SABÂ

Türk mûsikisinde bir birleşik makam.

Müellif:

Seydî’nin el-Matla‘ında terkipler arasında zikrettiği sabâ makamı dügâh perdesinde karar eden makamlardan olup seyir özelliği çıkıcı veya çıkıcı-inicidir. Sabâ makamının dizisi, çârgâh perdesindeki zirgüleli hicaz dizisine yerinde yani dügâh perdesindeki sabâ dörtlüsünün eklenmesinden meydana gelmiştir. Sabâ dörtlüsü kendi yeri olan dügâh perdesinde KSS aralıklarıyla sıralanan dügâh, segâh, çârgâh ve hicaz perdelerinden meydana gelen 18 komalık bir “eksik dörtlü” olup sabâ makamı dügâh perdesinde bu dörtlü (çeşni) ile karar eder.

Bu eksik dörtlünün tam dörtlü olma ihtiyacından dolayı bu dörtlünün 4. sesi olan hicaz perdesi (bakiye bemollü re) seyir sırasında 2-2,5 koma kadar daha dik (ince) basılır. Rauf Yektâ Bey bu konuya dikkat çekerek çârgâh ile bu dikleşmiş hicaz perdesinin arasının 12/11 oranında olması gerektiğini belirtmiştir. Bu oran da söz konusu re bemolün 4 değil 2,5 komalık bir pestlikle basılması gerektiğini göstermektedir. Ancak buna benzer bazı makamlardaki ses ihtiyacını pek de karşılayamayan Arel-Ezgi nazariyatında bu perdeyi gösterecek bir değiştirme işareti (bemol) olmadığı için notada bakiye bemolü ile yazılmasına rağmen icrada bu perde ifade edilen oranda daha dikçe basılır. Sabâ makamında benzer bir özellik, çârgâhtaki zirgüleli hicaz dizisinin 6. sesi olan şehnaz perdesi (bakiye bemollü la) için de söz konusudur. Fakat bu perde seyir sırasında bazan şehnaz (bakiye bemollü) değil dik-şehnaz (koma bemollü) olarak basılır. Bunun sonucunda çârgâhtaki zirgüleli hicaz dizisi de değişmiş olur. Bu perdenin bazan bu şekilde dik-şehnaz olarak basılmasının üç sebebi olabilir.

1. Çârgâh perdesi üzerinde bulunan zirgüleli hicaz dizisi değişip uzzâl dizisi haline gelmiş ve bu dizinin bir kısmı, yani dik-şehnaz perdesine kadar olan kısmı kullanılmıştır. “Çârgâh perdesinde uzzâl dizisinin bir kısmı” diye belirtilmesinin sebebi ise şudur: Böyle bir dizide dik-şehnaz perdesinin arkasından sünbüle (küçük mücenneb bemollü si) perdesinin gelmesi gerekir, fakat hiçbir sabâ eserin tiz tarafında bu perde yer almaz. Ancak “uzzâl dizisinin bir kısmı” ibaresiyle gerdâniye perdesindeki uşşak dörtlüsünün iki sesini içine alan bir bölge kastedilmiş olur ki bu da çok kuvvetli olmayan bir ihtimaldir. Çünkü gerdâniyede uşşak dörtlüsü daha çok bestenigâr, şevkutarab ve şevkefzâ makamlarında kullanılır.

SABÂ
2. Çârgâh perdesindeki zirgüleli hicaz dizisinin seslerinden biri olan dik-hisar perdesi (koma bemollü mi) üzerine bir segâh beşlisi gelmiş olabilir ve bu sebeple şehnaz perdesi yerine dik-şehnaz perdesi gerekmiştir diye düşünülebilir. Bu izah daha mâkul görünmektedir. Çünkü dik-hisar perdesi üzerindeki segâh beşlisinde dik-şehnaz perdesinden sonra tiz segâh perdesi gelir ki bu perde zaten sabâ dizisinin tabii seslerinden biridir.

SABÂ
3. Şehnaz perdesi çârgâh perdesiyle karşılaştığı zaman, yani çârgâhtan şehnaz perdesine sıçrama yapıldığında şehnaz perdesinin daha dik basılma ihtiyacı büyük bir açıklıkla kendini belli eder. Bu da şu sebebe bağlanabilir: Çârgâh ve muhayyer perdeleri arası 40 komalık bir majör altılıdır. Çârgâh ile şehnaz perdeleri arası ise 36 komalık, 1 koma artmış bir çeşit minör altılı denebilecek bir aralıktır. İşte bu 1 koma artmış minör altılının majör altılı olma eğilimi dolayısıyla şehnaz perdesinin daha dik basılıp 40 komaya mümkün olduğu kadar yaklaşmak ihtiyacının sonucunda bu perdenin şehnaz değil dik-şehnaz olarak kullanıldığı kabul edilebilir. Çünkü çârgâh ile dik-şehnaz perdeleri arası 39 komalık bir altılıdır.

SABÂ
Sabâ makamında bu sebeplerden biri veya yerine göre hepsinin tesiriyle zaman zaman şehnaz perdesi yerine dik-şehnaz perdesi kullanılır. Eski nazariyatçılardan bir kısmı sabâ makamının, çârgâhtaki zirgüleli hicaz dizisine uşşak dörtlüsünün alt iki sesinin (dügâh ve segâh perdelerinin) eklenmesinden meydana geldiğini söylemiştir. Bu ifade yanlış değil fakat eksiktir. Çünkü burada sabâ dörtlüsünden hiç söz edilmemektedir. Halbuki çok özel bir çeşni olan sabâ dörtlüsü birtakım makamların yapısında veya geçkilerde başlı başına yer alır. Böyle bir tarife göre sabâ makamını 8 sesli bir dizi halinde göstermek mümkündür.

