ÜMMÜ HÂNÎ

Ümmü Hâni’ Fâhite (Hind) bint Ebî Tâlib el-Kureşiyye el-Hâşimiyye (ö. 50/670’ten sonra)

Hz. Ali’nin kız kardeşi, sahâbî.

Müellif:

Adı tam olarak tesbit edilememiş, Fâhite, Hind veya Fâtıma olabileceği zikredilmiştir. Kureyş kabilesi şairlerinden eski kocası Hübeyre’nin bir şiirinde ona Hind diye hitap ettiği kaydedilmektedir (İbn Hişâm, IV, 62-63). Babası Ebû Tâlib İslâmiyet’i kabul etmemekle birlikte annesi Fâtıma bint Esed, Ebû Tâlib’in ölümünden hemen sonra hicretten yaklaşık iki yıl önce müslüman oldu. Bu hanım, Hz. Peygamber’in sekiz yaşlarında amcasının himayesine girdiği günden itibaren altı veya sekiz çocuğu ile birlikte kendisine de annelik yapmıştı. Ümmü Hânî, İslâmiyet’ten önce Hübeyre b. Amr b. Âiz el-Mahzûmî ile evlendi. Hübeyre’nin ona tâlip olduğu sırada Resûl-i Ekrem, Ebû Tâlib’e Ümmü Hânî ile evlenmek istediğini söylediyse de amcası onu anne tarafından akrabası olan Hübeyre ile evlendirmeyi ve onlarla akrabalığı yenilemeyi uygun gördü (İbn Sa‘d, VIII, 152). Ümmü Hânî’nin bu evlilikten Hânî, Yûsuf, Ömer ve Ca‘de adlı çocukları doğdu. Mekke fethedilince Hübeyre Necran’a kaçtı; onun İslâmiyet’i kabul etmeden orada öldüğü belirtilmektedir.

Mekke’nin fethedildiği gün Ümmü Hânî Müslümanlığı kabul etti. Kendisinin belirttiğine göre Resûl-i Ekrem o gün onun evine gelerek boy abdesti alıp sekiz rek‘at namaz kılmıştı (, VI, 342-343; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 83). İbn Kayyim el-Cevziyye, Hz. Peygamber bu namazı kuşluk vaktinde kıldığı için kuşluk namazı sanıldığını, fakat bu namazın fetih ve şükür namazı olduğunu belirtmiştir. Bazı rivayetlere göre ise Ümmü Hânî fetih günü Resûl-i Ekrem henüz şehrin üst taraflarında iken yanına gitmiş ve onun boy abdesti alarak sekiz rek‘at namaz kıldığını görmüştür. Bu sırada Resûlullah kendisine iltifat ederek niçin geldiğini sordu. Ümmü Hânî kocasının yakınlarından kendisine sığınan iki kişiye eman verdiğini, fakat kardeşi Ali’nin onları öldürmek istediğini bildirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Ümmü Hânî! Senin eman verdiğin kimseye biz de eman verdik” dedi (, VI, 341, 343; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 82). Ümmü Hânî’nin eman verdiği kişilerin Ebû Cehil’in kardeşi Hâris b. Hişâm ile Uhud Gazvesi’nde 100 müşrik okçusuna kumandanlık yapan Abdullah b. Ebû Rebîa veya Ümmü Seleme’nin kardeşi Züheyr b. Ebû Ümeyye olduğu zikredilmektedir. Mi‘rac hadisesini nakleden sahâbîler arasında yer alan Ümmü Hânî mi‘rac gecesi Resûlullah’ın kendi evlerinde bulunduğunu, o gece yatsı namazını kılıp yattığını, sabah namazından biraz önce kendilerini uyandırıp beraber namaz kıldıklarını belirtmiş, Resûl-i Ekrem’in ona yatsı namazını kendileriyle birlikte Mekke’de kıldıktan sonra Beytülmakdis’e gidip orada namaz kıldığını ve sabah namazından önce tekrar Mekke’ye döndüğünü anlattığını nakletmiştir (İbn Hişâm, II, 43; İbn Sa‘d, I, 215). Bu rivayet Ümmü Hânî’nin Mekke fethinden önce müslüman olduğunu, fakat kocası Hübeyre’den korktuğu için bunu gizlemek zorunda kaldığını göstermektedir.

