NASRÎLER

Endülüs’te hüküm süren son İslâm hânedanı (1238-1492).

Müellif:

Muvahhidler’in İkāb yenilgisinin (609/1212) ardından Endülüs’teki çok sayıda şehir düşmüş ve müslümanların elinde kalanlarda otorite boşluğu ortaya çıkmıştı. Bu sırada bazı liderler bulundukları merkezlerde kendi başlarına hareket etmeye başlamışlardı. Onlardan, Hazrec kabilesinin reisi Sa‘d b. Ubâde’nin neslinden geldiği söylenen ve İbnü’l-Ahmer diye tanınan Muhammed b. Yûsuf, bir süre İbn Hûd’a tâbi olduktan sonra onun 635’te (1238) öldürülmesinden yararlanarak ele geçirdiği Gırnata’da (Granada) “emîrü’l-müslimîn” unvanı ve Gālib-Billâh lakabıyla biat alıp Nasrîler hânedanını kurdu (26 Ramazan 635 / 12 Mayıs 1238). 250 yıldan fazla hüküm süren Nasrîler Devleti kurucusu İbnü’l-Ahmer’e nisbetle Benî Ahmer, başşehrine nisbetle Gırnata Sultanlığı veya Gırnata Emirliği olarak da adlandırılır.

Gālib-Billâh I. Muhammed kısa sürede Vâdîâş (Guadix), Besta (Baza), Ceyyân (Jaén), Mâleka (Malaga) ve Meriye (Almeria) şehirlerini hâkimiyetine alarak Güneydoğu Endülüs’ü tek bayrak altında topladı. Ancak tekrar şiddetlenen “reconquista” hareketi karşısında zor duruma düştü ve Ceyyân savunmasında çaresiz kalınca Kastilya kralıyla hâkimiyetini tanıma, Ceyyân’ı ve bazı kaleleri ona bırakma, yıllık vergi ödeme ve diğer emîrlerle savaşlarında kendisine destek sağlama şartıyla antlaşma imzaladı (643/1246). Bu antlaşmanın ağır şartlarının yanı sıra yönetimin Kastilya Krallığı tarafından tanınması açısından olumlu bir yanı da bulunuyordu. Gālib-Billâh, antlaşmayla sağladığı barıştan istifade ederek durumunu biraz kuvvetlendirdiyse de damadı Mâleka valisinin çıkardığı isyanı üç yıl bastıramadı. Bu sırada tekrar başlayan Kastilya saldırıları karşısında 665 (1267) yılında yeni bir mütareke imzalayıp bazı merkezleri hıristiyanlara bırakmak zorunda kaldı. 29 Cemâziyelâhir 671’de (21 Ocak 1273) ölen Gālib-Billâh, başlangıçta bir süre Abbâsî Halifesi Müstansır-Billâh’a bağlılığını bildirip onun adına hutbe okuturken Muvahhidler ve Hafsîler’le iyi ilişkiler kurmaya çalışmış, önce Muvahhidî Abdülvâhid er-Reşîd’e (636/1238-39) ve ardından Hafsî Ebû Zekeriyyâ Yahyâ’ya (640/1242) biat etmişti. İçinde bulunduğu son derece ağır şartlara rağmen Elhamra Sarayı’nın inşaatını başlatan Gālib-Billâh, İspanya’da hüküm süren müslüman hükümdarların en başarılılarından biri sayılır.

İlimle meşguliyeti sebebiyle “Fakīh” diye anılan Gālib-Billâh’ın oğlu II. Muhammed, Kastilya Krallığı’na karşı Cezîretülhadrâ (Algeciras), Runde (Ronda), Cebelitârık ve Tarîf şehirlerini askerî üs olarak verdiği Merînîler’le ittifak kurdu. Bu ittifak binlerce Mağribli gönüllü askerin Endülüs’e gelmesine zemin hazırladı ve Merînî-Nasrî müttefik kuvvetleri hıristiyanlara karşı önemli zaferler kazandı. Bir süre sonra, ülkesine çağırdığı Merînîler’in topraklarını gasbetmesinden korkmaya başlayan II. Muhammed onlara karşı eski düşmanı Kastilya kralı ile, ellerinden alınacak Tarîf şehrinin kendisine bırakılması şartını içeren bir antlaşma imzaladı. Ancak kralın ele geçirilen Tarîf’ten çıkmaması üzerine Fas’a giderek Merînî hükümdarıyla yeniden ilişkileri düzeltti; otuz yıl süren saltanatının son günlerinde de Kastilya Krallığı’na karşı Aragon Krallığı ile ittifak yaptı (1299). Devletin teşkilâtlanması, merkezî ve mahallî idarelerin tesisi, vergi işlerinin tanzimi onun zamanında gerçekleştirildi. Oğlu III. Muhammed el-Mahlû‘ döneminde Nasrî-Merînî ilişkileri bozuldu ve Nasrîler Merînîler’e ait Sebte’yi (Ceuta) ele geçirdi (705/1306). Kādis (Cadiz) ve Meriye isyanlarını bastırmayı başaran III. Muhammed, saltanatının beşinci yılında kardeşi Ebü’l-Cüyûş Nasr tarafından tahtından indirildi (708/1309). İmar işlerine büyük önem veren sultanın en meşhur eseri Elhamra Saray Mescidi’dir. Ebü’l-Cüyûş zamanında Sebte’yi Merînîler geri alırken Cebelitârık’ı da Kastilya Krallığı işgal etti (709/1310). Ebü’l-Cüyûş, Merînîler’in Endülüs’e geçişini engellemek için Kastilya Krallığı ile ittifak yaptı. Fakat bu defa da onun saldırılarına mâruz kaldı ve bu saldırıları durdurabilmek için vergiye bağlanmayı kabul etti. Bu tâviz üzerine isyan çıktı ve I. İsmâil tahtı ele geçirdi (713/1314).