SABÂ
Sabâ makamının 8 sesli bir dizi ile gösterilebilmesi onun basit makamlardan biri olduğu intibaını uyandırmamalıdır. Zira makamın güçlüsünün 3. derece olması, durak dügâh perdesiyle tiz durak şehnaz perdeleri arasının tam sekizli olmaması, durak üzerindeki sabâ dörtlüsünün eksik dörtlü olması ve dizide yukarıda sayılan birtakım çeşni ve dizi değişikliklerinin bulunması dolayısıyla sabâ birleşik bir makamdır. Sabâ makamının güçlüsü çârgâh perdesi olup bu perdede zirgüleli hicaz çeşnisiyle yarım karar yapılır. Bütün seyir sırasında bu perde eksen durumundadır.

Sabâ makamı asma kararlar bakımından zengindir. Gerdâniyede hicazlı, acemde nikrizli, dik-hisarda hüzzamlı veya segâhlı asma kararlar yapılabilirse de tiz taraftaki bu kalışlarda fazla ısrar etmemek gerekir. Çünkü hem makam, karakterine aykırı olarak parlak bir kimlik kazanır hem de şevkefzâ ve şevkutarab gibi makamlara benzeyebilir. Bu kalışlar çok az ve gerektiğinde yapılmalıdır. Segâh perdesi de üzerinde herhangi bir çeşni meydana gelmemesine rağmen bir asma karar perdesidir ve sıkça kullanılır. Ayrıca rast perdesine rast dörtlüsü ile düşülebilir. Nota yazımında sabâ makamının donanımına si için koma, re için bakiye bemolü konulur ve gerekli değişiklikler eser içinde gösterilir.

Makamın dizisindeki seslerin isimleri pestten tize doğru şöyle sıralanır: Dügâh, segâh, çârgâh, hicaz, dik-hisar, acem, gerdâniye, şehnaz, bazan dik-şehnaz, tiz segâh ve tiz çârgâh. Makamın yedeni ise rast (sol) perdesidir. Yapısı gereği tiz taraftan oldukça geniş bir seyir alanına sahip olan sabâ makamı ayrıca genişletilmemiştir. Makamın seyrine durak veya güçlü civarından başlanabilir. Çünkü makam çıkıcı veya çıkıcı-inici olarak kullanılabilir. Çârgâh perdesi eksen olmak üzere makamı meydana getiren dizi ve çeşnilerde karışık gezinilerek çârgâh perdesinde zirgüleli hicaz çeşnisiyle yarım karar yapılır. Yine karışık gezinilerek asma kararlar da gösterildikten sonra dügâh perdesinde sabâ çeşnisiyle tam karar yapılır.

Zekâi Dede’nin evsat usulünde, “Dağıtma ey sabâ gîsû-yi yâri” mısraıyla başlayan kâr-ı nâtıkı; Hamâmîzâde İsmâil Dede Efendi’nin remel usulünde, “Eflâke çıkarsa yeridir her gece âhım” mısraıyla başlayan bestesi; Zaharya’nın devr-i kebîr usulünde, “Gülsitân-ı nakş-ı hüsnünden bahâristan yazar” mısraıyla başlayan bestesiyle, “Gel ey sabâ o gül-i hoş-nümâyı söyleşelim” mısraıyla başlayan ağır semâisi; Kara İsmâil Ağa’nın, “Can fedâ lahza-i nezzâresine” mısraıyla başlayan yürük semâisi; Suphi Ziya Özbekkan’ın aksak usulünde, “Semt-i dildâra bu demler güzerin var mı sabâ” ve Sermüezzin Rifat Bey’in düyek usulünde, “Nevbahâr erdi yine kesb-i mesâr eyyâmıdır” mısraıyla başlayan şarkıları; Şâkir Ağa’nın sofyan usulünde, “Olmayıcak senden atâ kul neylesin yâ rabbenâ”, Zekâi Dede’nin evsat usulünde, “Musaffâ eyle dil levhin bugün nûr-ı tecellâdan” mısraıyla başlayan ilâhileri; Hacı Fâik Bey’in düyek usulünde, “Cûd be-lütfik yâ ilâhî men lehû zâdün kalîl” mısraıyla başlayan şuğulü ve Hamâmîzâde İsmâil Dede Efendi’nin Mevlevî âyini bu makamın en güzel örnekleri arasındadır.


BİBLİYOGRAFYA

Seydî, el-Matla‘, TSMK, III. Ahmed, nr. 3459, vr. 14b.

Kantemiroğlu, Kitâbu İlmi’l-mûsîkî alâ vechi’l-hurûfât: Mûsikîyi Harflerle Tesbît ve İcrâ İlminin Kitabı (nşr. Yalçın Tura), İstanbul 2001, I, 72-74.

Abdülbâki Nâsır Dede, Tedkîk ü Tahkîk (nşr. Yalçın Tura), İstanbul 2006, s. 38.

Hâşim Bey, Mûsikî Mecmuası, İstanbul 1280, s. 28.

Tanbûrî Cemil Bey, Rehber-i Mûsikî, İstanbul 1321, s. 84-85.

Suphi Ezgi, Nazarî-Amelî Türk Musikisi, İstanbul 1933-40, I, 35, 136-139; IV, 167-168, 231-233.

Hüseyin Sâdeddin Arel, Türk Mûsıkîsi Nazariyatı Dersleri (haz. Onur Akdoğu), Ankara 1991, s. 247-248.

İsmail Hakkı Özkan, Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usûlleri Kudüm Velveleleri, İstanbul 2006, s. 369-373.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2008 yılında İstanbul’da basılan 35. cildinde, 328-330 numaralı sayfalarda yer almıştır.