) Semerkant’tan ayrıldı. Uğradığı Buhara’da gördüğü ilgi üzerine bir müddet burada kalıp ders verdi. 27 Safer 808’de (24 Ağustos 1405) Buhara’dan Herat’a ulaştığında Sultan Mirza Şâhruh kendisini şehrin dışında karşıladı. Burada da bir müddet Ṣaḥîḥ-i Buḫârî’yi ve Begavî’nin Meṣâbîḥu’s-sünne adlı eserini okuttu. Ardından Yezd’e, oradan İsfahan’a geçti; her iki yerde de bir müddet ikamet edip aşere dersi verdi. Ramazan 808’de (Mart 1406) Şîraz’a ulaştı. Sultan Pîr Muhammed onu burada alıkoydu, pek çok talebe kendisinden kıraat okudu. Daha sonra sultan tarafından kadı olarak tayin edildi. İbnü’l-Cezerî, başta Şîraz’da kalmayı arzu etmemesine rağmen daha sonra burayı benimsedi; Dımaşk’taki gibi bir dârülkur’ân yaptırdı.

Üçüncü defa haccetmek için 822 (1419) yılında yola çıkan İbnü’l-Cezerî, Basra-Mekke arasında bir belde olan Uneyze yakınlarında bedevî Araplar’ın saldırısına uğrayarak soyuldu, canını zor kurtarıp Uneyze’ye sığındı. Burada ed-Dürre fî ḳırâʾâti’s̱-s̱elâs̱eti’l-mütemmime li’l-ʿaşere adlı manzum eserini yazdı. O yıl hacca yetişemedi; bir müddet Yenbu‘da ikamet ettikten sonra Rebîülevvel 823’te (Mart-Nisan 1420) Medine’ye, aynı yıl 1 Receb’de (12 Temmuz) Mekke’ye ulaştı. Hac mevsimine kadar mücâvir olarak kalıp haccını ifa ettikten sonra Şîraz’a döndü. Hac yolculuğu süresince uğradığı yerlerde kıraat dersleri vermeyi sürdüren, Medine’de Harem şeyhi Tavâşî’ye de kıraat okutan İbnü’l-Cezerî 827 (1424) yılında Dımaşk’a, buradan da Kahire’ye gitti; yıllar önce gizlice ayrıldığı bu şehirde bu defa Sultan Eşref Barsbay tarafından saygıyla karşılandı. Kahire’de bulunduğu süre içinde başta kıraat olmak üzere çeşitli dersler okuttu. Aynı yıl Mekke’ye gidip dördüncü haccını ifa etti. Ardından ticarî maksatla Yemen’e gitti. Yemen Meliki Mansûr Abdullah b. Ahmed er-Resûlî ona ilgi gösterdi; kendisinden hadis dinledi. Daha sonra Mekke’ye dönüp 828 (1425) yılında beşinci haccını ifa ederek 829 (1426) yılı başlarında tekrar Kahire’ye geçti; buradan da Dımaşk ve Basra üzerinden Şîraz’a ulaştı. 5 Rebîülevvel 833’te (2 Aralık 1429) Şîraz’da Sûkuliskâfiyyîn’de bulunan evinde vefat etti ve kendi yaptırdığı dârülkur’ânda defnedildi.

İbnü’l-Cezerî’nin altı oğlu ile dört kızı olmuştur. Oğullarından Ebü’l-Feth Muhammed 2 Rebîülevvel 777’de (1 Ağustos 1375) Dımaşk’ta doğdu; Kur’an’ı ezberledikten sonra kıraat, fıkıh, hadis ve nahiv gibi ilimleri tahsil etti. Babası Bursa’ya gidince Dımaşk’taki görevleri kendisine devredilen Ebü’l-Feth Muhammed 814 (1411) yılında vebadan öldü. Diğer bir oğlu Ebü’l-Hayr Muhammed Cemâziyelevvel 789’da (Haziran 1387) dünyaya geldi. Kıraat ve hadis tahsil etti. 801 (1399) yılında babasının yanına Bursa’ya gitti. Bir ara Fâtih Sultan Mehmed onu Dîvân-ı Hümâyun’da tuğra çekmekle görevlendirdi (, s. 42). Kardeşleri içinde ilimde temayüz ettiği anlaşılan Ebû Bekir Ahmed 17 Ramazan 780’de (7 Ocak 1379) Dımaşk’ta doğdu. Kur’an’ı hatmettikten sonra Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî’si başta olmak üzere kıraate dair bazı metinleri ezberledi. Babası onu Mısır’a götürüp ders okumasını sağladı. Ardından ona en-Neşr, Ṭayyibetü’n-Neşr ve Taḳrîbü’n-Neşr adlı eserlerini okuttu. Ebû Bekir ayrıca zamanın tanınmış âlimlerinden hadis dinledi. Babası Bursa’da iken yanına gidip bir taraftan kendini yetiştirmeye çalışırken diğer taraftan ders verdi; Yıldırım Bayezid’in çocukları onun talebeleri arasında yer aldı. Bursa Ulucamii’nde imamlık yaptı. Ankara Savaşı sırasında babasıyla birlikte olan Ebû Bekir’i Timur elçi olarak Sultan el-Melikü’n-Nâsır Ferec b. Berkūk’a gönderdi. Babası Mâverâünnehir’de iken Ebû Bekir Bursa’da kaldı. Kardeşi Ebü’l-Feth Muhammed’in ölümü üzerine Sultan Eşref Barsbay tarafından ondan boşalan görevlere tayin edildi. 827’de (1424) babasıyla birlikte Mısır’da bulundu ve on günlük beraberlikten sonra onu Mekke’ye uğurladı; bir yıl sonraki hac mevsimine kadar burada kalarak babasının Ṭayyibetü’n-Neşr’i ile tecvide ve hadis ilmine dair Muḳaddime’lerini şerhetti. 828 (1425) yılında babasıyla birlikte hac görevini ifa etti. Beraber gerçekleştirdikleri Mısır ziyaretinden sonra ailesini almak üzere 829 (1426) yılında Bursa’ya gitti. Bizzat babasının verdiği bu bilgiler karşısında Keşfü’ẓ-ẓunûn’da yer alan (II, 1799) onun 827’de (1424) öldüğüne dair bilginin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Ziriklî babasından bir süre sonra vefat ettiğini belirtmiştir. Taşköprizâde, İbnü’l-Cezerî’nin diğer çocuklarının da tecvid, kıraat ve hadis konularında yetişmiş olduklarına işaret etmektedir (eş-Şeḳāʾiḳ, s. 41-42).

