NÛH II

Ebü’l-Kāsım er-Radî el-Melikü’l-Mansûr Hüsâmüddevle er-Reşîd Nûh b. Mansûr b. Nûh es-Sâmânî (ö. 387/997)

Sâmânî hükümdarı (976-997).

Müellif:

Babası I. Mansûr b. Nûh’un ölümünün ardından henüz on üç yaşında iken Sâmânî tahtına çıktı (Şevval 365 / Haziran 976). Abbâsî Halifesi Tâi‘-Lillâh saltanatını tasdik edip hükümdarlık menşuru ve sancak gönderdi. Saltanatının ilk yıllarında devlet işlerini annesiyle birlikte Vezir Ebü’l-Hasan Ubeydullah b. Ahmed el-Utbî yönetti. Vezir iktidarını sağlamlaştırınca kumandanları itaat altına almak istedi ve Horasan sipehsâlârı Ebü’l-Hasan es-Simcûrî’yi azledip yerine Ebü’l-Abbas Hüsâmüddevle Taş’ı getirdi. Bu dönemde Büveyhî Hükümdarı Adudüddevle’nin kardeşi Fahrüddevle ağabeyine isyan etmiş ve kendisini destekleyen Ziyârî Emîri Kābûs b. Veşmgîr ile birlikte Sâmânîler’e sığınmıştı. Nûh, Vezir Utbî’nin Horasan sipehsâlârlığına tayin ettiği Ebü’l-Abbas’ı bu iki sığınmacının ülkelerine yeniden hâkim olmasını sağlamakla görevlendirdi. Fakat Ebü’l-Abbas, Rey ve Cibâl Büveyhî Emîri Müeyyidüddevle karşısında yenilgiye uğrayıp Nîşâbur’a dönmek zorunda kaldı (Ramazan 371 / Mart 982). Utbî’nin yerine muhalifi Abdullah b. Muhammed’in vezir tayin edilmesi Horasan siyasetinde değişikliğe sebep oldu. Yeni vezir, Ebü’l-Abbas’ı Horasan sipehsâlârlığından azlederek yerine Ebü’l-Hasan es-Simcûrî’yi gönderdi. İsyana kalkışan Ebü’l-Abbas, Ebü’l-Hasan es-Simcûrî ile giriştiği mücadelede yenilince Cürcân’a kaçtı (377/987).

Ebü’l-Hasan es-Simcûrî’nin yeniden Horasan sipehsâlârlığına gelişi bölgede sükûneti bir ölçüde sağladı. Ancak ölümünün (378/989) ardından ortaya çıkan olaylar Sâmânî hânedanının dağılması sürecini başlattı. II. Nûh’un, muhtemelen Simcûrî ailesinin devlet içindeki ağırlığını kırmak amacıyla Horasan sipehsâlârlığına Fâik el-Hâssa’yı tayin etmesi, bu makamın kendi hakkı olduğunu düşünen Ebü’l-Hasan es-Simcûrî’nin oğlu Ebû Ali’nin silâha sarılmasına sebep oldu. Fâik’in üzerine yürüyen Ebû Ali onu Merverrûz’a kaçmak zorunda bıraktı; ardından II. Nûh’a itaat edeceğini bildirip babasının görevinin kendisine verilmesini talep etti. Nûh, onun Ceyhun’un güneyinde bulunan vilâyetlerdeki hâkimiyetini tasdik edip kendisine “İmâdüddevle” lakabını verdi (381/991). Ebû Alî es-Simcûrî, Horasan’da bağımsız bir hükümdar gibi davranmaya başladı. Fâik’in bir süre sonra merkezî idareyi rahatsız eden bir güç odağı haline gelmesi ve Merverrûz’dan Buhara’ya yürümesi Nûh’u endişelendirdi. Fâik, Nuh’un gönderdiği kuvvetler karşısında yenilgiye uğrayınca (11 Rebîülevvel 380 / 8 Haziran 990) Belh’e yöneldi, şehri zaptettikten sonra Tirmiz’e hareket etti.

Öte yandan Horasan sipehsâlârı Ebû Ali es-Simcûrî’nin Sâmânî ülkesini paylaşmak üzere Karahanlılar’la anlaşması Sâmânîler için tam bir yıkım oldu. Anlaşmaya göre Mâverâünnehir, Hârun Buğra Han’ın, Horasan ise Ebû Ali’nin olacaktı. Buğra Han bu anlaşmaya dayanarak Buhara’ya yürümeye karar verdi. II. Nûh, Buğra Han’a karşı Ebû Ali es-Simcûrî’den yardım alamayınca İnanç Hâcib kumandasında bir ordu gönderdi. Bu ordunun yenilmesi üzerine ülkeyi koruyacak başka bir kuvvet kalmadığından Fâik’i affedip ülkeyi kurtarma göreviyle Buğra Han’a karşı yolladı. Herceng denilen yerde yapılan savaşta Sâmânî ordusu yenildi. Kaynakların Fâik’in ihaneti yüzünden gerçekleştiğini belirttikleri bu yenilginin ardından II. Nûh başşehir Buhara’yı terketmek zorunda kaldı. Böylece Buğra Han hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Buhara’ya girdi (Rebîülevvel 382 / Mayıs 992). Fâik, Buğra Han’ı Buhara’da karşılayıp itaatini bildirince Belh’e vali tayin edildi.