I. İsmâil on iki yıllık saltanatında ülkede istikrarı yeniden sağladı. 1318’de Gırnata’ya saldıran Kastilyalılar’ı ağır bir hezimete uğrattı ve ellerindeki bazı merkezleri geri aldı. 1321’de Aragon kralı ile deniz ve kara ticareti serbestliği, limanlardan yararlanma, askerî yardımlaşma ve Aragon’da kalan müslümanlardan isteyenlerin Gırnata topraklarına göç etmesi maddelerini içeren beş yıl süreli bir antlaşma imzalayan I. İsmâil bir suikast sonucu öldürüldü (1325). Elhamra Sarayı’nın Meşveret Salonu ve Komares (Comeres) Kasrı’ndaki hamam bu döneme aittir. Yerine geçen oğlu IV. Muhammed, 1329’da Kastilya Kralı XI. Alfonso’nun tertiplediği bir Haçlı seferiyle karşı karşıya kaldı ve bazı kalelerini kaybetti; ayrıca bu fırsattan yararlanarak ayaklanan amcasına da Kādis’i bırakmak zorunda kaldı. Kastilya saldırılarının şiddetlenmesi üzerine Fas’a gidip Merînî hükümdarına, Kuzey Afrika’dan yardım ulaşımında stratejik bir merkez olan Cebelitârık’ın hıristiyanlardan geri alınması karşılığında Cezîretülhadrâ’yı vermeyi teklif etti; neticede Merînî-Nasrî kuvvetleri Cebelitârık’ı geri almayı başardı (733/1333). IV. Muhammed de aynı yıl bir suikastla öldürüldü. On altı yaşında kardeşinin yerine geçen Ebü’l-Haccâc I. Yûsuf el-Müeyyed-Billâh yirmi bir yıl süren saltanatını hıristiyanlarla mücadele ederek geçirdi. Kastilya, Aragon ve Portekiz kuvvetlerinin ortak saldırıları karşısında Merînîler’den yardım istedi; ancak Kuzey Afrika’dan gelen kuvvetler ağır bir yenilgiye uğradı. Bu savaşın ardından Cezîretülhadrâ ve Tarîf kaybedilmiş, boğaza bakan sahilde sadece Cebelitârık şehri kalmıştı. Bunun üzerine I. Yûsuf, Kastilya ve Aragon kralları ile barış yapmaya mecbur oldu (744/1344). Kuzey Afrika’dan gelen yardımları sona erdiren bu mağlûbiyet Nasrîler için bir dönüm noktası teşkil etti ve Nasrî sultanları o tarihten itibaren hıristiyan komşularına karşı genellikle bir savunma siyaseti izlemek zorunda kaldı. I. Yûsuf ülkesinin imarına önem verdi, Elhamra Sarayı’na ilâveler yaptırdı, ilmî ve edebî çalışmaları destekledi.

755’te (1354) ölen I. Yûsuf’un yerine tahta oturan oğlu Ganî-Billâh V. Muhammed, huzur ve sükûn içinde geçen birinci hükümdarlığı döneminde hıristiyan devletleriyle iyi geçinmeye çalıştı ve Kastilya Krallığı’na vergi ödemeye devam etti. Hükümdarlığının beşinci yılında hânedan mensuplarından Muhammed b. İsmâil b. Ferec’in önderlik ettiği isyan karşısında tahtını kardeşi II. İsmâil’e kaptırınca (760/1359) Vâdîâş’a kaçmak zorunda kaldı, oradan da Fas’a gidip Merînî Sultanı Ebû Sâlim’e sığındı. Ertesi yıl Gālib-Billâh VI. Muhammed’in II. İsmâil’i öldürüp tahtı ele geçirmesi üzerine (761/1360) taht mücadelesi için Endülüs’e döndü ve topladığı orduyla Gırnata’ya yürüyerek şehri Kastilya’ya iltica etmek zorunda kalan VI. Muhammed’in elinden aldı (20 Cemâziyelâhir 763 / 16 Nisan 1362). V. Muhammed yaklaşık otuz yıl süren ikinci hükümdarlığında ülkenin bütünlüğünü sağladı. Kastilya ve Aragon krallarıyla dostluk ilişkileri kurdu. 767’de (1365-66) Tunus ve Mısır’la temasa geçti. 770’te (1369) Merînî Hükümdarı Ebû Fâris I. Abdülazîz’in gönderdiği donanmanın desteğiyle çeyrek asırdır Kastilya işgalinde olan Cezîretülhadrâ’yı kurtardı. Nasrîler’e en parlak dönemlerini yaşatan V. Muhammed ilk defa Kuzey Afrika’daki müslüman hânedanlar üzerinde nüfuz sağladı. Endülüs’teki Merînî varlığına son verdi. 777 (1375) yılında büyük bir hastahane inşa ettiren ve Elhamra’da Ebü’l-Haccâc Kulesi’ni tamamlatıp Aslanlar Avlusu ile Komares Kasrı’nı yaptıran V. Muhammed ilmi ve sanatı destekledi; Gırnata’nın ihtişamı onunla sona erdi.

