MERAKEŞ

Fas’ta tarihî bir şehir.

Müellif:

Merakeş (Merrâküş) adının menşei hakkında kesin bilgi yoktur. Arap müelliflerinin yaptıkları etimolojik tahliller hayal mahsulü rivayetlere dayanmaktadır (İA, VII, 743). Fas’ın güneyindeki geniş ve düz Havz ovasında deniz seviyesinden 465 m. yükseklikte kurulan Merakeş’in kuruluş çalışmaları, yaygın kabule göre Murâbıt Emîri Ebû Bekir b. Ömer tarafından 454’te (1062) başlatılmış (459/1067 veya 462/1070 yıllarında başlatıldığı da rivayet edilir), Yûsuf b. Tâşfîn zamanında muhtemelen 470’te (1077-78) tamamlanmış ve Murâbıtlar’ın başşehri olmuştur. Şehrin kuruluşunun Dern dağında yaşayan Berberî asıllı Masmûde kabilelerini (Masâmide) kontrol altında tutmak amacına dayandığı ve bunun için başlangıçta Lemtûneliler’in barındığı bir ordugâhşehir olarak planlandığı sanılmaktadır. Surların yapılması Masmûde saldırılarının yoğunlaştığı Ali b. Yûsuf b. Tâşfîn dönemine (1106-1143) rastlar. Rivayete göre sur inşa etme fikri Ali b. Yûsuf’un, oğlu Tâşfîn için biat almak üzere davet ettiği Endülüslü Mâlikî fakihi ve kadısı İbn Rüşd’ün (ö. 520/1126) tavsiyesine dayanmaktadır. Ali b. Yûsuf ayrıca şehrin ortasına kendi adıyla anılan (İbn Yûsuf) büyük bir cami ve bir medrese yaptırmıştır. Daha sonraki asırlarda yenilenen ve çeşitli değişikliklere uğrayan medreseye son zamanlarına kadar Senegal, Nijerya ve Cezayir ile diğer Mağrib şehirlerinden öğrenciler gelirdi. Burada bulunan yazmaları sömürge döneminde Vali Tihâmî el-Cilâvî Paşa kendi adına yaptırdığı sarayına nakletmiştir. Ali b. Yûsuf zamanında birinci altın çağını yaşayan Merakeş, bu dönemde özellikle güvenli bir bölgede ve ana yolların kavşağında bulunmasından dolayı kervanların uğrak yeriydi ve tüccarlar kadar sanatkârlar için de cazip bir şehir haline gelmişti. Deri işlemeciliği bugün de olduğu gibi buradaki en gözde mesleklerdendi; hatta sur kapılarından birine Bâbüddebbâgīn adı verilmişti. Aynı zamanda sabunculuk, bakırcılık ve dokumacılık sanatları da gelişmişti.

Murâbıtlar’ın başşehri Merakeş’i, Muvahhidler’in kurucusu İbn Tûmert’in 524’te (1130) başarısızlıkla sonuçlanan kırk günlük muhasarasından on yedi yıl sonra halefi Abdülmü’min on bir ay süren kuşatmayla ele geçirdi (18 Şevval 541 / 23 Mart 1147). Ardından Abdülmü’min’in Selâ’da bulunduğu bir sırada İbn Tûmert’in yakınları tarafından başlatılan isyan kısa sürede bastırıldı (547/1152 veya 549/1154). Şehir Muvahhidler’in çöküş döneminde Abdülmü’min ve İbn Tûmert aileleri arasındaki mücadeleye sahne oldu. Merakeş’i başşehir edinen Muvahhid hükümdarları burayı batıda bulunan İslâm ülkelerinin (Fas, Cezayir, Tunus, Endülüs) merkezi olmaya lâyık bir seviyeye ulaştırmak için çeşitli mimari eserlerle süslediler ve özellikle Endülüs’ten getirdikleri İbn Tufeyl, İbn Rüşd, Ebû Mervân Abdülmelik İbn Zühr gibi çok sayıda filozof, âlim ve ediple bir ilim ve irfan yuvası haline soktular. Rivayete göre bu dönemde Merakeş’in nüfusu yarım milyona ulaşmıştı. Muvahhid hükümdarları şehrin mesken problemiyle bizzat ilgilendiler. Halife Ebû Yûsuf el-Mansûr, kendi kabilesi Sanhâce ile Heskûre kabilesi için özel bir mahalle inşa ettirdi. Bu mahallenin kuruluşu tamamlandıktan sonra o taraftaki yıkık surlar yeniden yapıldı. Ardından başka kabilelerin de şehre yerleşmesiyle surlar büyümeyi engellemeye başladı. Bunun üzerine Ebû Yûsuf şehrin güneyine ona bitişik yeni bir kasaba kurdu ve 585 (1189) yılında buraya taşındı. Onun yaptırdığı binalar arasında bîmâristan da bulunmaktadır. Abdülvâhid el-Merrâküşî, bu yapıyı kendi türünün yegâne numunesi ve halifenin hastalara gösterdiği ilginin sembolü kabul eder. Bugün Mağrib sanatının en güzel örneklerinden sayılan Kütübiyye Camii de bu sultan tarafından son şekline kavuşturulmuştur (bk. KÜTÜBİYYE CAMİİ). Ebû Yûsuf el-Mansûr dönemi Merakeş’in ikinci altın çağı olarak görülür; şehrin düşüşü onun vefatından sonra başlamıştır. Şehir, Muvahhid Hükümdarı Abdülvâhid er-Reşîd ile Yahyâ b. Nâsır arasındaki iktidar mücadeleleri sırasında çeşitli şekillerde zarar gördü.