İlmî Şahsiyeti. İbnü’l-Cezerî’nin zirveye ulaştığı alan hiç şüphesiz ki kıraat ilmidir. İlk dönemlerde değişik konularda kendini yetiştirmeye çalışırken bu alanla ilgisini hiç kesmemiş, Dımaşk, Mısır ve Medine’de kırâat-i seb‘a ve kırâat-i aşere ile A‘meş, Hasan-ı Basrî ve İbn Muhaysın gibi imamların kıraatlerini muhtelif hocalardan tekrar tekrar okuyarak pekiştirmiş, kıraat vecihlerini meleke haline getirecek ölçüde hıfzetmiştir. Sadece kıraat okuduğu hocalarının sayısının kırkın üzerinde olması, onun bu ilme tutku ölçüsünde kendini verdiğini göstermektedir. Hocalık döneminde de okuttuğu çeşitli dersler arasında kıraati hep ön planda tutmuş, birkaç günlüğüne misafir olarak bulunduğu yerlerde de bu konuda kendisinden istifade etmek için etrafında kalabalıklar oluşmuş, hatta uzun yolculuklar sırasında geçirilen zaman dahi ondan yararlanmak için değerlendirilmiştir (Ġāyetü’n-Nihâye, II, 250).

Kıraat ve hadis ilmindeki önemi dolayısıyla isnad konusunu ele alan İbnü’l-Cezerî isnadı dinin bir rüknü olarak anlamış (Câmiʿu’l-esânîd, vr. 1b), en-Neşr’ini yazarken istifade ettiği kıraat kitaplarıyla ilgili bütün senedlerini bu eserin girişinde verdiği gibi Câmiʿu’l-esânîd adlı kitabını da bu maksatla kaleme almıştır. İbnü’l-Cezerî kıraat ilminde daha çok aşere konusu üzerinde durmuştur. İbn Mücâhid’in Kitâbü’s-Sebʿa’sı ile başlayan kırâat-i seb‘a anlayışının Ebû Amr ed-Dânî’nin et-Teysîr’i ve Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî’si gibi eserlerle yaygınlık kazanması, sahih kıraatlerin kırâat-i seb‘adan ibaret olduğu ve Hz. Peygamber’in, “Kur’an yedi harf üzere nâzil oldu” meâlindeki hadisinde geçen “yedi harf” ile de aynı şeyin kastedildiği gibi bir anlayışın ortaya çıkması, bu sebeple kendisinden önce yazılan ve sekiz, on, on bir, on iki, on üç kıraati ihtiva eden eserlere ilgi gösterilmemesi karşısında İbnü’l-Cezerî, sahih kıraatlerden oluştuğuna inandığı aşere konusunu ciddi şekilde ele almıştır. Önce en-Neşr fi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr adlı eserini yazmış, ardından onu Ṭayyibetü’n-Neşr ile manzum hale getirmiş, daha sonra da Taḳrîbü’n-Neşr fi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr adıyla eserini ihtisar etmiştir. Amacı da öğretim programlarında seb‘anın yerini aşerenin almasını sağlamaktı. İbnü’l-Cezerî, bu çalışmalarıyla kırâat-i seb‘a anlayışına alternatif bir program ortaya koymakla yetinmemiş, bu anlayışın yaygınlaşmasında önemli yeri olan eserlerden Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî adlı manzumesindeki yedi kıraati ona tamamlamak üzere ed-Dürre’yi nazmetmiş, ardından Ebû Amr ed-Dânî’nin et-Teysîr’ine Ebû Ca‘fer el-Kārî, Ya‘kūb el-Hadramî ve Halef b. Hişâm’ın kıraatlerini de ilâve etmek suretiyle Taḥbîrü’t-Teysîr fî ḳırâʾâti’l-eʾimmeti’l-ʿaşere adlı eserini meydana getirmiştir (Taḥbîrü’t-Teysîr, s. 8). Aşere üzerinde dururken yedi imama ilâve ettiği üç imamın kıraatlerinin de sahih senedle geldiğini, onların her bir rüknünün Hz. Osman’ın mushaflarının hattına, bir vechile de olsa nahiv kaidelerine uygun olduğunu savunmuştur. İbnü’l-Cezerî bu çabalarında amacına ulaşmış, İbn Mihrân en-Nîsâbûrî’nin ilk defa el-Ġāye fi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr adlı eseriyle bir araya getirdiği meşhur on imamın kıraati onun bu çalışmalarıyla yaygınlaşmış ve zaman içinde bu ilmin öğretiminde bütünlüğünü koruyarak günümüze ulaşmıştır. Bazı İslâm ülkelerinde, özellikle Türkiye’de kıraat tedrisatında korunagelen icâzet geleneğindeki isnad zincirlerinin genellikle İbnü’l-Cezerî’ye dayanması, diğer bir ifadeyle günümüzden Hz. Peygamber’e ulaşan kıraat silsilelerinin en yoğun kesişme noktasında İbnü’l-Cezerî’nin bulunması onun bu ilimdeki haklı otoritesiyle doğrudan ilgilidir.

