SÜLEYMAN FEHÎM

(ö. 1847)

Divan şairi.

Müellif:

1203’te (1788-89) İstanbul’da doğdu. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan şaire, kendisini XVII. yüzyıl divan şairi Fehîm-i Kadîm’den ayırmak için Fehîm-i Cedîd, Süleyman Fehîm-i Sânî ve Hoca da deniliyordu. Sanat, edebiyat ve siyaset çevrelerine devam ederek kendini yetiştirdiği, özellikle Farsça bildiği ve şiir bilgisinin ileri düzeyde olduğu bilinmektedir. Kethüdâzâde Menâkıbı’nı yazan Mehmed Emin Efendi’ye göre uzun süre Londra’da elçilik yapan, Tefsîr-i Mevâkib müellifi İsmâil Ferruh Efendi’nin hizmetkârı olarak onun evinde büyüdü ve bu ilim ortamında yetişti. Memuriyet hayatı Divan Kalemi’nde başlayan şair, II. Mahmud ve Abdülmecid devirlerinde Dîvân-ı Hümâyun Mühimme Kalemi’nde ve Darphâne-i Âmire’de çalıştı. Daha sonra Rumeli’ye giderek uzun süre voyvodalık ve mütesellimlikte bulundu. İstanbul’a dönünce Beşiktaş Cem‘iyyet-i İlmiyyesi’ne devam etti; burada Farsça dersleri verdi ve Farsça divanlar okuttu (Osmanlı Müellifleri, II, 372). Öğrencileri arasında mahlasını kendisinin verdiği Ahmed Cevdet Paşa ve tezkire yazarı Fatîn Efendi bulunmaktadır. Hakkında bilgi veren kaynaklar, o dönemde İstanbul’un büyük şairlerinden Mustafa Saffet Efendi’nin Farsça öğrenmek için cemiyete başvurduğu sırada İsmâil Ferruh Efendi’nin kendisine Süleyman Fehîm’i tavsiye etmesini onun Farsça bilgisinin derinliğine delil olarak gösterir (Cevdet, XII, 184).

Felsefî sohbetlere devam etmesi, aynı zamanda voyvodalık görevi dolayısıyla memleketin birçok yanını gezerek tecrübe edinmesi ve hâmisi Ferruh Efendi’nin Avrupa hakkındaki görüşlerinden faydalanması, Süleyman Fehîm’i dilde ve şiirde olduğu kadar Avrupa siyaseti hakkında da birikim sahibi yaptı (Karaçavuş, s. 95). Emekli olduktan sonra Karagümrük’teki konağına çekilen Süleyman Fehîm Efendi’nin devrinin şair ve edipleriyle sohbetleri yanında Nüzhet Efendi ve Ahmed Cevdet gibi öğrencileriyle kültür, şiir ve siyasete dair sohbetler yaptığı bilinmektedir (a.g.e., s. 97). Ömrünün sonuna kadar sakin bir hayat süren şair, 15 Rebîülevvel 1263’te (3 Mart 1847) konağında vefat etti. Mezarının nerede olduğu belli değildir. Süleyman Fehîm’i asıl meşhur eden eseri Sefînetü’ş-şuarâ’sıdır. Hakîmane şiirleri, muhtemelen çokça okuyup etkilendiği Sâib-i Tebrîzî ve Şevket gibi Fars şairlerinin şiirlerini andırmaktadır.

