SELÂNİKÎ MUSTAFA EFENDİ

(ö. 1008/1600 civarı)

Osmanlı tarihçisi.

Müellif:

Hayatı hakkında biyografik kaynaklarda yer alan bilgiler yetersizdir. Eserinde babasının Selânik’te vefat ettiğini belirtir, kendisini de “Selâniklü” nisbesiyle anar. Bu bilgi onun Selânik’te doğduğunu düşündürür. Hâfız olduğu Kanûnî Sultan Süleyman’ın ölümü bahsinde verdiği bilgilerden anlaşılmakta, üstlenmiş bulunduğu çeşitli maliye kâtipliği görevleri onun Maliye Kalemi’nde yetiştiğini göstermektedir.

1566’daki Sigetvar seferine katılan Selânikî, Sokullu Mehmed Paşa ve onun sır kâtibi Feridun Ahmed Bey’in yanında bulundu; onlar tarafından verilen çeşitli görevleri yerine getirdi. Belirttiği ilk devlet görevi Haremeyn mukātaacılığı olup Rebîülevvel 988’de (Nisan 1580) bu görevden ayrıldı. Ardından dört yıl kadar Boyalı Mehmed Paşa’nın devâtdârlığını yaptı. 22 Zilhicce 995’te (23 Kasım 1587) silâhdarlar kâtipliğine getirildi. Bu görevde iken Gence seferine katılması emredildi. Seferin sonlarına doğru sipahiler kâtipliğine nakledildi, 25 Şevval 997’de (6 Eylül 1589) vazifeden alındı. Mâzuliyeti döneminde Koca Sinan Paşa tarafından kendisine Haydar Mirza başkanlığındaki İran heyetine mihmandarlık görevi verildi.

Ferhad Paşa sadrazam olunca kendi için rûznâme tutma görevini 13 Şevval 999’da (4 Ağustos 1591) Selânikî’ye verdi; buna 20 Zilhicce’de (9 Ekim) Anadolu muhasebeciliği vazifesi eklendi. Ferhad Paşa’nın azlinden sonra 4 Receb 1000’de (16 Nisan 1592) muhasebecilik görevinden azledildi. Ardından yeni sadrazam Siyavuş Paşa’ya sunduğu arzda müteferrikalık vazifesi talebinde bulundu. İsteği kabul edilerek kendisine 45 akçe ile dergâh-ı âlî müteferrikalığı verildi. Bu sırada ülkesi Safevî işgaline uğrayınca Osmanlılar’a sığınmak zorunda kalan Gîlân hâkimi Ahmed Han’a mihmandarlık yaptı. 1003 Cemâziyelâhirinde (Şubat 1595) seferden dönen bölük halkına cülûs bahşişlerinin dağıtılması işine nezaret etti.

Ramazan 1003’te (Mayıs 1595) Sadrazam Damad İbrâhim Paşa tarafından tutmakla görevlendirildiği rûznâme-i hümâyun hizmetine ilâveten evkaf muhasebeciliği kendisine verildi. 25 Ramazan 1006’da (1 Mayıs 1598) bu görevden ayrıldığında vakıfların idaresi ve yolsuzluklara sebep olan hususlar hakkında epeyce bilgi sahibi oldu (bu konuda eserinde sert eleştiriler yapar). Ardından ikinci defa Anadolu muhasebeciliğine tayin edildi. Bu sırada cepheden dönen bölük halkının ulûfelerinin dağıtılması işine nezaret etti. Eserinde hayatıyla ilgili verdiği son bilgi, onun Şeyhülislâm Sun‘ullah Efendi tarafından Vezir İbrâhim Paşa’ya bir haberi bildirmek üzere gönderildiğidir. Ölüm tarihi ve nereye defnedildiği hakkında bilgi bulunmamaktadır.

Selânikî Mustafa Efendi, memuriyetleri veya üstlendiği görevlerden ziyade Kanûnî Sultan Süleyman’ın saltanatının sonlarından III. Mehmed’in saltanatının ortalarına kadar olan dönemin (971-1008/1563-1600) olaylarını içine alan tarihiyle tanınır. Onun tamamen kendi müşahedelerine dayanarak kaleme aldığı bu eseri bir bakıma hâtırat niteliği taşır ve müellifin çeşitli olaylarla ilgili kendine has yorumlarını içerir. Selânikî tarihi klasik anlamda bir vekāyi‘nâme özelliği göstermez. Hadiseler saray merkezli olarak anlatılmış, eyalet ve serhadlerden merkeze ulaşan haberler, arz ve şikâyetler de eklenmiştir. Bilhassa III. Murad’ın saltanatının sonlarından itibaren olaylar, tayin ve aziller düzenli biçimde ve zaman zaman gelişmelerin perde arkasına ışık tutacak şekilde kaydedilmiştir. Serhadlerden belli aralıklarla gelen haberler, bir görevlinin tayini, birkaç gün sonra vazife mahalline hareketi ve fiilen göreve başlaması gibi safhalar çok defa vuku sırasına göre ayrı ayrı yerlerde verilmiştir. Bu durum eserin özellikle III. Mehmed döneminin günlük tarzında kaleme alındığına işaret eder.

