ZÂTÎ

(ö. 953/1546)

Divan şairi.

Müellif:

Balıkesir’de doğdu. Sehî ve Latîfî’ye göre asıl adı Bahşî, Kınalızâde’ye göre İvaz, Âlî Mustafa Efendi’ye göre Satı, Zâtî veya Satılmış’tır. Ancak Uzunçarşılı, Âşık Çelebi’nin bizzat şairden naklettiği İvaz isminin doğru olduğunu kabul eder (bk. bibl.). Doğum tarihi “İvaz”ın ebced hesabıyla karşılığı olan 876’dır (1471). Ailesi hakkında fazla bilgi yoktur. Balıkesir’de baba mesleğini sürdürüp çizmecilikle uğraşırken şiir yazdığı, ayrıca coşkun ruhu, rind ve kalender meşrebiyle meşk meclislerinde yer aldığı bilinmektedir. Kulakları iyi duymayan Zâtî bu yüzden şiir konusunda ancak asgari bilgilere sahipti; bu sebeple Müneccimzâde’den geçimini sağlayacağı remilcilik öğrendi (, XIII, 465). Manisa, Bursa, İznik ve Edirne’de bulundu; daha sonra kırk yaşlarında İstanbul’a yerleşti.

Hadım Ali Paşa’nın divan kâtibi şair Mesîhî ile tanışarak paşanın himayesine giren Zâtî, II. Bayezid’e nevruz ve bayramlarda sunduğu kasidelerle dikkat çekti. Kazasker Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi, Nişancı Tâcîzâde Câfer Çelebi, Defterdar Pîrî Mehmed Paşa ve Ayasofya Medresesi’nde dânişmend Kadri Efendi gibi önde gelen şahsiyetlerin meclislerine devam etti ve burada şiirdeki yeteneğini gösterdi. Sultan Bayezid’in son zamanlarındaki siyasî karışıklıklarda Ali Paşa şehid olup Müeyyedzâde ve Tâcîzâde’nin azledilmesi üzerine hâmisiz kalan şair remilcilik yapmaya başladı. II. Selim’in tahta çıkışını tebrik eden iki kasidesi beğenilince kendisine Bursa ve Balıkesir’de iki köyün geliri bağlandı. Buna rağmen Kanûnî Sultan Süleyman zamanına kadar sıkıntı içinde yaşadı. Kanûnî’ye sunduğu şiirler beğenildi, elde ettiği câize ve sâlyânelerle rahata kavuştu. Mahmud Çelebi’nin defterdarlığında yıllık geliri kesildi. Son yıllarını Fatih Sarıgüzel Hamamı’na yakın evinde zaruret içinde geçirdi. Hasta ve yorgun olduğundan Beyazıt Camii avlusundaki remilci dükkânına bastonla gidip geliyordu (Zatî Divanı, hazırlayanın girişi, I, s. XV). Ramazan 953 (Kasım 1546) tarihinde vefat ettiğinde cenazesi dostları tarafından Edirnekapı dışında günümüzde yolun Haliç tarafına bakan kısma defnedildi. İranlı şair Zuhûrî vefatına, “Eş‘ârı kaldı yâdigâr” (953) mısraını tarih düşürmüştür. Zâtî çiçek bozuğu tenli, büyük burunlu, nüktedan, herkesle yakınlık kurabilen hoşsohbet biri olarak tanıtılır. Bazı kaynaklarda Zâtî’nin evli (, XIII, 465), bazılarında ise bekâr (, II, 221) olduğu nakledilir. Câfer ismindeki kölesiyle iki kayınbiraderinin oğullarını yetiştirmiştir. Bunlardan biri şiir yazıp muammalar çözen ahkâm tezkirecisi şair Selîsî, diğeri kendisi gibi remil döken ve vefk yazan Mahmud Çelebi’dir (Zatî Divanı, hazırlayanın girişi, I, s. XIV).

