HAZREC (Benî Hazrec)

Medine’de ensarın mensup olduğu Kahtânî asıllı meşhur iki Arap kabilesinden biri.

Müellif:

Kabilenin Kahtân’a kadar uzanan şeceresi şöyledir: Hazrec b. Hârise b. Sa‘lebe b. Amr Müzeykıyâ b. Âmir Mâüssemâ b. Hârise b. İmruülkays b. Sa‘lebe b. Mâzin b. Ezd b. Gavs b. Nebt b. Mâlik b. Zeyd b. Kehlân b. Sebe b. Yeşcüb b. Ya‘rub b. Kahtân. Evs ile Hazrec, Hârise b. Sa‘lebe’nin iki oğlu olup anneleri Kayle’den dolayı Araplar arasında Benî Kayle (Kayleoğulları) adıyla da meşhurdurlar. Hazrec kabilesi Hazrec’in Cüşem, Avf, Hâris, Amr ve Kâ‘b adlı beş oğlu ile giderek çoğalıp güç kazanmıştır. Belli başlı kolları şunlardır: Neccâr, Sâide, Amr b. Avf, Kavâkıl, Sevâd, Züreyḳ, Tezîd, Selime, Beyâḍa, Hublâ. Hazrec, Evs’ten daha kalabalık ve daha meşhur olduğu için başlangıçta Araplar bu kabilelerin ikisine birden Hazrec diyorlardı. Câhiliye döneminde Hazrec’in ilâhı meşhur Menât idi. Hazrecliler, hac sırasında vakfe ve son tavafın ardından Müşellel’de bulunan bu tanrının tapınağına gelir ve saçlarını onun putunun önünde tıraş eder, ancak bu şekilde haclarının tamam olacağına inanırlardı. Ayrıca sa‘yin yapıldığı Safâ ile Merve yerine Müşellel ile Kudeyd’i kutsal mahal sayıyorlardı.

Hazrec’in ecdadı, vaktiyle Yemen’de yaşarken arim selinden sonra muhtemelen V. yüzyılda Amr Müzeykıyâ b. Âmir’in önderliğinde Tihâme’ye, oradan da Arabistan’ın kuzeyine göç etti ve Evs ile birlikte Hz. Peygamber’in hicretinden sonra Medine ismini alacak olan Yesrib ve civarına yerleşti. Bu sıralarda Yesrib’de Benî Kaynukā‘, Benî Nadîr ve Benî Kurayza’dan oluşan yahudi kabileleri vardı ve bunlar şehrin hâkim unsurunu teşkil ediyor, siyasî ve ekonomik gücü ellerinde bulunduruyordu. Medine’de yahudilere tâbi olarak yaşamaya başlayan Hazrec ve Evs kabileleri onların siyasî ve ekonomik baskılarına, hatta zulüm ve haksızlıklarına mâruz kalıyorlardı. Fidyevn adlı bir yahudi asilzadesi, evlenecek Hazrecli ve Evsli kızların ilk geceyi kendi yanında geçirmelerini şart koşmuştu. Hazrec ve Evs bu karara bir süre korku içinde boyun eğdiler. Ancak Hazrec reislerinden Mâlik b. Aclân, kız kardeşinin düğün gecesinde gelinle birlikte kadın kılığına bürünerek Fidyevn’in konağına girdi ve onu öldürmeye muvaffak oldu. Arkasından da Gassânîler’den ve müttefik Arap kabilelerinden sağladığı destek sayesinde yahudilerden birçok kimseyi öldürdü, böylece Hazrec ve Evs yahudilere karşı bağımsızlıklarını kazandılar. Kaynaklarda 492’de meydana geldiği belirtilen bu hadisenin ardından hâkimiyet Hazrec ve Evs’in eline geçti. Ancak kısa bir süre sonra yahudilerin kışkırtmasıyla bu iki kardeş kabile birbirine düştü. Bu sırada sayıca daha az olan Evs Kurayza ve Nadîr, Hazrec de Kaynukā‘ yahudileriyle ittifak kurmuşlardı. Hazrec ile Evs arasındaki bu düşmanlığın 120 yıl devam ettiği ve Arap tarihinde iki kabile arasında bu kadar uzun süren ve birçok çarpışmaya yol açan başka bir husumetin bilinmediği söylenir. Hazrec ile Evs arasında cereyan eden belli başlı savaşlar şunlardır: Sümeyr, Kâ‘b b. Amr, Serâre, Dîk, Fâri’, Birinci Ficâr, İkinci Ficâr, Rubey‘ ve Buâs. Bunların en kanlısı olan Buâs hicretten beş yıl önce vuku bulmuş ve Evsliler Nadîr ile Kurayza’nın yardımıyla kalabalık Hazrec kabilesini mağlûp etmişlerdi.