Selânikî’nin kendi zamanı için yaptığı değerlendirmeler ayrı bir önem taşır. “Havâdis-i Rûzgâr”, “Şikâyet ez-Ahvâl-i Rûzgâr”, “Hasbihâl” gibi başlıklar altında yaptığı yorumlarda çeşitli aksaklıkları ve kurumlardaki bozulmaları sert biçimde eleştirmiştir. Kanûnî Sultan Süleyman zamanına yetiştiğinden III. Murad dönemindeki değişim, doğuda ve batıda başlayan savaş ortamı ve iç karışıklıklar onu çok etkilemiş, olayları da bu ruh hali içinde ele almış görünmektedir. Bu yolda başta devrin padişahı olmak üzere devlet erkânını ve ulemâyı, askerî zümreleri misaller vererek eleştirdiği dikkati çeker.

Tamamıyla kendi devrinin olaylarını yazan Selânikî’nin herhangi bir tarihten faydalanmadığı, ancak birtakım yazılı ve şifahî kaynaklardan istifade ettiği kendi ifadesinden anlaşılmaktadır. Devrinin ileri gelen devlet ricâliyle sıkı münasebeti olan, onlar tarafından kendisine havale edilen hizmetleri ifa eden Selânikî böylece olayların iç yüzünü öğrenmiş, kişilerin karakterlerini, zaaflarını tanıma imkânı bulmuş olmalıdır. Selânikî’nin konuşup faydalandığı kişiler arasında Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşa, Nişancı Feridun Ahmed Bey, Ferhad Paşa, Koca Sinan Paşa, Siyavuş Paşa, şair Bâkî ve Sun‘ullah Efendi gibi kimseler bulunmaktadır. Kullandığı yazılı kaynaklar ise eyalet ve serhadlerden merkeze gelen arzlar, mektuplar, Dîvân-ı Hümâyun defterleri, maliye kayıtları, teşrifat ve muhallefât defterleri, fetihnâmeler gibi belgelerdir.

Dil ve üslûp açısından eser kendine has özellikler taşımaktadır. Selânikî külfetten uzak üslûbu ve ifadesi, konulara yaklaşımı ile değişik bir tarih yazıcılığı türünün örneğini verir. Ancak eserin değeri dili ve üslûbundan ziyade müşahedeye dayalı olması ve ihtiva ettiği bilgilerin zenginliğinden gelir. Diğer çağdaşı tarihçilerle karşılaştırıldığında Selânikî’nin verdiği tarihlerin çoğunun daha sıhhatli olduğu, bazılarında ise hataya düştüğü dikkati çeker. Eserde sıkça rastlanan başlıklar genellikle Türkçe olmakla birlikte yer yer geleneğe uyularak Farsça başlıklar konulmuştur. Yazma nüshalarda metin ve başlıklarda bazan imlâ hatalarına rastlanır. Metin içerisinde Türkçe, zaman zaman da Farsça şiir, kıta, beyit ve mısralara yer verilmiştir.

Bütün bu özelliklerine rağmen Selânikî tarihi uzun süre ilgi çekmemiştir. Yapılan incelemelerden anlaşıldığına göre tarihleri eserin içine aldığı dönemi kısmen veya tamamen ihtiva eden XVII. yüzyıl tarihçilerinden Peçevî İbrâhim, Hasan Beyzâde, Kâtib Çelebi, Naîmâ Selânikî’den bahsetmemiştir. Ancak Solakzâde, Selânikî’den bazı konuları kaynak zikretmeden kitabına aktarmıştır (Târih, s. 568, 580). Eserin Türkiye’de ve Avrupa kütüphanelerinde yirmi beşten fazla nüshası bulunmakta olup bunların on dokuzu İstanbul kütüphanelerindedir (Selânikî Tarihi, haz. Mehmet İpşirli, s. XXIV-XXIX). Kitabın baştan üçte biri (971-1001/1563-1593) İstanbul’da yayımlanmış (1281; aynı baskının faksimile ikinci basımı: Freiburg 1970), olayların çok ayrıntılı verildiği son sekiz yıllık kısmı Târîh-i Naîmâ’da bulunduğu için yayımına gerek görülmediği bu neşrin sonunda ifade edilmiştir. Eserin tenkitli metni Mehmet İpşirli tarafından hazırlanmıştır (I-II, İstanbul 1989; Ankara 1999).


BİBLİYOGRAFYA

, nr. 1473, s. 161.

Ahmed Refik [Altınay], Âlimler ve Sanatkârlar, İstanbul 1924, s. 34-58.

, s. 136-137.

G. Elezović, “Selânikli Mustafa Efendija i Njegova Istorija”, Glas, CXCIII, Beograd 1949, s. 73-103.

Mehmet İpşirli, “Mustafa Selaniki and His History”, , IX (1978), s. 416-472.

T. H [Bekir Kütükoğlu], “Selânikî”, , X, 349-351.

Bekir Kütükoğlu, “Selānīkī”, , IX, 126-127.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul’da basılan 36. cildinde, 357-359 numaralı sayfalarda yer almıştır.