Zayıflama döneminin ilk hükümdarı olan II. Yûsuf kısa süren saltanatında (1391-1392) Kastilya Krallığı ile iyi geçinmeye çalıştı. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu Nâsır-Lidînillâh III. Yûsuf tahtını kardeşi VII. Muhammed’e kaptırdı. Yeni sultan Kastilya Krallığı ile savaşmaya mecbur olurken Aragon kralı ve oğlu Sicilya kralı ile sağlam ilişkiler kurdu. Onun ölümünün ardından 810’da (1408) ikinci defa tahta çıkan III. Yûsuf bazı merkezleri istilâ eden Kastilya kralı ile mütareke yaptı ve saltanatının son yıllarında istikrarı sağlamayı başardı. Ancak ölümünden (820/1417) sonra isyanlar arttı. Oğlu VIII. Muhammed el-Mütemessik, saltanatının ikinci yılında yeğeni IX. Muhammed’e bırakmak zorunda kaldığı tahtını 1427’de geri aldı. Onun isyanı karşısında Tunus Hafsî hükümdarına sığınmak zorunda kalan IX. Muhammed iki yıl sonra hükümdarın verdiği birliklerle Endülüs’e geçip tahtını geri almayı başardıysa da kendisini destekleyen Kastilya kralı yardımının karşılığında ağır bir masraf faturası çıkardığı gibi ondan hâkimiyetini tanımasını, yıllık vergi ödemesini ve elindeki hıristiyan esirleri serbest bırakmasını istedi. Bunların reddedilmesi üzerine şartları kabul eden IV. Yûsuf’un tahta geçmesini sağladı (23 Cemâziyelevvel 835 / 27 Ocak 1432). Bu sırada Mâleka’ya kaçan IX. Muhammed, IV. Yûsuf altı ay sonra ölünce üçüncü defa tahta çıktı ve on üç yıl daha hüküm sürdü. 849’da (1445) amcasını tahttan indiren X. Muhammed el-Ahnef, 1446’da Kastilya kralının himayesindeki V. Yûsuf’a kaptırdığı tahtını kısa sürede geri almakla birlikte bir türlü kurtulamadığı ekonomik sıkıntılar sürerken IX. Muhammed tarafından tahtından uzaklaştırıldı (851/1447). Dördüncü defa tahta oturan IX. Muhammed’i altı yıl sonra bu defa da hânedan mensuplarından Sa‘d b. Ali el-Müstaîn-Billâh tahtından indirdi (857/1453). Yeni hükümdarın barış tekliflerini reddeden Kastilya, ülkenin büyük kısmını harabeye çevirerek 1462’de Cebelitârık’ı ele geçirdi. Kuzey Afrika ile irtibatı sağlayan bu stratejik şehrin hıristiyanların eline geçmesi Gırnata için ağır bir darbe oldu; artık müslümanlar kaderleriyle baş başa kalmışlardı. Aynı yıl içinde tahtını V. Yûsuf’a kaptıran Sa‘d b. Ali çok geçmeden onu geri almayı başardı, ancak ülkesini savunacak durumda olmadığından Kastilya kralının hâkimiyetini tanımayı ve ona yıllık vergi ödemeyi kabul etti. Sonunda o da oğlu Ebü’l-Hasan Ali tarafından tahttan indirildi (870/1465).