İbnü’l-Cezerî, gençlik yıllarında kaleme aldığı Müncidü’l-muḳriʾîn adlı eserinde aşerenin bütün ihtilâf unsurlarıyla mütevâtir kıraatler olduğunu ileri sürmüş, kıraat vecihlerinden med, imâle ve hemzenin teshîli gibi konulardaki farklılıkları mütevâtir saymayan İbnü’l-Hâcib’i eleştirerek idgam, “râ”nın terkīkı, “lâm”ın tağlîzi, harekenin nakli gibi konular dahil olmak üzere aşere içinde yer alan bütün kıraat vecihlerinin mütevâtir olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Kırâat-i seb‘a içinde sadece imâle ve med gibi usule dair konularda değil ferş-i hurûfta da şâz unsurların bulunduğunu ileri süren Ebû Şâme’yi eleştirirken daha ağır bir üslûp kullanmıştır (Müncidü’l-muḳriʾîn, s. 57-62). Ancak İbnü’l-Cezerî’nin yetişkinlik döneminde kaleme aldığı en-Neşr’inde bu anlayışını yumuşattığı, “mütevâtir” terimi yerine “sahih” kelimesini kullandığı, hatta önceki görüşünde yanıldığını itiraf ettiği görülmektedir. Buna göre bir kıraatin sahih olabilmesi için onun resm-i hatta, bir vechile de olsa nahiv kaidelerine uygun olması ve sahih bir senedle gelmesi önemlidir. Bu şartları taşımayan bir kıraat vechi -yedi kıraat içinde de olsa- şâzdır ve bâtıldır (en-Neşr, I, 9-13). el-Ahrufü’s-seb‘a konusunda genelde İbn Cerîr et-Taberî, İbn Abdülber, Mekkî b. Ebû Tâlib gibi düşünen İbnü’l-Cezerî’ye göre meşhur on kıraat, Hz. Peygamber’in el-ahrufü’s-seb‘a hadisinde geçen yedi harften biri veya onun bir cüzüdür. Hz. Osman’ın mushafları da bu yedi harften birine göre yazılmış, ancak nokta ve hareke taşımadıklarından bir harften daha çok okuyuşa imkân vermiştir (Müncidü’l-muḳriʾîn, s. 56).

İbnü’l-Cezerî, kıraat ilminin öğretiminde cem‘ metodunun uygulanabileceği görüşündedir. Ancak bu metotla okumaya geçmeden önce talebenin bütün kıraatleri infirâd üzere okuması, kıraat ve resm-i hatta dair birer kitabı ezberlemesi, tecvidi ve harflerin sıfat ve mahreçlerini öğrenip uygulayabilmesi gerekir. Kıraat vecihlerini cemederken uygun olmayan yerlerde durmamaya ve vakıf sonrasında uygun olmayan yerlerden başlangıç yapmamaya dikkat edilmelidir. Bazı müteahhir kurrânın yaptığı gibi kıraat farklılıklarını kelime kelime okuyarak göstermek bid‘attır (a.g.e., s. 12-13).

Onun ilmî mesaisi içinde hadisin de önemli bir yeri vardır. Gençlik yıllarında hadis tahsiline ciddi şekilde eğildiği gibi yetişkinlik döneminde gittiği her yerde hadis dersleri de vermiş, Ṣaḥîḥ-i Buḫârî’yi ve kendi eseri Şerḥu’l-Meṣâbîḥ’i çeşitli talebe gruplarına takrir etmiş, Kahire’de Ahmed b. Hanbel ve Şâfiî’nin el-Müsned adlı eserlerini okutmuştur (İbn Hacer, VIII, 246; İbnü’l-İmâd, VII, 205). Ebü’l-Fütûh Ahmed b. Abdullah et-Tâvûsî, kendi döneminde onun gerek âlî isnad ve hadislerin hıfzı, gerekse cerh ve ta‘dîl konularında yegâne âlim olduğunu belirtmiş, Ṣaḥîḥ-i Buḫârî ve Ṣaḥîḥ-i Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce’nin es-Sünen, Dârimî, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned adlı eserleri, Mâlik’in el-Muvaṭṭaʾı, Begavî ve Nevevî’nin bazı eserleriyle ilgili senedlerini ortaya koyduğunu söylemiştir (Sehâvî, IX, 258). Süyûtî de onun için, “Kıraatte eşşiz bir imamdı” derken hadiste hâfız olduğuna işaret etmiştir (Ẕeylü Ṭabaḳāti’l-ḥuffâẓ, s. 377).

İbnü’l-Cezerî, zamanın fıkıh otoritelerinden fıkıh tahsil etmesine ve onların kendisine fetva icâzeti vermesine rağmen bir fakih olarak ön plana çıkmamış, Dımaşk kadılığında görevlendirilmesi ve Şîraz’da uzun müddet kadılık yapması da bu alanda ona bir şöhret kazandırmamıştır. Kazâ ve fetvadaki üslûbu eleştirilmiş, aklına geleni tartıp düşünmeden söylediği ileri sürülmüştür (İbn Hacer, VIII, 247; İbnü’l-İmâd, VII, 205-206). Süyûtî de onun fıkıh bilmediği görüşündedir (Ẕeylü Ṭabaḳāti’l-ḥuffâẓ, s. 377).

Eserleri. İbnü’l-Cezerî’nin çalışmaları için Muhammed Mutî‘ el-Hâfız seksen yedi eseri ihtiva eden bir liste vermiştir (el-İmâm Şemsüddîn İbnü’l-Cezerî, s. 7-51). Ali Osman Yüksel’in düzenlediği listede ise 100 kitap ve risâle bulunmaktadır (İbn Cezerî ve Tayyibetü’n-Neşr, s. 201-203). Bu eserlerden bazıları şunlardır:


A) Kur’an İlimleri, Kıraat. 1. en-Neşr fi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr. Müellifin on kıraatle ilgili en geniş çalışması olup Muhammed Ahmed Dehmân (I-II, Dımaşk 1345) ve Ali Muhammed ed-Dabbâ‘ (I-II, Kahire, ts., 1976; Beyrut 1940, 1985) tarafından yayımlanmıştır.

2. Ṭayyibetü’n-Neşr fi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr. en-Neşr’in 799 (1397) yılında manzum hale getirilmiş şekli olan eser 1019 beyit ihtiva etmektedir. Çeşitli kütüphanelerde pek çok yazma nüshası bulunan eserin çeşitli baskıları yapılmış (nşr. Hasan et-Tûhî, Kahire 1282, 1302 [mecmua içinde, taşbaskı], 1307, 1308; nşr. Ali Muhammed ed-Dabbâ‘, Kahire 1354 [İtḥâfü’l-berere fi’l-ḳırâʾât ve’r-resm ve’l-ây ve’t-tecvîd adlı mecmua içinde, s. 168-263]) ve eser üzerine muhtelif şerhler yazılmıştır.