Ümmü Hânî, Hz. Peygamber ile birlikte Hayber Gazvesi’ne katıldı, Resûlullah ona ganimetten pay verdi. Eski kocasıyla bir ilgisi kalmayan Ümmü Hânî’ye Resûl-i Ekrem evlenme teklif etti. Bu teklife çok sevinen Ümmü Hânî çok sayıda küçük çocuğu bulunduğunu, onlarla uğraşırken kendisine karşı görevlerini yerine getiremeyeceğinden veya çocukların onu rahatsız etmesinden endişe ettiğini söyledi. Hz. Peygamber de çocuklarına olan düşkünlükleri sebebiyle Kureyşli kadınların Arap kadınlarının en hayırlısı olduğunu belirtti (İbn Sa‘d, VIII, 152; Hâkim, IV, 58). Sonraları Ümmü Hânî’nin Resûl-i Ekrem’den kendisini nikâhına almasını istediği, Hz. Peygamber’in de, “Seninle beraber hicret eden amca kızlarını sana helâl kıldık” âyetinin (el-Ahzâb 33/50) Ümmü Hânî’nin Mekke’den hicret etmemiş oması yüzünden bu nikâha imkân vermediğini kendisine söylediği rivayet edilmektedir (İbn Sa‘d, VIII, 153).

Kureyş kabilesine mensup kadınlar arasında isabetli görüşleri ve babası Ebû Tâlib gibi fasih konuşmasıyla tanınan Ümmü Hânî, Resûlullah’tan kırk altı hadis rivayet etmiş, rivayetleri Kütüb-i Sitte’de ve diğer hadis kitaplarında yer almıştır. Bunları kendisinden oğlu Ca‘de, Ca‘de’nin oğulları Yahyâ ve Urve ile Ümmü Hânî’nin âzatlıları Ebû Mürre, Ebû Sâlih Bâzâm, ayrıca İbn Abbas’ın âzatlısı Küreyb b. Ebû Müslim ve tâbiîn neslinin muhaddislerinden Abdurrahman b. Ebû Leylâ, Mücâhid b. Cebr, Atâ b. Ebû Rebâh, Urve b. Zübeyr gibi şahsiyetler rivayet etmiştir. Ümmü Hânî’nin naklettiği hadislerden yirmi dördü Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde bulunmaktadır (VI, 340-344). Cemal Öğüt, Ümmü Hânî’nin rivayet ettiği hadislere dayanarak onun hayatını Ümmü Hânî radıyallâhu anhâ adlı bir risâlede anlatmış (İstanbul 1950), Hüseyin Sav da Ümmü Hânî Bint-i Ebî Tâlib’in Hayatı ve Hadisçiliği adıyla bir lisans tezi hazırlamıştır (1997, Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi).


BİBLİYOGRAFYA

, VI, 340-344.

, II, 43-44; IV, 53-54, 62-63.

, I, 215; II, 144-145; VIII, 47, 151-153.

, IV, 58-60.

, IV, 503-504.

Hatîb el-Bağdâdî, el-Esmâʾü’l-mübheme (nşr. İzzeddin Ali es-Seyyid), Kahire 1405/1984, I, 141-143.

, VII, 404-405.

, II, 311-314.

, III, 410.

, VIII, 317-318.

a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, XII, 481.

, IV, 14-16.

Ahmed Halîl Cum‘a, Nisâʾ min ʿaṣri’n-nübüvve, Beyrut 1412/1992, II, 217-228.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul’da basılan 42. cildinde, 320-321 numaralı sayfalarda yer almıştır.