Şiirlerinde daha çok rindliği ön plana çıkan Zâtî hakkında Gelibolulu Mustafa Âlî dışında övgü sözleri söylemeyen yok gibidir. Tezkirecilerin çoğu, onun Necâtî’den sonra şairlere yol açacak büyük bir sanatkâr olduğunu söyleyerek ismini fazla duyuramamasını mevki hırsının bulunmayışına ve sağırlığına bağlar. Latîfî gibi bazı tezkireciler ise bu özrün kendisini büyüklerin meclislerinden alıkoyup maişet derdine düşürmesi yüzünden şiirle yeteri kadar ilgilenemediğini belirtirler. Bazılarına göre de meclislerden uzak kalması onu şiirle içli dışlı hale getirdiği için sanatını olumlu etkilemiş, hatta remil dükkânı bile şairliğine katkı sağlamıştır (, XIII, 466). Velûd şairlerin başında yer alan Zâtî’nin sanatına dair olumlu ve olumsuz değerlendirmeler yapılmıştır. Onun hakkında sanat kaygısı taşımadan şiir yazdığı, çok sayıda şiir yazmasından dolayı sık sık tekrara düştüğü, remilci dükkânında kendisine getirilen şiirleri düzeltirken bazılarını alıp kendine mal ettiği yönünde olumsuz değerlendirmeler yapılmıştır. Buna karşılık köklü bir eğitim almadan kendi kendini yetiştirerek şairler arasına girmesi, sağır olduğu halde sanatını geliştirmesi ve dükkânını şairlerin eğitim aldığı bir ortam haline getirmesi takdir edildiği hususlardır.

Oldukça sade bir dil kullanan Zâtî’nin şiirlerinde atasözleri, deyim ve tabirlere sıkça yer verme alışkanlığı bu kalıplaşmış ifadeler sebebiyle imâle ve zihaf kusuruna düşmesine yol açmıştır. Bu arada gördüğü, yaşadığı, içinde yetiştiği sosyal ortamı da şiirlerine aksettirmeyi başarmıştır. Gazellerinin konusu gündelik hayattaki tiplerden devrin âdet, inanış ve davranış biçimlerine kadar oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır. Gazellerinde riyâzî ilimlerle kitâbî ilimlere de yer vermiştir. Hemen bütün edebî sanatları şiirlerinde kullanmış, aynı zamanda muamma benzeri harf ve kelime oyunlarıyla şiirlerini renklendirmeye çalışmıştır. Kasideleri gazellerinin aksine ağır bir dille yazılmıştır. Sultan II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanûnî Sultan Süleyman gibi padişahlara, sancak beyi Mesih Ağa, Tâcîzâde Câfer Çelebi gibi devlet büyüklerine sunduğu kasideler çok beğenilmiştir. Zâtî’nin arkadaşlarından Şair Âhî ile talebelerinden Bâkî tarafından şiirlerine nazîre yazılmıştır. Zâtî’nin nazîre yazdığı şairler arasında Hayâlî Bey, Melîhî, Usûlî ve Tâcîzâde Câfer Çelebi sayılabilir. Gazelleri üzerine İstanbul Üniversitesi’nde 1987, 1988, 1989, Trakya Üniversitesi’nde 1990, 1994, 1995 yıllarında yüksek lisans tezleri hazırlanmıştır. Tâhirülmevlevî’nin Âşık Çelebi ve Şair Zâtî adlı basılmamış bir eseri olduğu belirtilmektedir. Kin Sooyong da şairle ilgili bir doktora tezi hazırlamıştır (bk. bibl.).

Eserleri. 1. Divan. Sehî, Latîfî ve Âşık Çelebi tezkirelerinde farklı rakamlar verilmekle birlikte yeni araştırmalarda şairin 1825 gazeli ve doksan kadar kasidesi bulunduğu ortaya konulmuştur (Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, VIII, 712). Divanında yalnızca gazelleri bulunmaktadır. Divan üzerine de yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapılmıştır. Farklı kütüphanelerde yazma nüshaları bulunan eser Ali Nihad Tarlan (Zatî Divanı, I-II, 1967-1970), Mehmed Çavuşoğlu ve M. Ali Tanyeri (Zatî Divanı, I-III, 1987) tarafından yayımlanmıştır. Orhan Kurtoğlu eserle ilgili yüksek lisans tezi hazırlamıştır (Zâtî’nin Gazeller Dışında Kalan Şiirleri Üzerine Bir Araştırma, 1996, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

2. Şem‘ ü Pervâne. Bilinen beş nüshasından biri Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Lala İsmâil, nr. 443, vr. 30-161) bulunan ve 1534’te yazılan 4000 beyitlik mesnevi üzerinde Sadık Armutlu doktora tezi yapmıştır (1998, Zâti’nin Şem ü Pervânesi: İnceleme-Metin, İnönü Üniversitesi Sosyal Bölümler Enstitüsü).