Merînî Sultanı Ebû Yûsuf Ya‘kūb 10 Muharrem 668’de (9 Eylül 1269) Merakeş’e girerek yedi ay kaldı. Merînîler’in hükümet merkezini Fas şehrine nakletmelerinin ardından buranın Murâbıtlar ve Muvahhidler devrindeki ilmî önderliği korunamadı; imar ve inşa faaliyetleri de geriledi. Merînî sultanlarından Merakeş’e hizmet edenlerin sayısı çok azdır. Bu döneme ait en önemli eserler İbn Sâlih Camii ile Mevâsîn Çeşmesi’dir. Ebû Yûsuf Ya‘kūb saltanatının ilk günlerinde bir medrese yaptırmaya başladı, fakat bitiremediği inşaatı Ebü’l-Hasan Ali tamamladı. Merînîler devrinde Merakeş idarî merkez olmaktan çıktığı için merkeze uzak diğer büyük şehirler gibi nüfuzlu valiler tarafından idare edildi. Daha sonra bu görev şehzadelere verildi ve bunlardan bazıları Fas’ta oturan sultanlara karşı ayaklandılar.

930’da (1524) Sa‘dîler’den Ahmed el-A‘rec Merakeş’i savaşsız ele geçirdi ve burayı yeniden başşehir yaptı; bu sayede şehir yeniden canlandı. Ancak Hasan el-Vezzân kuruluşundan 500 yıl sonra gördüğü Merakeş’in eski ihtişamlı dönemini kaybettiğini ve bedevî saldırıları yüzünden büyük ölçüde boşalarak arazisinin ekilmediğini söyler (Vaṣfü İfrîḳıyye, I, 128-129, 135). Sa‘dîler devrinde Merakeş, en parlak günlerini Sultan Ahmed el-Mansûr zamanında (1578-1603) yaşadı ve Batı İslâm dünyasının kültür merkezi haline geldi. Ahmed el-Mansûr tarafından 986 (1578) yılında Portekiz’e karşı kazandığı Vâdilmehâzin savaşının zafer hâtırası olarak on altı yılda yaptırılan Kasrülbedî Sarayı, Gırnata’daki Elhamra Sarayı örnek alınarak yapılan mimari tarzıyla İslâm dünyasının en önemli eserlerinden biri kabul edilmiştir. Ancak Merakeş’in şöhretini asırlarca sürdürebilecek nitelikteki bu saray, Filâlî Sultanı Mevlây İsmâil tarafından 1119’da (1707) yıktırılarak malzemeleri yeniden kullanılmak üzere Miknâs’a götürüldü.