İç savaşların sonunun gelmediği, sarayda kadınların hâkim olduğu bu yıllarda Ebü’l-Hasan Ali ile Kastilya’nın yardım ettiği kardeşi XII. Muhammed ez-Zagal arasında üç yıl süren taht kavgası ülkenin paylaşılmasıyla sonuçlandı; Gırnata ve civarı Ebü’l-Hasan’da, Mâleka ve civarı Zagal’da kaldı. Diğer taraftan 1469’da evlenip on yıl sonra da krallıklarını birleştiren Kastilya Kraliçesi Isabella ile Aragon Kralı Ferdinand 1478’de Ebü’l-Hasan Ali’den ödemekte olduğu vergiyi arttırmasını, ayrıca hâkimiyetlerini tanımasını istediler; onun bu isteği reddetmekle kalmayıp vergiyi tamamen keseceğini bildirmesi ve savaş tehdidinde bulunması üzerine de Nasrî ülkesine genel bir taarruz başlattılar. İki taraf arasındaki savaşların şiddetlendiği bir sırada Ebü’l-Hasan, câriyesi Süreyyâ’nın teşvikiyle oğlu Ebû Abdullah Muhammed b. Ali’yi veliahtlıktan azledip annesi Âişe ile birlikte tutuklattı. Hapisten kaçarak Vâdîâş’a giden Ebû Abdullah, vergi oranlarını aşırı derecede yükseltmesi ve özel hayatındaki bazı hataları yüzünden halkı kızdıran babasına karşı bir isyan başlattı (887/1482). Oğlunun devlet adamları ve Gırnata halkı arasında büyük destek bulduğunu gören Ebü’l-Hasan onunla mücadeleyi göze alamadı ve tahtı bırakıp Mâleka’ya giderek kardeşi Zagal’a sığındı. Bu sırada Zagal, Hâmme’yi işgal edip Levşe’ye (Loja) saldıran, ancak şehir halkının direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kalan Ferdinand’ın Mâleka’ya gönderdiği orduyu ağır bir yenilgiye uğrattı (Safer 888 / Mart 1483). Bunun üzerine Gırnata’nın son sultanı Ebû Abdullah es-Sagīr XI. Muhammed, amcasının zaferinden cesaret alarak saltanatının ikinci yılında İspanya’ya ait Lûsinâ’ya (Lucena) saldırdı, fakat Kurtuba yakınında yenilip esir düştü. Ardından Gırnata’ya gelen Ebü’l-Hasan kardeşi XII. Muhammed ez-Zagal lehine tahtından feragat etti (890/1485). Ferdinand ve Isabella, ellerindeki Ebû Abdullah’ı hâkimiyetlerini tanıması şartıyla bir ordunun başında amcasına karşı gönderdiler. Gırnata’nın doğusundaki bazı kaleleri ele geçiren Ebû Abdullah kendisini meşrû hükümdar ilân etti (891/1486). Bu fırsatı bekleyen İspanyollar, Zagal’ın elinde bulunan merkezlere saldırıya geçtiler ve Levşe’yi aldıktan sonra Mâleka’yı kuşattılar. Kuzey Afrika’daki müslüman hükümdarlardan ve Memlük Sultanı Kayıtbay’dan beklediği yardımı alamayan Zagal devlet adamları, kumandanlar ve âlimlerin görüşünü aldıktan sonra şehri teslim etti (892/1487). Böylece 1490 yılı baharına kadar Gırnata hariç diğer şehirlerin tamamı elden çıkmış oldu.

Ferdinand ve Isabella sonunda, tahta bizzat oturttukları Ebû Abdullah’tan bütün müslümanların sığındığı başşehri kendilerine teslim etmesini istediler. Devlet ricâli, din adamları ve kumandanlarıyla görüşen sultan bu teklifi reddederek savaşmaya karar verdi. Receb 895’te (Haziran 1490) harekete geçen İspanyollar civardaki yerleşim merkezlerini ve ekinleri yakıp Gırnata surlarına dayandılar. Beklemedikleri kuvvetli bir direnişle karşılaşınca geri çekildiler ve 1491 baharında topların desteğindeki büyük ordularıyla şehri tekrar kuşattılar. Bütün zorluklara rağmen kendilerini kış mevsimine kadar savunan müslümanlar büyük kayıplar verdiler. Son göçlerle nüfusu muhtemelen 100.000’in üzerine çıkan şehirde erzak sıkıntısı dayanılamayacak boyutlara ulaştı ve salgın hastalıklar baş gösterdi. Bu arada Nasrîler Osmanlılar’dan yardım istedilerse de II. Bayezid bir yandan Cem olayı ile uğraşması, öte yandan yeterli deniz gücüne sahip olmaması yüzünden bu yardımı gerçekleştiremedi. Memlük Sultanı Kayıtbay da bir yardım gönderemedi. Nihayet halkın canına, malına ve dinine dokunulmaması şartıyla şehrin teslimine karar verildi. 25 Ekim 1491 tarihli antlaşma gereği İspanyollar 3 Ocak 1492’de Gırnata’ya girdiler. Böylece İspanya’daki İslâm hâkimiyeti yaklaşık sekiz asır sonra nihayete ermiş oldu. Antlaşma gereğince Büşürât (Alpujarras) bölgesindeki şahsına ayrılmış beldeye yerleştirilen Ebû Abdullah bir yıl sonra ailesiyle birlikte Fas’a gönderildi. Halkın bir kısmı Kuzey Afrika’ya göç ederken çoğunluk teslim şartlarına uyulacağına inanıp topraklarında kaldı. Ancak 1497’den itibaren verilen sözlerden dönüldü ve 1499’da müslümanları cebren hıristiyanlaştırma faaliyeti başlatıldı (bk. GIRNATA; MORİSKOLAR).