3. Letâif. Zâtî’nin iki letâifi vardır. İki bölümden oluşan ilk letâifin birinci bölümünde Zâtî’nin devrin ileri gelenleriyle şairleri hakkında yazdığı latifeler yer alır. İkinci bölümde ise dönemindeki meslek ve sanat erbabı mizahî yönden ele alınmıştır. Eseri Mehmed Çavuşoğlu neşretmiştir (bk. bibl.). Deli Birader Gazâlî’nin Mekke’den yollayıp İstanbul’dakilerin ahvalini sorduğu mektubuna Zâtî’nin verdiği cevabı ihtiva eden ikinci letâif Günay Kut tarafından yayımlanmıştır (bk. bibl.).

4. Edirne Şehrengizi. II. Bayezid zamanındaki Edirne güzellerinin tasvir edildiği eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir (Esad Efendi, nr. 3436, vr. 121).

Başta Âşık Çelebi tezkiresi olmak üzere eski ve yeni birçok kaynakta şairin Ahmed ü Mahmûd, Ferruhnâme, Siyer-i Nebî, Mevlid, Fâl-ı Kur’ân gibi eserlerinin varlığından da söz edilmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

Zatî Divanı (haz. Ali Nihad Tarlan), İstanbul 1967, hazırlayanın girişi, I, s. XIV-XVIII.

Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı (haz. Mustafa İsen), Ankara 1994, s. 218.

Muallim Nâci, Osmanlı Şairleri (haz. Cemâl Kurnaz), Ankara 1986, s. 199 vd.

, III, 47.

İsmail Hakkı [Uzunçarşılı], Karesi Meşâhiri, İstanbul 1341, II, 19.

A. Bombaci, Storia della letteratura Turca, Milano 1962, s. 336.

Orhan Kurtoğlu, “Zâtî’nin Kasideciliği”, , sy. 405 (1997), s. 48.

Kin Sooyong, Minding the Shop: Zati and the Making of Ottoman Poetry in the First Walf of the Sixteenth Century (doktora tezi, 2005), Universty of Chicago.

Vildan Serdaroğlu, Sosyal Hayat Işığında Zâtî Divanı, İstanbul 2006, tür.yer.

İskender Pala, Müstesna Güzeller, İstanbul 2010, s. 247-251.

Günay Alpay, “Zâtî ve Şem’ ü Pervane Mesnevisi”, , XI (1961), s. 133.

a.mlf., “Gazâlî’nin Mekke’den İstanbul’a Yolladığı Mektup ve Ona Yazılan Cevaplar”, 1973-74 (1974), s. 223-252.

Mehmed Çavuşoğlu, “Zâtî’nin Letâifi”, , XVIII (1970), s. 25-51; XXII (1977), s. 143-161.

a.mlf., “Zâtî”, , XIII, 464-467.

Mehmet Arslan, “Divan Şairinin Dehası ve Zâtî’nin Şiirlerinde Muamma Benzeri Harf ve Kelime Oyunlarına Dair”, Yedi İklim, sy. 3, İstanbul 1992, s. 22-27; sy. 4 (1992), s. 28.

Nagehan Eke, “Zâtî’nin Şiirlerinde İlim”, Turkish Studies, IV/2 (2009), s. 389-390.

Fahir İz, “D̲h̲ātī”, , II, 220-221.

Niyazi Ünver, “Zâtî”, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, Ankara 2007, VIII, 712.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2013 yılında İstanbul’da basılan 44. cildinde, 150-151 numaralı sayfalarda yer almıştır.