3. Taḳrîbü’n-Neşr fi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr (et-Taḳrîb fî muḫtaṣari’n-Neşr). en-Neşr’in özellikle talebelere kolaylık sağlamak üzere yapılmış muhtasarı olup on imamın kıraati ikişer râvi, her râvi ikişer tarik ve her iki tarik de yine ikişer tarik sınırları içinde ele alınmıştır. 10 Muharrem 804’te (20 Ağustos 1401) Bursa’da tamamlanan ve pek çok nüshası bulunan eser İbrâhim Atve İvaz tarafından neşredilmiştir (Kahire 1381/1961, 1412/1992).

4. ed-Dürre fî ḳırâʾâti’s̱-s̱elâs̱eti’l-mütemmime li’l-ʿaşere (ed-Dürretü[’l-maʿniyyetü]’l-muḍıyye fî ḳırâʾâti’l-eʾimmeti’s̱-s̱elâs̱eti’l-merżıyye li-tetmîmi’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr). Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî’sindeki yedi kıraati on kıraate tamamlamak üzere aynı vezinle kaleme alınan eser 240 beyitten meydana gelmektedir (Kahire 1319 [Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî ve ʿAḳīletü etrâbi’l-ḳaṣâʾid fî esne’l-maḳāṣıd’ı, kendisinin Ṭayyibetü’n-Neşr ve el-Muḳaddime fîmâ yecibü ʿale’l-ḳāriʾ en yaʿlemehû ve Muhammed Mütevellî el-Mısrî’nin el-Vücûhü’l-müsfire fî tetmîmi’l-ʿaşere’si ile birlikte, s. 68-82]). Eser üzerinde yapılan şerh çalışmaları şunlardır: Muhammed b. Hasan es-Semennûdî, Şerḥu’s-Semennûdî ʿalâ metni’d-Dürre li’l-ḳırâʾâti’l-ʿaşr (Kahire 1342); Ebü’s-Sâlih Ali b. Muhsin es-Saîdî eş-Şâzelî, el-Minaḥu’l-ilâhiyye bi-şerḥi’d-Dürreti’l-merżıyye (Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 23, 180 varak); Ebü’l-Kāsım Muhammed b. Muhammed en-Nüveyrî, Şerḥu’d-Dürreti’l-muḍıyye fî ḳırâʾâti’s̱-s̱elâs̱eti’l-merżıyye (TSMK, III. Ahmed, nr. 174; Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 51, vr. 50-228, Şehid Ali Paşa, nr. 16, Reşid Efendi, nr. 14, Dârülmesnevî, nr. 25, Kasîdecizâde Süleyman Sırrı, nr. 7); Ebû Amr Osman b. Ömer b. Ebû Bekir en-Nâşirî ez-Zebîdî, Şerḥu’d-Dürreti’l-muḍîʾe fi’l-ḳırâʾâti’s̱-s̱elâs̱i’l-mütemmime li’l-ʿaşr (baskı yeri yok, 1989/1409, diğer şerhler için bk. , I, 743; , II, 275).

5. Taḥbîrü’t-Teysîr fî ḳırâʾâti’l-eʾimmeti’l-ʿaşere. Ebû Amr ed-Dânî’nin yedi kıraate dair et-Teysîr adlı eseri üzerinde yapılmış bir çalışma olup müellif yedi imamın kıraatine Ebû Ca‘fer el-Kārî, Ya‘kūb el-Hadramî ve Halef b. Hişâm’ın kıraatlerini de dercetmiş, ayrıca eseri tashih, tavzih ve kısmen ikmal etmiştir. Çeşitli kütüphanelerde pek çok yazma nüshası bulunan ve günümüzde kırâat-i aşere denilince gerek râviler gerekse ihtilâf vecihleri açısından akla ilk gelen kitap olan eser, Abdülfettâh el-Kādî ile Muhammed Sâdık Kamhâvî tarafından yayımlanmış (Kahire 1392/1972), daha sonra bir heyetin tashihiyle yeni bir neşri yapılmıştır (Beyrut 1404/1983).

6. et-Temhîd fî ʿilmi’t-tecvîd. 5 Zilhicce 769’da (22 Temmuz 1368) tamamlanan ve tecvid konularını kısa bir mukaddimeden sonra on bölüm halinde inceleyen eser ilk defa Mısır’da basılmış (Kahire 1326), ardından Ali Hüseyin el-Bevvâb (Riyad 1405/1985) ve Gānim Kaddûrî Hamed (Beyrut 1407/1986, 1409/1989) tarafından neşredilmiştir.