Teşkilât. Hânedanın hâkim olduğu topraklar, yarımadanın güneydoğu köşesinde doğuda Meriye ve batıda Tarîf sahillerinden kuzeyde Mürsiye, Kurtuba, İşbîliye ve Kādis sınırlarına kadar uzanıyor, idarî açıdan Gırnata, Meriye ve Mâleka vilâyetlerine ayrılıyordu. Sultanlar, Mağrib’de yaygın olan “emîrü’l-müslimîn” unvanıyla birlikte “Gālib-Billâh, Ganî-Billâh” gibi lakaplar alırlardı. Saltanat renkleri İspanyollar’ınki gibi kırmızı idi; kırmızı elbise giyer ve daima al ata binerlerdi. Bayrak ve sancakları da kırmızıydı, yazılarını da bu renk kâğıda yazarlardı (Makkarî, Ezhârü’r-riyâż, II, 119). İlk dönemlerde sade giyinen sultanlar zamanla İspanyol hükümdarlarına özendiler; bu etkilenme askerlerin giyiminde de görüldü (a.mlf., Nefḥu’ṭ-ṭîb, I, 223). Sultanlar haftada iki defa meşveret meclisini (divan) toplar, önemli meselelerde devlet ricâlinin, kumandanların ve din âlimlerinin görüşlerini alırlardı. Hâcib unvanının az kullanıldığı Nasrîler’de merkez teşkilâtındaki görevlilerin başında vezir gelir ve sultanın gıyabında onu temsil ederdi. İbnü’l-Hakîm diye tanınan Ebû Abdullah Muhammed b. Abdurrahman er-Rundî, Lisânüddin İbnü’l-Hatîb ve öğrencisi İbn Zümrek, Ebû Bekir İbn Âsım gibi âlim, şair ve edipler vezirlik yapmışlardır. Dîvân-ı İnşâ resmî yazışmalar yanında istihbarat ve posta işleriyle de yükümlüydü. Malî işler ise “kâtibü’z-zimâm” ve “kâtibü’l-cehbeze” denilen ve sadece müslümanlardan seçilen kâtipler tarafından yürütülürdü.

Hıristiyan krallıklarının arasında bulunması Nasrîler’in güçlü bir ordu ve donanmaya sahip olmalarını gerektiriyordu. Son derece zor şartlara rağmen iki buçuk asrı aşkın bir süre tarih sahnesinde kalmayı başaran Nasrîler orduya büyük önem verdiler ve hıristiyanlara karşı devamlı cihad halinde olan Merînîler’le askerî iş birliği yaptılar. Dîvânü’l-cünd’e bağlı ordu, Nasrî birlikleriyle Merînî tebaası olan Berberî asıllı gönüllü (ceyşü’l-guzât) birliklerinden meydana geliyordu. Birinci gruptakilere Nasrî, ikinci gruptakilere Merînî hânedanı mensuplarından biri kumanda ederdi. Şeyhülguzâtlık 767’de (1365-66) Ganî-Billâh V. Muhammed tarafından kaldırıldı. Nasrîler Meriye, Mâleka, Münekkeb (Almunecar), Cezîretülhadrâ ve Cebelitârık şehirlerinde deniz üsleri kurarken sahillerde de kaleler ve gözetleme kuleleri yaptırdılar. Özellikle Merînî donanmasıyla sağlanan iş birliği sayesinde uzun süre denizlerde üstünlüğü ellerinde tuttular. Savaş aletleri hususunda önemli gelişmeler kaydettiler ve Avrupa’da ilk topu onlar kullandılar. İbnü’l-Hatîb, 724 (1324) yılındaki Eşkür (Huescar) Kalesi kuşatmasında toplardan faydalandıklarını yazmaktadır (el-İḥâṭa, I, 390; el-Lemḥatü’l-bedriyye, s. 85).

Aralarında II. Muhammed el-Fakīh gibi bizzat ilimle meşgul olanların da bulunduğu Gırnata sultanları, Muvahhidler’in yıkılış yıllarında âlimlerin Endülüs’ten ayrılması yüzünden güç kaybeden ilmi ve edebiyatı desteklemeye çalıştılar; meşhur âlim ve edipleri vezirlik ve kâtiplik görevlerine getirdiler. İlmî hareket XIV. yüzyılın ortalarından itibaren büyük gelişme gösterdi. I. Yûsuf’un 750’de (1349) Gırnata’da Endülüs’teki ilk medrese olduğu kabul edilen bir medrese yaptırmasına kadar dinî ilimler camilerde okutuluyordu. Bu medreseyi diğerleri takip etti; buralarda tıp, kimya, felsefe ve astronomi dersleri de verildi. Dinî ilimlerde Muhammed b. Muhammed en-Nümeyrî ed-Darîr, Ebû Bekir İbn Âsım, Muhammed b. Muhammed er-Ruaynî, Ebû Saîd İbn Lüb el-Gırnâtî, İbnü’l-Ezrak el-Gırnâtî; tasavvufta Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed el-Mâlekī, Muhammed b. Ali er-Rundî, Ebü’l-Hasan Ali b. Abdullah en-Nümeyrî; Arap dili ve edebiyatında Sehl b. Mâlik el-Esedî, İbnü’z-Zeyyât el-Kelâî, Muhammed b. Ali el-Fehhâr el-Elbîrî ve özellikle şiir alanında İbnü’l-Hakîm er-Rundî, İbnü’l-Ceyyâb, Lisânüddin İbnü’l-Hatîb, İbn Zümrek, Ebü’l-Hasan el-Bastî; tarihte Lisânüddin İbnü’l-Hatîb, Nübâhî, Ebû Yahyâ İbn Âsım; felsefe ve tabii ilimler alanında İbn Hüzeyl diye tanınan Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Ahmed et-Tücîbî, Ebü’l-Hasan İbn Hüzeyl; aritmetikte Kalesâdî; hendese ve çiftçilik alanlarında İbn Liyûn et-Tücîbî, Ebû Abdullah Muhammed b. İbrâhim el-Ensârî; tıpta Kırbelyânî, İbn Hâtime, Muhammed b. Abdülazîz b. Sâlim el-Kaysî gibi isimler yetişmiştir. İbn Rüşeyd ve Ebü’l-Bekā Hâlid b. Îsâ el-Belevî de dönemin meşhur seyyahlarıdır.