Nübüvvetin 11. yılına rastlayan hac mevsiminde Akabe’de Hz. Peygamber ile görüşerek müslüman olan altı Hazrecli yurtlarına döndükleri zaman kabilelerine İslâm’dan bahsettiler ve yıllardan beri birçok aile yuvasını söndüren Hazrec-Evs düşmanlığının bu yeni din sayesinde sona erebileceğini söylediler. Birinci Akabe Biatı’na on, ertesi yıl yapılan İkinci Akabe Biatı’na ise altmış iki Hazrecli katıldı. Hazrecliler, Evsliler’den sayı itibariyle fazla oldukları gibi üstlendikleri görevler açısından da onlardan önde bulunuyorlardı. Hz. Peygamber hicret edinceye kadar Yesrib’deki müslümanların bir disiplin içinde hayatlarını sürdürebilmeleri için seçilen ve “havâriyyûn” denilen on iki nakibden dokuzu Hazrecli idi. Hicretten sonra Evs ile Hazrec arasındaki ezelî düşmanlık gerçekten sona erdi. Kur’ân-ı Kerîm’de bu konuya temas eden âyetin meâli şöyledir: “Hepiniz toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de O kalplerinizi -İslâm’a ısındırıp- birleştirmişti. Siz de O’nun bu nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken sizi oradan O kurtarmıştı…” (Âl-i İmrân 3/103). Böylece Evs’le birlikte ensar diye anılma şerefine lâyık görülen Hazrec, Resûl-i Ekrem’in bütün gazvelerinde önemli görevler ifa etti. Bedir Gazvesi’ne katılan 305 sahâbîden yetmiş dördü muhacir, altmış biri Evsli, 170’i ise Hazrecli ensar idi. Hz. Peygamber gerek bu gazvede gerekse diğerlerinde Hazrec için ayrı bir sancak açmıştı. Kaynaklarda, Hazrec ile Evs’in Câhiliye döneminde sahip oldukları kırmızı ve yeşil renkli sancakları İslâm döneminde de kullandıkları belirtilmektedir.

Hazrec kabilesi, hicretten Resûlullah’ın vefatına kadar İslâm’a büyük hizmetler yapmıştır. Resûl-i Ekrem’in yerine bir halef bırakmadan vefatı üzerine kabilenin ileri gelenleri, İslâm’a yaptıkları bu hizmetlerden dolayı aralarından Sa‘d b. Ubâde’yi halifeliğe aday gösterdiler. Ancak Sakīfetü Benî Sâide’de gelişen olaylardan sonra Hz. Ebû Bekir’e biat edilince her ne kadar Sa‘d b. Ubâde buna katılmadıysa da kabilenin ileri gelenleri Ebû Bekir’i halife tanıdıklarını açıkladılar. Daha sonraki dönemlerde Hazrecliler’in birçoğu önemli mevkilerde bulunmuştur. Yezîd b Muâviye devrinde Harre Vak‘ası’nda (63/683) onlardan da öldürülenler olmuştur. Bazı Hazrecliler Emevîler ve Abbâsîler döneminde hadis ilmiyle uğraşmış, kadılık ve sancaktarlık gibi görevlere getirilmişlerdir. Hazrec’in bazı aileleri İslâm fetihlerinin hemen ardından Mısır’a, Kuzey Afrika ülkelerine ve Endülüs’e yerleşmişler, bunlardan özellikle Abdullah b. Revâha’nın torunları uzun süre Endülüs’te itibar görmüş ve eşraftan sayılmışlardır. Hazrec kabilesine mensup ünlü sahâbîlerden bazıları şunlardır: Ebû Eyyûb el-Ensârî, Enes b. Mâlik, Hassân b. Sâbit, Kâ‘b b. Mâlik, Abdullah b. Revâha, Übey b. Kâ‘b, Ebû Talha el-Ensârî, Berâ b. Âzib, Sâbit b. Kays b. Şemmâs, Ebü’d-Derdâ, Ebû Saîd el-Hudrî, Ebû Katâde, Sa‘d b. Ubâde, Ebû Dücâne, Hârise b. Sürâka, Hârice b. Zeyd, Zeyd b. Sâbit, Sa‘d b. Rebî‘, Ubâde b. Sâmit, Abdullah b. Amr b. Harâm, Abbas b. Ubâde, Abdullah b. Zeyd b. Sa‘lebe, Amr b. Cemûh, Amr b. Hazm. Daha sonraki asırlarda da Hazrecî nisbesiyle meşhur olan birçok kişi vardır.


BİBLİYOGRAFYA

, s. 29, 288, 295.

, s. 29, 30, 36.

, bk. İndeks.

, bk. İndeks.

, s. 109-110.

, I, bk. İndeks.

, bk. İndeks.

, s. 218.

, IV, 120-121.

, s. 332, 346-366, 471-472.

, I, 260; II, 637; III, 757; IV, 1217.

, V, 109-111.

Kalkaşendî, Nihâyetü’l-ereb, Beyrut 1405/1984, s. 60.

, II, 288-295.

, bk. İndeks.

Semhûdî, Vefâʾü’l-vefâ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Beyrut 1971, I-II, 168-183, 190-218, 220-233.

a.mlf., Ḫulâṣatü’l-Vefâ bi-aḫbâri dâri’l-Muṣṭafâ (nşr. İbrâhim el-Fakīh), Cidde 1403/1983, s. 151-159.

M. Beyyûmî Mehrân, Dirâsât fî târîḫi’l-ʿArabi’l-ḳadîm, Riyad 1400/1980, s. 475-482.

Kehhâle, Muʿcemü ḳabâʾili’l-ʿArab, Beyrut 1402/1982, I, 342-343.

F. Krenkow, “Hazrec”, , V/1, s. 415-416.

W. Montgomery Watt, “al-K̲h̲azrad̲j̲”, , IV, 1220.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1998 yılında İstanbul’da basılan 17. cildinde, 143-144 numaralı sayfalarda yer almıştır.

Leave a Comment