Eserleri. 1. Divan (İstanbul 1259, 1262). Şairin hayatta iken tertip ettiği kırk dokuz sayfalık bu küçük eser öğrencisi Nüzhet Efendi’nin kitabı neşre hazırlamasına dair kısa bir dîbâceyle başlar. Buna göre Nüzhet Efendi, sohbet meclislerinde hocasından duyduğu şiirleri kaydetmek suretiyle onun ölümünden sonra eseri yeniden düzenlemiştir. Divanda çeşitli konularda manzumeler, on beş tarih manzumesi, kıtalar, matla‘, tazmin, altmış üç gazel ve bazı beyitler yer almaktadır. 2. Sefînetü’ş-şuarâ. Tercüme-telif bir eser olan kitap 1233’te (1818) yazılmış, Süleyman Fehîm’in arkadaşı hattat Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nin öncülüğünde Hâlet Efendi’ye ithaf edilerek basılmıştır (1259). Eserin başında müellif Şah Semerkandî’nin Teẕkire-i Devletşâh’ı, Sâm Mirza b. Şah İsmâil Safevî’nin Tuḥfe-i Sâmî adlı tezkiresi ve Molla Câmî’nin Nefeḥâtü’l-üns’ü, Mîrek-i Taşkendî’nin Mecmûʿa-i Şehî ve Gülî isimli eseriyle çeşitli tarih kitaplarından faydalandığını söyler. Yazma nüshaları İstanbul Üniversitesi (nr. 22) ve Süleymaniye (Hâlet Efendi, nr. 347) kütüphanelerinde kayıtlıdır. Süleyman Fehîm Teẕkire-i Devletşâh’ın anlaşılmasının güçlüğünden bahsederek ilim tahsil edenlere kolaylık sağlama düşüncesiyle bu eseri yazdığını belirtir. Dört tabaka ve bir zeyilden oluşan eser kısa bir dîbâce ile başlar, müellifin şiirin nitelikleri hakkındaki görüşlerinden sonra dokuz Arap şairinin biyografisi ve şiirlerinden örneklerle devam eder. İlk üç tabakada şairin eseri hazırlarken kullandığı kaynaklarda mevcut sırasıyla 146, dokuz ve otuz yedi şairin biyografisi ve şiirlerinden örnekler vardır. Dördüncü tabakada ve zeyilde diğer kaynaklarda bulunmayan yirmi yedi şairin hayatından ve şiirlerinden bahsedilir. Tercüme ve bilgi hatalarının bulunduğu belirtilen eser üzerinde Bilal Şahin yüksek lisans tezi hazırlamıştır (bk. bibl.). 3. Şerh-i Gazeliyyât-ı Sâib. Sâib-i Tebrîzî’nin bazı gazellerinin şerhini ihtiva eder. Süleyman Fehîm’in hayatta iken tamamlayamadığı bu şerh Ahmed Cevdet Paşa tarafından tamamlanarak Sultan Abdülmecid’e sunulmuş ve bu vesileyle kardeşlerine ve kardeşlerinin çocuklarına maaş bağlanmıştır (yazma nüshaları: İÜ Ktp., nr. 5593, 5594; Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3302).

BİBLİYOGRAFYA
Dîvançe-i Süleyman Fehîm, İstanbul 1259; Fehim Süleymân’ın Sefînetü’ş-şu‘arâsı (haz. Bilal Şahin, yüksek lisans tezi, 1996), EÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, hazırlayanın girişi, s. XVII-XXIV; Cevdet, Târih, XII, 184; Osmanlı Müellifleri, II, 372-373; Fatma Aliye Hanım, Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı (İstanbul 1332), İstanbul 1994, s. 44; İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, s. 380-381; Necati Elgin, “Sefinetü’ş-Şuarâ ve Süleyman Fehim Efendi”, Mevlâna Yıllığı, Konya 1963, s. 95-98; Ekmeleddin İhsanoğlu, “Modernleşme Süreci İçinde Osmanlı Devleti’nde İlmî ve Meslekî Cemiyetleşme Hareketlerine Genel Bir Bakış”, Osmanlı İlmî ve Meslekî Cemiyetleri (haz. Ekmeleddin İhsanoğlu), İstanbul 1987, s. 3; İsmail Ünver, “XIX. Yüzyıl Dîvân Edebiyatı”, Büyük Türk Klâsikleri, İstanbul 1988, VIII, 101; Ahmet Karaçavuş, Tanzimat Dönemi Osmanlı Bilim Cemiyetleri (doktora tezi, 2006), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 94-97; Ali Canib Yöntem, “Fehîm”, İA, IV, 537-538.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul’da basılan 38. cildinde, 87-88 numaralı sayfalarda yer almıştır.