7. Muḳaddime(tü’l-Cezerî) fîmâ yecibü ʿale’l-ḳāriʾi en yaʿlemehû (el-Muḳaddimetü’l-Cezeriyye, el-Cezeriyye, Muḳaddime fi’t-tecvîd). On dokuz babdan oluşan toplam 109 beyitlik bu eserde mehâric-i hurûf, sıfât-ı hurûf, terkīk, tefhîm, idgam, lahn, gunne, medler, vakıf, hemze gibi konular işlenmiştir. Her dönemde pek çok öğrenci tarafından ezberlenen ve çeşitli kütüphanelerde yüzlerce nüshası bulunan eserin baskıları da yapılmıştır (İstanbul, ts., İbrâhim Efendi Matbaası, 1280 [Mağnisî’nin Türkçe tercüme ve şerhi ve diğer bazı risâlelerle birlikte, s. 150-156], 1299, 1310; İzmir 1301; Kahire 1302, 1304, 1306, 1307, 1310, 1319 [Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî ve ʿAḳīletü etrâbi’l-ḳaṣâʾid fî esne’l-maḳāṣıd’ı, kendisinin Ṭayyibetü’n-Neşr ve ed-Dürre’si ve Muhammed Mütevellî el-Mısrî’nin el-Vücûhü’l-müsfire’si ile birlikte, s. 68-82], 1371/1952 [Şehâbeddin Ahmed el-İşbîlî, Tâhâ b. Muhammed el-Beykūnî ve Muhammed b. Ali es-Sabbân’ın hadis ıstılahlarına dair manzumeleriyle birlikte, s. 10-15]; Tahran 1316; Delhi 1888; Cidde 1415/1995). İbnü’l-Cezerî’nin bu manzumesi üzerine muhtelif şerhler kaleme alınmıştır. a) el-Ḥavâşi’l-müfehhime fî şerḥi’l-Muḳaddime. Müellifin oğlu Ebû Bekir Ahmed’e ait olup 1 Ramazan 806’da (13 Mart 1404) Lârende’de (Karaman) tamamlanmıştır (Kahire 1309). Eser üzerine Zekeriyyâ el-Ensârî bir hâşiye yazmış, Hasan b. Müslim el-Âmilî de Muḫtaṣaru Şerḥi’l-Muḳaddimeti’l-Cezeriyye (Süleymaniye Ktp., Serez, nr. 50) adıyla eseri ihtisar etmiştir. b) ed-Deḳāʾiḳu’l-muḥkeme fî şerḥi’l-Muḳaddime. Zekeriyyâ el-Ensârî’ye ait olup Ali el-Kārî’nin el-Minaḥu’l-fikriyye ʿalâ metni’l-Cezeriyye’si kenarında basılmış (Kahire 1302, 1308, 1367), daha sonra Nesîb Neşâvî’nin tahkikiyle neşredilmiştir (Dımaşk 1400/1980). c) el-Minaḥu’l-fikriyye ʿalâ metni’l-Cezeriyye. Ali el-Kārî tarafından kaleme alınan eserin çeşitli baskıları olup (Kahire 1302, 1308, 1367 [kenarında Zekeriyyâ el-Ensârî’nin ed-Deḳāʾiḳu’l-muḥkeme fî şerḥi’l-Muḳaddime adlı eseriyle birlikte], 1308 [İbnü’l-Cezerî’nin oğluna ait bir şerhle birlikte], Kazan 1887, Mekke 1308 [Taşköprizâde’nin bir şerhiyle birlikte]) ayrıca Muhyiddin el-Kürdî ve Muhammed Gayyâs es-Sabbâğ tarafından Şerḥu’l-Muḳaddimeti’l-Cezeriyye adıyla yayımlanmıştır (Dımaşk, ts.). d) el-Fevâʾidü’s-sırriyye fî şerḥi’l-Muḳaddimeti’l-Cezeriyye. İbnü’l-Hanbelî’nin bu şerhinin iki nüshası Süleymaniye (Şehid Ali Paşa, nr. 2766; Kadızâde Ahmed, nr. 13), birer nüshası Beyazıt Devlet (Bayezid, nr. 183, vr. 49b-130a) ve Edirne Selimiye (nr. 55), bir nüshası Princeton Kütüphanesi’nde (nr. 3989) bulunmaktadır (diğer şerhler için bk. , II, 1799-1800; , II, 276).

8. Müncidü’l-muḳriʾîn ve mürşidü’ṭ-ṭâlibîn. Yedi babdan oluşan ve telifi 25 Receb 773’te (1 Şubat 1372) Dımaşk’ta tamamlanan eserde kıraat, kāri ve mukrî terimleriyle mütevâtir, sahih ve şâz kıraatler, aşerenin kıraat ilmindeki yeri ve bu konuyla ilgili tartışmalar ele alınmış, aşerenin el-ahrufü’s-seb‘a ile münasebeti üzerinde durulmuştur (Kahire 1350,1977; Beyrut 1400/1980).

9. Hidâyetü’l-mehere fî tetimmeti(‘l-ḳırâʾâti)’l-ʿaşere. 352 beyitten oluşmaktadır. Ebû Ca‘fer el-Kārî, Ya‘kūb el-Hadramî ve Halef b. Hişâm’ın kıraatlerinin kırâat-i seb‘aya eklendiği eserin nüshaları Süleymaniye (Ayasofya, nr. 39, vr. 1-17; İzmirli İsmail Hakkı, nr. 42, vr. 21-33; Şehid Ali Paşa, nr. 36, vr. 42-61; Turhan Vâlide Sultan, nr. 1, vr. 104-117), Beyazıt Devlet (nr. 161) ve Râşid Efendi (nr. 1007) kütüphanelerinde bulunmaktadır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde mevcut olan (Fâtih, nr. 57, vr. 1-12) ve ed-Dürre fî ḳırâʾâti’s̱-s̱elâs̱eti’l-mükemmile li’l-ʿaşere adını taşıyan eser de bu manzumenin bir başka nüshasıdır (diğer nüshaları için bk. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, s. 51).

10. Nihâyetü’l-berere fi’l-ḳırâʾâti’s̱-s̱elâs̱ ez-zâʾide ʿale’l-ʿaşere (el-Ḳırâʾâtü’ş-şâẕẕe). İbn Muhaysın, A‘meş ve Hasan-ı Basrî’nin kıraatlerinin meşhur on kıraate eklendiği 450 beyitlik bu manzum eserin telifi Ramazan 798’de (Haziran 1396) tamamlanmış olup Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Turhan Vâlide Sultan, nr. 1, vr. 117-134; Yazma Bağışlar, nr. 1843, vr. 38-55; İzmirli İsmail Hakkı, nr. 42, vr. 1-16; Hüsrev Paşa, nr. 5, vr. 1-14) nüshaları bulunmaktadır (diğer yazmaları için bk. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, s. 31, 51).

11. el-Elġāzü’l-Cezeriyye (Erbaʿûne mesʾele mine’l-mesâʾili’l-müşkile fi’l-ḳırâʾât). Kırk üç beyitten meydana gelen eserin nüshaları Süleymaniye (Kılıç Ali Paşa, nr. 65, vr. 106-107; 1029, vr. 106a-107b; Reşid Efendi, nr. 26, vr. 71-72) ve Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi (Ali Üsküdarlı, nr. 36) kütüphanelerinde kayıtlıdır (diğer nüshaları için bk. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, s. 9).

12. el-ʿİḳdü’s̱-s̱emîn fî Elġāzi’l-ḳırâʾa. Bir önceki eserin müellif tarafından yapılan şerhidir (, I, 150). Ebû Hafs Ömer b. Kāsım el-Ensârî’nin el-ʿİḳdü’l-Cevherî fî ḥalli Elġāzi’l-Cezerî adıyla esere yazdığı şerhin (a.g.e., II, 1150) bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Kılıç Ali Paşa, nr. 1029, vr. 51-55).

13. Kifâyetü’l-elmaʾî fî şerḥi ḳavlihî teʿâlâ “ve ḳīle yâ arḍubleʿî” (nşr. Adnân Ebû Şâme, Dımaşk 1411/1990).

14. et-Teẕkâr fî rivâyeti Ebân b. Yezîd el-ʿAṭṭâr. Seksen beyitlik bu manzum eserin bir nüshası Millet Kütüphanesi’ndedir (Feyzullah Efendi, nr. 6, vr. 195-201; diğer nüshaları için bk. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, s. 12).