Nasrî toplumunun çoğunluğunu Arap, Berberî ve müvelledûn müslümanlar oluşturuyordu. Hânedan mensupları yanında asker ve sivil idarecilerle büyük mülk sahipleri ve tüccarlar genellikle müreffeh bir hayat sürüyordu. Halk kesimi ise giderek arttırılan vergiler yüzünden büyük sıkıntı içine düşmüştü. Komşu hıristiyanlardan etkilenen toplumda sivil halk da sultanlar ve askerler gibi giyim ve kuşamda giderek hıristiyanlara benzemişti. Son dönemlerde hıristiyan örf ve âdetleri iyice yayıldı, mûsikiye rağbet, oyun ve eğlenceye düşkünlük arttı, içki kullanımı yaygınlaştı. Kadınlar erkeklerle birlikte merasimlere ve toplantılara katılıyordu. Mevlid ve âşûrâ günleri de dinî bayram gibi kutlanıyordu. Camiler, zâviyeler ve ribâtlar yanında sarayda resmî törenler yapılır, sultanlar fakih ve şairlere hediyeler dağıtırdı. Mesirelere gitmeye düşkün olan halk boğa güreşlerine de büyük ilgi gösteriyordu. Toplum içinde rahat bir ömür süren ve ticarî hayatta önemli rol oynayan yahudiler kendilerine ait semtlerde otururlardı; aralarından ünlü tabipler yetişmişti. Hıristiyanlar Arapça biliyor, resmî işlerinde bu dili kullanıyorlardı. Alınan savaş esirleriyle bunların sayısı giderek arttı.

Nasrîler’de malî işler “sâhibü’l-eşgāli’l-harâciyye” denilen yüksek dereceli memur tarafından yönetilirdi. Tarım alanlarından alınan haracın miktarını kādılkudât belirlerdi. Özellikle son zamanlarda savaşların yoğunlaşması ve Kastilya’ya ödenen yıllık vergi sebebiyle vergi miktarları gittikçe arttırıldı. Verimli topraklara sahip Nasrî ülkesinde tarım çok gelişmişti. Başşehir Gırnata her taraftan bahçeler ve çiftliklerle çevriliydi. Yetiştirilen ürünlerin başında buğday, mısır, zeytin, üzüm, incir, nar, ceviz, erik, şeker kamışı ve keten geliyordu. Hayvancılık, ipekçilik ve balıkçılık ilerlemiş, zeytinyağı ve şeker üretimi artmıştı. Gemicilik, mermercilik, kâğıt sanayii, kuyumculuk, oymacılık, dericilik, dokumacılık, özellikle altın işlemeli ipekli kumaş üretimi, halıcılık, cam ve bronz işçiliği ve silâh yapımı alanlarında en yüksek seviyeye ulaşılmıştı. Başta mimarlık ve süsleme sanatları olmak üzere bütün sanat dallarında özellikle Gırnatalı ustalar dünya çapında ün kazanmışlardı (bk. ELHAMRA SARAYI; ENDÜLÜS [Sanat]). İç ticaret yanında çeşitli anlaşmalar sayesinde dış ticaret de çok gelişmişti; Meriye ve Mâleka’da çeşitli hıristiyan devletlerinin ticaret merkezleri bulunuyordu.