Merakeş 1669’da hâkimiyetlerini bugüne kadar sürdüren Filâlîler (Alevî şerifleri) tarafından ele geçirildi. Yağmalanan ve idare merkezinin Miknâs’a taşınması sebebiyle ihmal edilen şehir o tarihten itibaren özellikle saltanat kavgaları sırasında vuku bulan el değiştirmeler yüzünden çeşitli yıkımlara uğradı ve bu durum XVIII. yüzyılın ortalarına kadar sürdü. Mevlây Muhammed’in saltanat dönemi (1757-1790) Merakeş’in en mesut devirlerinden birini oluşturur. Merakeş’i başşehir yapan Mevlây Muhammed, burada bir saray ve bazı yeni binalar yaptırdığı gibi birçok tarihî eseri de tamir ettirdi. Onun ölümünün ardından şehir yine mücadelelere sahne oldu ve sıkıntılı günler yaşadı; XIX. yüzyılda idare merkezi tekrar buraya taşındı. Günümüzde turistler tarafından ziyaret edilen eserler bu son asırlara aittir. Şehrin surları I. Hasan döneminde onarıldı (1873). Dönemin vezirlerinden Ebû Hammâd’ın on dört yılda yaptırdığı Kasrülbâhiye Sarayı Mağrib sivil mimarisinin en güzel örneğidir. 30 Mart 1912’de Sultan Abdülhafîz ile imzaladıkları antlaşma uyarınca himaye dönemini başlatan Fransızlar 7 Eylül’de Merakeş’e girdiler ve şehrin idaresini buranın yerlisi Tihâmî el-Cilâvî Paşa’ya vererek onun sayesinde nüfuzlarını Merakeş çevresindeki bütün Berberî kabilelerine kabul ettirdiler. Fransızlar’ın himayesinde güçlenen ve aşırı derecede zenginleşen bu yerli sömürge valisinin mallarına bağımsızlığın ilânından sonra el konulmuştur; hâlâ şehirde onun adını taşıyan bir saray bulunmaktadır. Fransızlar’ın sömürge idarelerine Rabat’ı merkez seçmeleri Merakeş’i tekrar ikinci plana düşürmüştür.

Günümüzde Merakeş-Tansift-Havz idarî biriminin (cihet) merkezi ve nüfus bakımından ülkenin dördüncü büyük şehri olan Merakeş iki kesime ayrılmakta ve bunlardan 12 km. uzunluğundaki surlarla kuşatılmış eski şehre Medine veya Kasba (Kasaba), Fransız idaresi sırasında kurulan hurma ve portakal bahçeleriyle ünlü yeni kesime Ciliz, İnciliz veya Ceviliz denilmektedir. Nüfusu 2004 yılı başlarına ait tahminlere göre 850.000’i aşan Merakeş önemli bir turizm merkezidir. Turistlerin en fazla ziyaret ettikleri yerlerin başında Sâhatü’l-Murâbıtîn, Sâhatü câmii’l-Fenâ, Sâhatü’l-Muvahhidîn, Sâhatü’l-meşvere ve Sâhatü’l-hürriyye kesimlerinde yer alan İbn Yûsuf Medresesi, Kütübiyye Camii, Kasba Camii, Dârü Sî Saîd (müze), Bâbü Dükkâle Camii ve Çeşmesi, İbn Sâlih Camii, Mevâsîn Camii ve Çeşmesi, Fenâ Camii, Sa‘dî türbeleri, Bâhiye Sarayı, Dârülmahzen Sarayı, Cilâvî Sarayı ve surlar gelmektedir. “Seb‘atü ricâl” de Merakeşli yedi meşhur şahsiyet Sîdî Ebü’l-Haccâc Yûsuf b. Ali es-Sanhâcî, Kādî İyâz, Ahmed b. Ca‘fer es-Sebtî, Sîdî Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî, Sîdî Ebû Fâris Abdülazîz et-Tebbâ‘, Ebû Muhammed Abdullah el-Gazvânî, Sîdî Abdurrahman b. Abdullah es-Süheylî başta olmak üzere birçok âlim ve sûfînin kabirlerini barındıran bir ziyaretgâhtır. İfrenî, Dürerü’l-ḥicâl fî menâḳıbi sebʿati ricâl adlı eserinde bu yedi âlimin biyografilerine yer vermektedir.

Merakeş’te Atlas dağlarından inen kabilelerle Sahrâ bölgesinden gelen göçebeler, Mağribli Berberîler’le Araplar ve Batı Afrika’dan göçen siyahîler kaynaşmış vaziyette olup şehir Fas şehirleri içinde Afrika kimliğinin en fazla hissedildiği yerdir. Ticaretin çok canlı olduğu Merakeş’te Murâbıtlar’dan beri çeşitli el sanatları devamlı gelişmiş ve deri işlemeciliği, dövme demir ve bakır işçiliği, dokumacılık gibi alanlarda burası dünya çapında ün kazanmıştır. Günümüzde Merakeş’te meşhur âlim Kādî İyâz adını taşıyan bir üniversite bulunmakta ve şehrin milletlerarası bağlantısı Merakeş Minâre Havaalanı ile sağlanmaktadır.

Merakeş’te yaşamış olan büyük âlimler arasında yukarıda adları geçen yedi kişiden başka Ebû Mervân Abdülmelik İbn Zühr, Ebû İshak İbrâhim ed-Dânî, Muhammed b. Kāsım İbn Ebû Bekir el-Kureşî el-Mâlekī, İbnü’l-Bennâ el-Merrâküşî, Hasan b. Ali el-Merrâküşî, Ali b. Ömer el-Merrâküşî, İbn Tufeyl, İbn Rüşd, Abdülvâhid el-Merrâküşî, İbn Abdülmelik, İbnü’l-Muvakkit, İfrenî, Mencûr, İbnü’l-Kādî, Fiştâlî ve Abdülvâhid es-Sicilmâsî sayılabilir.