15. Tuḥfetü’l-iḫvân fi’l-ḫulfi beyne’ş-Şâṭıbiyyeti ve’l-ʿUnvân. Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî’si ile Ebû Tâhir İsmâil b. Halef es-Sarakustî’nin el-ʿUnvân’ı arasındaki ihtilâfların ele alındığı eserin bir nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi’nde (nr. 53, vr. 169-181) kayıtlıdır (diğer nüshaları için bk. a.g.e., s. 12).

16. Uṣûlü’l-ḳırâʾât ed-dâʾire ʿale’ḫtilâfi’l-ḳırâʾât (Süleymaniye Ktp., Kılıç Ali Paşa, nr. 1029, vr. 192-196; diğer nüshaları için bk. a.g.e., s. 8).

B) Hadis. 1. el-Ḥıṣnü’l-ḥaṣîn min kelâmi Seyyidi’l-mürselîn. Telifi 22 Zilhicce 791’de (12 Aralık 1389) Dımaşk’ta tamamlanan eserde başta Kütüb-i Sitte olmak üzere temel hadis kaynaklarından derlenen rivayetlerle dua ve zikrin fazilet ve âdâbı, icâbet vakitleri ve yerleri, esmâ-i hüsnâ, bazı sûre ve âyetlerin fazileti, Hz. Peygamber’in duaları gibi konular ele alınmıştır (Kahire 1277 [kenarında Abdülhâdî el-Ebyârî’nin en-Nûrü’l-mübîn li’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn adlı takrirleriyle birlikte], 1297, 1301,1302, 1303, 1306, 1307, 1310, 1312, 1316, 1320, 1321, 1349 [Muhammed Hakkı en-Nâzilî’nin Ḫazînetü’l-esrâr celîletü’l-eẕkâr adlı kitabının kenarında], Bombay 1301; Cezayir 1328; Delhi 1871 [Urduca tercümesiyle birlikte], Lahor 1320). Ali el-Kārî eseri el-Ḥırzü’s̱-s̱emîn li’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn adıyla şerhetmiştir (I-II, Mekke 1304).

2. Miftâḥu’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn. Bir önceki eserin şerhi olup Ramazan 831’de (Haziran 1428) Şîraz’da yazılmıştır. Süleymaniye (Esad Efendi, nr. 3591, vr. 1-25; Dârülmesnevî, nr. 88, vr. 29-57), Nuruosmaniye (nr. 788/2, 31 varak), Râşid Efendi (nr. 1139, vr. 1-32) ve Millet (Murad Molla, nr. 434) kütüphanelerinde nüshaları vardır (diğer nüshaları için bk. , II, 277; Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, s. 34).

3. ʿUddetü’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn min kelâmi Seyyidi’l-mürselîn. el-Ḥıṣnü’l-ḥaṣîn’in müellif tarafından yapılmış muhtasarıdır (Kahire 1279, 1349; Hama 1354, 1396; Beyrut 1401/1981, 3. bs.). İbnü’l-Cezerî’nin aynı eserden yaptığı bazı seçmeler de Nebẕetün min edʿiye nebeviyye adıyla İbn Hacer el-Askalânî’nin Nuḫbetü’l-fiker fî muṣṭalaḥi ehli’l-es̱er’i ve Birgivî’nin Muṣṭalaḥu’l-ḥadîs̱’i ile birlikte (Mecmûʿ müştemil ʿalâ resâʾili s̱elâs̱) basılmıştır (Kahire 1303). Şevkânî, ʿUddetü’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn’i Tuḥfetü’ẕ-ẕâkirîn bi-ʿUddeti’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn (Kahire 1381, 1386, 1392, 1403; Beyrut, ts.), Yahyâ b. Muhammed el-Eryânî de el-Müstebṣırîn bi-şerḥi ʿUddeti’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn (Dımaşk 1397) adıyla şerhetmiştir (el-Ḥıṣnü’l-ḥaṣîn üzerinde yapılan diğer şerh ve ihtisar çalışmalarıyla ʿUddetü’l-Ḥıṣni’l-ḥaṣîn’in Türkçe ve Farsça tercümeleri için bk. , I, 669-670).

4. el-Maṣʿadü’l-aḥmed fî ḫatmi Müsnedi’l-İmâm Aḥmed. 11 Rebîülevvel 828’de (31 Ocak 1425) Mescid-i Harâm’da Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inin hatmini takiben kaleme alınan eser, önce er-Resâʾilü’n-nâdire içinde (s. 17-47) Ebû Mûsâ el-Medînî’nin Ḫaṣâʾiṣü’l-Müsned’i ile birlikte basılmış (Kahire 1347/1929; Riyad 1410/1990), daha sonra Ahmed Muhammed Şâkir’in tahkikiyle Talâʾiʿu’l-Müsned başlıklı mecmua içinde (s. 12-41) neşredilmiştir (Kahire, ts. [Mektebetü’t-türâsi’l-İslâmî]).

5. el-Bidâye fî meʿâlimi’r-rivâye (el-Bidâye fî ʿulûmi[‘r-rivâyeti]’l-ḥadîs̱, el-Hidâye fî fünûni’l-ḥadîs̱, el-Hidâye ilâ ʿulûmi’r-rivâye). 370 beyitten oluşan eser Zilhicce 800’de (Ağustos 1398) tamamlanmış olup Süleymaniye Kütüphanesi’nde nüshaları vardır (Lâleli, nr. 70, vr. 1-22, 393; Servili, nr. 52, vr. 103-111).

6. Biʿs̱etü (Ṭarfetü)’l-ʿâlim min kelâmi Ebi’l-Ḳāsım (el-Erbaʿûn). Müellifin, sahihlerin en sahih olanlarından seçtiğini belirttiği kırk hadisi ihtiva eden eserin iki nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Mahmud Paşa, nr. 71, vr. 152-153; İsmihan Sultan, nr. 200, vr. 22-28).