NASRÎ HÜKÜMDARLARI
I. Muhammed el-Gālib-Billâh635 (1238)
II. Muhammed el-Fakīh671 (1273)
III. Muhammed el-Mahlû‘701 (1302)
Ebü’l-Cüyûş Nasr708 (1309)
I. İsmâil, Ebü’l-Velîd713 (1314)
IV. Muhammed725 (1325)
I. Yûsuf el-Müeyyed-Billâh Ebü’l-Haccâc733 (1333)
V. Muhammed el-Ganî-Billâh (birinci saltanatı)755 (1354)
II. İsmâil, Ebü’l-Velîd760 (1359)
VI. Muhammed el-Gālib-Billâh761 (1360)
V. Muhammed el-Ganî-Billâh (ikinci saltanatı)763 (1362)
II. Yûsuf el-Müstağnî-Billâh793 (1391)
III. Yusuf en-Nâsır-Lidînillâh (birinci saltanatı)794 (1392)
VII. Muhammed794 (1392)
III. Yûsuf en-Nâsır-Lidînillâh (ikinci saltanatı)810 (1408)
VIII. Muhammed el-Mütemessik (birinci saltanatı)820 (1417)
IX. Muhammed el-Gālib-Billâh (birinci saltanatı)822 (1419)
VIII. Muhammed el-Mütemessik (ikinci saltanatı)831 (1427)
IX. Muhammed el-Gālib-Billâh (ikinci saltanatı)833 (1429)
IV. Yûsuf Ebü’l-Haccâc835 (1432)
IX. Muhammed el-Gālib-Billâh (üçüncü saltanatı)836 (1432)
X. Muhammed el-Ahnef (birinci saltanatı)849 (1445)
V. Yûsuf (birinci saltanatı)850 (1446)
X. Muhammed el-Ahnef (ikinci saltanatı)850 (1446)
IX. Muhammed el-Gālib-Billâh (dördüncü saltanatı)851 (1447)
Sa‘d b. Ali el-Müstaîn-Billâh (birinci saltanatı)857 (1453)
V. Yûsuf (ikinci saltanatı)866 (1462)
Sa‘d b. Ali el-Müstaîn-Billâh (ikinci saltanatı)866 (1462)
Ebü’l-Hasan Ali870 (1465)
XI. Muhammed Ebû Abdullah es-Sagīr (birinci saltanatı)887-888 (1482-1483)
XII. Muhammed ez-Zagal890 (1485)
XI. Muhammed Ebû Abdullah es-Sagīr (ikinci saltanatı)891-897 (1486-1492)