BİBLİYOGRAFYA
Bekrî, el-Muġrib (nşr. de Slane), Paris 1965, s. 153-154; Şerîf el-İdrîsî, Nüzhetü’l-müştâḳ, Beyrut 1409/1989, I, 233-236; el-İstibṣâr fî ʿacâʾibi’l-emṣâr (nşr. Sa‘d Zağlûl Abdülhamîd), Dârülbeyzâ 1985, s. 208-211; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), V, 111; İbnü’z-Zeyyât et-Tâdilî, et-Teşevvüf ilâ ricâli’t-taṣavvuf (nşr. Ahmed et-Tevfîk), Rabat 1404/1984, tür.yer.; İbn Saîd el-Mağribî, el-Muġrib, bk. İndeks; a.mlf., Kitâbü’l-Coġrâfyâ (nşr. İsmâil el-Arabî), Beyrut 1970, s. 123, 125, 137, 148; İbn İzârî, el-Beyânü’l-muġrib (nşr. E. Lévi-Provençal), Beyrut 1980, I, 21-24; İbn Ebû Zer‘, el-Enîsü’l-muṭrib, Rabat 1973, s. 139; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlikü’l-ebṣâr fî memâliki’l-emṣâr (nşr. Mustafa Ebû Dayf), Dârülbeyzâ 1988, s. 129-136; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ, V, 156-157; Himyerî, er-Ravżü’l-miʿṭâr, s. 540-541, ayrıca bk. İndeks; Hasan el-Vezzân, Vaṣfü İfrîḳıyye, I-II, bk. İndeks; el-Ḥulelü’l-mevşiyye fî ẕikri’l-aḫbâri’l-Merrâküşiyye (nşr. Süheyl Zekkâr – Abdülkādir Zimâme), Rabat 1399/1979, s. 12-16; Muhammed Osman el-Merrâküşî, el-Câmiʿâtü’l-Yûsufiyye bi-Merrâküş fî tisʿi miʾe sene, Rabat 1356/1937, tür.yer.; İbnü’l-Muvakkit, es-Saʿâdetü’l-ebediyye fi’t-taʿrîf bi-meşâhîri’l-ḥażreti’l-Merrâküşiyye (nşr. Hasan Cellâb – Ahmed Mütefekkir), Merakeş 1423/2002; Les sources inédites de l’histoire du Maroc (ed. E. Leroux), Paris 1905-1953; H. Terrasse, Histoire du Maroc des origines à l’étab-lissement du protectorat français, Casablanca 1949-50, I-II, tür.yer.; G. Deverdun, Inscriptions arabes de Marrakech, Rabat 1956; a.mlf., Marrakech des origines à 1912, Rabat 1959-66, I-II; Hasan Ahmed Mahmûd, Ḳıyâmü devleti’l-Murâbıṭîn, Kahire 1956, tür.yer.; P. Pascon, Le Haouz de Marrakech, Rabat 1959; Abbas b. İbrâhim, el-İʿlâm, I, 57-100; İbrâhim Harekât, el-Maġrib ʿabre’t-târîḫ, Dârülbeyzâ 1405/1984, I, 222-223; II, 387-398; Jamil M. Abu’n-Nasr, A History of the Maghrib in the Islamic Period, Cambridge 1987, s. 310, 370-371, 382, 391-392; M. Brett, “Marrakech”, Dictionary of the Middle Ages (ed. J. R. Strayer), New York 1987, VIII, 150-151; İsmet Abdüllatîf Dendeş, Devrü’l-Murâbıṭîn fî neşri’l-İslâm fî ġarbi İfrîḳıyâ, Beyrut 1408/1988, s. 98, 104, 105, 131, 142-143, 147, 167, 223; Merrâküş mine’t-teʾsîs ilâ âḫiri’l-ʿaṣri’l-Muvaḥḥidî, Dârülbeyzâ 1989; J. Ganiage, Histoire contemporaine du Maghreb de 1830 à nos jours, Paris 1994, s. 393, 398, 410, 414, 537-543, 553, 560, 574, 576; Pierre de Cénival, “Merâkeş”, İA, VII, 738-751; a.mlf., “Marrākus̲h̲”, EI2 (Fr.), VI, 573-582.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2004 yılında Ankara’da basılan 29. cildinde, 166-168 numaralı sayfalarda yer almıştır.