7. el-Erbaʿûne’ẓ-ẓâhiretü’l-mensûbe ile’l-ʿıṭrati’ṭ-ṭâhire. Ehl-i beyt’e mensup kişilerin rivayet ettiği kırk hadisi ihtiva eden eserin bir nüshası Millet Kütüphanesi’ndedir (Ali Emîrî Efendi, nr. 2383, vr. 193-197).

8. ʿİḳdü’l-leʾâlî fi’l-eḥâdîs̱i’l-müselseleti’l-ʿavâlî. 808’de (1405) Şîraz’da kaleme alınmıştır (nüshaları için bk. , II, 260; , I, 120).

9. el-Erbaʿûne’l-ʿavâlî. Senedinde Hz. Peygamber’le müellif arasında on râvi bulunan kırk hadisi ihtiva eden eserin bir nüshası Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye’de bulunmaktadır (nr. 5882, vr. 1-46).

10. Muḳaddimetü ʿilmi’l-ḥadîs̱. Müellifin oğlu Ebû Bekir Ahmed’in şerhettiği belirtilen eserin (, II, 1803) bir nüshası Berlin’dedir (, II, 260).

11. Esne’l-meṭâlib fî menâḳıbi seyyidinâ ʿAlî b. Ebî Ṭâlib. Önce Mekke’de basılan eseri (1324) daha sonra Muhammed Hâdî el-Emînî yayımlamış (İsfahan 1402), ayrıca Muhammed Bâkır el-Mahmûdî tarafından tehzîb edilen eser Esne’l-menâḳıb fî tehẕîbi Esne’l-meṭâlib fî menâḳıbi’l-İmâm Emîri’l-müʾminîn ʿAlî b. Ebî Ṭâlib adıyla neşredilmiştir (Beyrut 1403/1983).

12. el-Eḥâdîs̱ü’l-ʿişrûne’l-ʿavâlî. Bir nüshası San‘a’dadır (Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, s. 7).

13. Eḥâdîs̱ü müselselât ve ʿuşâriyyâtü’l-isnâdi ʿâliyât (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mecmû‘, nr. 58, vr. 51-60).

14. Şerḥu’l-Meṣâbîḥ. Ferrâ el-Begavî’nin Meṣâbîḥu’s-sünne adlı eseri üzerine yazılmış üç cilt hacminde bir şerh olup günümüze ulaşıp ulaşmadığına dair bilgi yoktur.

15. el-Müsnedü’l-aḥmed fîmâ yeteʿalleḳu bi-Müsnedi Aḥmed. Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inin şerhidir (, II, 481).

C) Siyer. 1. Ḳıtʿa min mevlidi’ş-şerîf. Hz. Peygamber’in hizmetçileri, binekleri, savaş aletleri, kâtipleri, hanımları ve çocuklarına dair olan eserin son kısmı eksik bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Esad Efendi, nr. 448/2).

2. Mevlidü’n-nebî. Yazımı 11 Rebîülevvel 806’da (28 Eylül 1403) Keş’te tamamlanmıştır (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 2063, vr. 11-16). el-Mevlidü’l-kebîr adıyla kaydedilen eser de (, II, 260; , I, 120) bu kitap olmalıdır.

3. Ẕâtü’ş-şifâʾ fî sîreti’n-nebiyyi’l-Muṣṭafâ ve aṣḥâbihi’l-erbaʿa-ti’l-ḫulefâʾ (Ẕâtü’ş-şifâʾ fî sîreti’l-Muṣṭafâ, Zâtü’ş-şifâʾ fî sîreti’n-nebî ve’l-ḫulefâʾ). 515 beyitten meydana gelen eserin nüshaları Süleymaniye (Lala İsmâil, nr. 375; Lâleli, nr. 2040) ve Emel Esin (nr. 505) kütüphanelerinde kayıtlıdır (diğer nüshaları için bk. , III, 233). Eser üzerine Muhammed b. Hasan el-Âlânî el-Kürdî’nin Refʿu’l-ḫafâʾ şerḥu Ẕâti’ş-şifâʾ adıyla yazdığı şerh Hamdî Abdülmecîd’in tahkikiyle yayımlanmıştır (Beyrut 1407/1987).

4. Risâle fî ḥaḳḳı ebeveyi’n-nebî (er-Risâletü’l-beyâniyye fî ḥaḳḳı ebeveyi’n-nebî). Süleymaniye Kütüphanesi ile (Pertev Paşa, nr. 603, vr. 25-38) Berlin Staatsbibliothek’te (nr. 10343) nüshaları bulunmaktadır.

D) Tarih, Tabakat, Terâcim. 1. Câmiʿu’l-esânîd. Müellif bu çalışmasında önce isnadı dinin rükünlerinden biri olarak ele alıp onun önemini belirten rivayetleri zikretmiş, bu arada kendi hayatıyla ilgili bilgiler de vererek Kur’an ve kıraat okuduğu kırk altı hocasının kısa biyografisini ve isnadlarını zikretmiş, ardından kendi hocalarından okuyan yirmi iki kıraat âlimini kısaca tanıtmıştır. Eserin nüshaları Süleymaniye (Dârülmesnevî, nr. 11) ve Emel Esin (nr. 415) kütüphanelerinde kayıtlıdır.

2. Nihâyetü’d-dirâyât fî esmâʾi ricâli’l-ḳırâʾât (Ṭabaḳātü’l-ḳurrâʾi’l-kebîr). Bizzat müellifin belirttiğine göre (Ġāyetü’n-Nihâye, II, 408-409) eser 772 (1370-71) yılında yazılmaya başlanmış, 16 Cemâziyelâhir 774’te (13 Aralık 1372) Dımaşk’ta tamamlanmıştır.

3. Ġāyetü’n-Nihâye fî ṭabaḳāti’l-ḳurrâʾ (Ġāyetü’n-Nihâye fî esmâʾi ricâli’l-ḳırâʾât üli’r-rivâye ve’d-dirâye). Bir önceki eserin muhtasarı olup 3955 biyografiyi ihtiva etmektedir (nşr. Gotthelf Bergstraesser, I-II, Kahire 1351-1352/1932-1933; Bağdat 1970; I-II, Beyrut 1402/1982 [3. bs.]).