BİBLİYOGRAFYA
İbn İzârî, el-Beyânü’l-muġrib, s. 296, 330, 341-343, 347-349, 356-357; İbn Ebû Zer‘, el-Enîsü’l-muṭrib, Rabat 1972, s. 313-358, 380-384; a.mlf., eẕ-Ẕaḫîretü’s-seniyye fî târîḫi’d-devleti’l-Merîniyye, Rabat 1972, s. 140-160; İbn Battûta, er-Riḥle (nşr. Ali Müntasır el-Kettânî), Beyrut 1405/1985, II, 768-769; İbnü’l-Hatîb, el-İḥâṭa, I, 377-409, 523-566; II, 13-108; III, 334-341; IV, 318-338; a.mlf., el-Lemḥatü’l-bedriyye fi’d-devleti’n-Naṣriyye, Beyrut 1400/1980; a.mlf., Târîḫu İsbâniyyeti’l-İslâmiyye: Aʿmâlü’l-aʿlâm (nşr. E. Lévi-Provençal), Beyrut 1956, s. 286-321; a.mlf., Şerḥu Raḳmi’l-ḥulel fî naẓmi’d-düvel (nşr. Adnân Derviş), Dımaşk 1990, s. 302-330; İbnü’l-Ahmer, Nes̱îrü ferâʾidi’l-cümân fî naẓmi fuḥûli’z-zamân (nşr. M. Rıdvân ed-Dâye), Beyrut 1967, s. 231-334; İbn Haldûn, el-ʿİber, IV, 366-384; VI, 616-617; VII, 391-399, 406-440, 446-449, 471-475, 636-642, 689-697, 760-789; ayrıca bk. İndeks; a.mlf., Muḳaddime, Beyrut 1984, s. 147, 165-166, 242, 259, 267; Aḫbârü’l-ʿaṣr fî inḳıḍâʾi devleti Benî Naṣr (nşr. Hüseyin Mûnis), Kahire 1991; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ (Şemseddin), V, 251-262; Makkarî, Nefḥu’ṭ-ṭîb, I, 216-223, 294, 446-454; IV, 384-385, 510-529; a.mlf., Ezhârü’r-riyâż (nşr. Mustafa es-Sekkā v.dğr.), Kahire 1358/1939, I, 62-102; II, 119, 149-157; W. Irving, Aḫbâru suḳūṭi Ġırnâṭa (trc. Hânî Yahyâ Nasrî), Beyrut 2000; Selâvî, el-İstiḳṣâ, III, 37-139; IV, 6-12, 56-63, 102-135; Emîr Şekîb Arslân, el-Ḥulelü’s-sündüsiyye, Fas 1936, II, 164-183, 199-245; a.mlf., Ḫulâṣatü târîḫi’l-Endelüs, Beyrut 1403/1983, s. 17-22, 72-124, 163-306; A. G. Palencia, Târîḫu’l-fikri’l-Endelüsî (trc. Hüseyin Mûnis), Kahire 1951, s. 135-142, 251-266, 302-304, 318-319; M. Abdullah İnân, ʿAṣrü’l-Murâbıṭîn ve’l-Muvaḥḥidîn fi’l-Maġrib ve’l-Endelüs, Kahire 1383/1964, I, 411-436; a.mlf., Nihâyetü’l-Endelüs, Kahire 1408/1987, s. 15-304; a.mlf., el-Âs̱ârü’l-Endelüsiyyetü’l-bâḳıye, Kahire 1381/1961, s. 160-305; Abdurrahman Ali el-Haccî, et-Târîḫu’l-Endelüsî, Dımaşk 1967, s. 511-568; Seyyid Abdülazîz Sâlim – Ahmed Muhtâr el-Abbâdî, Târîḫu’l-baḥriyyeti’l-İslâmiyye fi’l-Maġrib ve’l-Endelüs, Beyrut 1969, s. 302-370; Mohamed Talbi, “Les contacts culturels entre l’Ifrīkıye hafside (1230-1569) et le sultanat nasrīde d’Espagne (1232-1492)”, Actas del II Coloquio Hispano-Tunecino de estudios históricos, Madrid 1973, s. 63-90; Abdülazîz Atîk, el-Edebü’l-ʿArabî fi’l-Endelüs, Beyrut 1976, s. 119-130, 137-140; M. Abdülhamîd Îsâ, Târîḫu’t-taʿlîm fi’l-Endelüs, Kahire 1982, s. 180-186, 386-409; Seyyid Abdülazîz Sâlim, Târîḫu medîneti’l-Meriyyeti’l-İslâmiyye, İskenderiye 1984, s. 97-105, 168-173; a.mlf., Fî Târîḫ ve ḥaḍâreti’l-İslâm fi’l-Endelüs, İskenderiye 1985, s. 23-26, 135-141, 204-208, 391-410; Ahmed Muhtâr el-Abbâdî, Dirâsât fî târîḫi’l-Maġrib ve’l-Endelüs, İskenderiye, ts. (Müessesetü şebâbi’l-câmia), s. 224-245, 392-402, 470; Hüseyin Mûnis, Târîḫu’l-coġrâfiyye ve’l-coġrâfiyyîn fi’l-Endelüs, Kahire 1986, s. 476-517, 518-528, 551-595; Muhammed el-Arabî el-Hattâbî, eṭ-Ṭıb ve’l-eṭıbbâʾ fi’l-Endelüsi’l-İslâmiyye, Beyrut 1988, II, 5-285; R. Arié, “Les relations entre le royaume nasride de Grenade et le Maghreb de 1340 à 1391”, Relaciones de la Peninsula Ibérica con el Magreb siclos XIII-XVI (ed. M. García-Arenal – M. J. Viguera), Madrid 1988, s. 21-40; a.mlf., “Aperçus sur le royaume nasride de Grenade au XIVe siècle”, Quadern di Studi Arabi, sy. 5-6, Venezia 1987-88, s. 59-69; Sâbir M. İmâmüddin, Endülüs Siyasi Tarihi (trc. Yusuf Yazar), Ankara 1990, s. 325-346; M. Abdülmün‘im Hafâcî, el-Edebü’l-Endelüsî, Beyrut 1412/1992, s. 633-654; Sa‘dûn Abbas Nasrullah, Târîḫu’l-ʿArabi’s-siyâsî fi’l-Endelüs, Beyrut 1998, s. 347-409; Mikdâd Rahîm, İtticâhâtü naḳdi’ş-şiʿr fi’l-Endelüs fî ʿaṣri Beni’l-Aḥmer, Ebûzabî 2000; Feridun Bilgin, Gırnata Benî Ahmer Devleti’nin Kuruluşu ve I. Muhammed Dönemi: 629-671/1232-1273 (yüksek lisans tezi, 2003), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Ahmed Sânî ed-Devserî, el-Ḥayâtü’l-ictimâʿiyye fî Ġırnâṭa fî ʿaṣri devleti Beni’l-Aḥmer, Ebûzabî 1425/2004; M. Kemâl Şebâne, Yûsüfü’l-evvel İbnü’l-Aḥmer Sulṭânu Ġırnâṭa, Kahire 1423/2004; A. Fernández-Puertas, “The Three Great Sultans of al-Dawla al-Ismāʿīliyya al-Naṣriyya who Built the Fourteenth-Century Alhambra: Ismāʿīl I, Yūsuf I, Muḥammad V”, JRAS, VII/1 (1997), s. 1-25; a.mlf., “Naṣrīds”, EI2 (İng.), VII, 1028-1029; E. Lévi-Provençal, “Nasrîler”, İA, IX, 114-118; J. D. Latham, “Naṣrīds”, EI2 (İng.), VII, 1020-1028; Mehmet Özdemir, “Endülüs”, DİA, XI, 216-225; a.mlf., “Gırnata”, a.e., XIV, 52-56; İsmail Ceran, “Merînîler”, a.e., XIX, 193-196.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul’da basılan 32. cildinde, 420-424 numaralı sayfalarda yer almıştır.