4. ed-Derecâtü’l-ʿaliyye fî ṭabaḳāti ʿulemâʾi’l-Ḥanefiyye. Uluğ Bey adına yazılan bu alfabetik eserin elif ve bâ harflerinin tamamı ile tâ harfinden bir bölümün yer aldığı bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (III. Ahmed, nr. 2831, vr. 1-51).

5. Muḫtaṣaru Târîḫi’l-İslâm li’ẕ-Ẕehebî. Telifi Receb 798’de (Nisan 1396) Antakya’da tamamlanan eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Reîsülküttâb Mustafa Efendi, nr. 703) kayıtlıdır (diğer nüshaları için bk. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, s. 33; , III, 233).

E) Diğer Eserleri. 1. Muḫtârü’n-naṣîḥa bi’l-edilleti’ṣ-ṣaḥîḥa. Ülkede bir yönetici bulunmasının gereği, âdil devlet başkanı, idarecilerin hediye kabul etmesinin hükmü gibi konuların hadislerle ele alındığı risâle, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’deki tek nüshası esas alınarak yayımlanmıştır (Tanta 1411).

2. ez-Zehrü’l-fâʾih fî ẕikri men tenezzehe ʿani’ẕ-ẕünûbi ve’l-ḳabâʾiḥ. Çeşitli baskıları yapılan eser (Kahire 1305, 1310, 1313, 1332, 1375) Muhammed Abdülkādir Atâ’nın tahkikiyle de neşredilmiştir (Beyrut 1406/1986).

3. Cevâbü İbni’l-Cezerî ʿan ḥükmi mütâlaʿati kütübi’bni’l-ʿArabî. Müellifin Yemen’de bulunduğu sırada İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûda dair görüşleriyle ilgili olarak kendisine sorulan bir sorunun cevabı mahiyetindeki risâlenin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Hüsrev Paşa, nr. 423, vr. 38-40).

4. Manẓûme fi’l-felek (Berlin, Staatsbibliothek, nr. 8159/3).

5. Ṭabaḳātü’ş-şuʿarâʾ (nşr. Bergstraesser, Kahire 1352).

6. el-İṣâbe fî levâzimi’l-kitâbe (Berlin Staatsbibliothek, nr. 6).

7. Kâşifü’l-ḫaṣâṣa ʿan elfâẓi’l-ḫulâṣa. İbn Mâlik et-Tâî’nin el-Elfiye’sinin şerhi olan eser Mustafa Ahmed en-Nehhâs’ın tahkikiyle neşredilmiştir (Kahire 1403/1983).

Recep Akakuş, “İlm-i Kıraat Otoritelerinden: İmam Cezeri ve Torunu Kasım Paşa” başlıklı bir makale yayımlamış (Diyanet Dergisi, XXVI/4 [Ankara 1990], s. 3-31), Mustafa Öztürk, Muhammed b. el-Cezerî ve et-Temhîd fî İlmi’t-Tecvîd adıyla doktora tezi hazırlamış (1981, Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi), Muhammed Mutî‘ el-Hâfız el-İmâm Şemsüddîn İbnü’l-Cezerî adlı çalışmasında (bk. bibl.) İbnü’l-Cezerî’nin kısa biyografisiyle eserlerini tanıtmıştır. Ali Osman Yüksel de İbn Cezerî ve Tayyibetü’n-Neşr adlı doktora çalışmasında (1982, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, bk. bibl.) Kur’an tarihine ve kıraat ilmine genel bir bakıştan sonra İbnü’l-Cezerî’nin hayatı ve eserlerini incelemiş, Ṭayyibetü’n-Neşr’in baştan itibaren 432 beytinin Türkçe’ye tercümesini ve izahını yapmıştır.


BİBLİYOGRAFYA

, I, 30, 49, 129-131, 483; II, 243, 247-253, 408-409.

a.mlf., Câmiʿu’l-esânîd, Süleymaniye Ktp., Dârülmesnevî, nr. 11, vr. 1b, 12a-72a.

a.mlf., Müncidü’l-muḳriʾîn ve mürşidü’ṭ-ṭâlibîn, Kahire 1350, s. 12-13, 56-62.

a.mlf., Taḥbîrü’t-Teysîr fî ḳırâʾâti’l-eʾimmeti’l-ʿaşere, Beyrut 1404/1983, s. 7-8.

a.mlf., , I, 9-13.

İbnü’l-Furât, Târîḫ (nşr. K. Züreyḳ – Neclâ İzzeddin), Beyrut 1938, IX/2, 260-261, 434, 457.

İbn Kādî Şühbe, et-Târîḫ (nşr. Adnân Dervîş), Dımaşk 1977, I, 8, 36, 92, 131, 159, 284, 379, 383, 477, 551, 552, 579, 608.

, III, 75, 287; V, 64; VIII, 245-248.

, IX, 255-263.

, s. 549.

a.mlf., Ẕeylü Ṭabaḳāti’l-ḥuffâẓ (Ẕeylü Teẕkireti’l-ḥuffâẓ li’ẕ-Ẕehebî içinde, nşr. M. Zâhid el-Kevserî), Dımaşk 1347, s. 376-377.

, s. 36-44.

a.mlf., , II, 55-59.

, I,150, 669-670, 743; II, 1118, 1150, 1799-1800, 1803, 2042.

, VII, 204-206.

, II, 257-259.

, I, 62-64.

, II, 257-261; Suppl., II, 274-278.

, I, 168; II, 89, 481.

, II, 187-188.

, VII, 274-275.

, s. 246-247.

Halil İbrahim Kutlay, el-İmâm ʿAlî el-Ḳārî ve es̱eruhû fî ʿilmi’l-ḥadîs̱, Beyrut 1408/1987, s. 378, 383.

Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, el-İmâm Şemsüddîn İbnü’l-Cezerî, Dübey 1414/1994, s. 7-51.

Ali Osman Yüksel, İbn Cezerî ve Tayyibetü’n-Neşr, İstanbul 1996, s. 201-203, 226, 251-252.

Muhammed Şeneb, “İbnü’l-Cezerî”, , I, 118-120.

a.mlf., “İbnülcezerî”, , V/2, s. 850-851.

a.mlf., “Ibn al-Djazarī”, , III, 753.

Ahmed Pâketçî, “İbn Cezerî”, , III, 231-234.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1999 yılında İstanbul’da basılan 20. cildinde, 551-557 numaralı sayfalarda yer almıştır.