Âmül’e çekilen II. Nûh dağılan kuvvetlerini toplamaya, öte yandan Hârun Buğra Han ile yaptığı anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmesini bekleyen Ebû Alî es-Simcûrî’yi yanına çekmeye çalıştı. Bu sırada Buhara’daki konumunu sağlamlaştıran Buğra Han, Ebû Ali es-Simcûrî ile olan anlaşmayı yürürlükten kaldırdığını ilân etti. Bunun üzerine Ebû Ali, II. Nûh’a meyletti. Hârun Buğra Han’ın hastalığı sebebiyle yönetimi II. Nûh’un amcası Abdülazîz b. Nûh b. Nasr’a teslim ederek Türkistan’a dönmeye karar vermesi ve yolda Koçkarbaşı denilen yerde ölmesinin ardından Nûh, Selçuklu Türkmenleri’nin de yardımıyla Buhara’ya dönüp şehre yeniden hâkim oldu (15 Cemâziyelâhir 382 / 18 Ağustos 992). Ebû Ali bu durumda Nûh’a başvurup af dilemeyi ve ona itaat etmeyi düşünürken Fâik, Hârun Buğra Han’ın desteği ortadan kalkmış olsa da Buhara’ya saldırdı, Nûh’un kuvvetleri tarafından hezimete uğratılınca Nîşâbur’a giderek Ebû Ali es-Simcûrî ile Nûh’a karşı ittifak kurdu (383/993).

Nûh, bu ittifakın yol açacağı tehlikeyi bertaraf etmek için Gazneliler’in atası Sebük Tegin’den yardım istedi. Ayrıca Hârizmşah Ebû Abdullah Muhammed ile Gürgenç Valisi Ebû Ali I. Me’mûn’u mükâfatlandırmak amacıyla birincisine Nesâ’yı, ikincisine Ebîverd’i iktâ etti. Ebû Ali es-Simcûrî ile Fâik de Nûh’a karşı Rey ve Cibâl Büveyhî Emîri Fahrüddevle’nin desteğini aldı. Herat’ın dışında cereyan eden savaşta bozguna uğrayan Ebû Ali ve Fâik, Cürcân’a kaçıp burada Fahrüddevle’nin himayesine girdiler (15 Ramazan 384 / 23 Ekim 994), ertesi yıl Nîşâbur üzerine yürüyüp şehri ele geçirdiler. Ebû Ali es-Simcûrî hutbeyi kendi adına okutarak Sâmânîler’den bağımsızlığını ilân etti; ancak bu durum uzun sürmedi, Sebük Tegin 385’te (995) Ebû Ali ile Fâik’i yenilgiye uğrattı.

Karahanlılar, Fâik’in teşvikiyle Sâmânî topraklarına yeni bir askerî hareket düzenlemeye teşebbüs ettiklerinde (386/996) II. Nûh, Sebük Tegin’den yardım istedi. Sebük Tegin’in gayretiyle Katvân bozkırı Sâmânîler ile Karahanlılar arasında sınır kabul edilerek bir anlaşma sağlandı. Buna göre Karahanlı İlig Han Nasr bütün Siriderya havzasına hâkim olacaktı. Sebük Tegin, Nûh’un iktidarının son yıllarında etkinliğini giderek arttırıp Horasan’ın mutlak hâkimi oldu. Bu dönemde Nûh’un Horasan bölgesindeki hâkimiyetinin sembolik bir hale geldiği söylenebilir. 13 Receb 387’de (22 Temmuz 997) vefat eden II. Nûh’un yerine oğlu II. Mansûr geçti.

Devlet adamları ve kumandanlar arasındaki nüfuz mücadelesi yüzünden II. Nûh merkezî otoriteyi tesis etmekte zorlanmış, Karahanlılar ve Simcûrîler’e karşı Sebük Tegin ile anlaşarak devleti yıkılmaktan kurtarmaya çalışmıştır. II. Nûh da önceki Sâmânî emîrleri gibi âlim, şair ve edipleri himaye etmiş, şair Dakīkī’yi bir Şâhnâme yazmakla görevlendirmiştir. Ağır bir hastalığa yakalandığı sırada Buhara’ya davet edilen İbn Sînâ daha on sekiz yaşında iken saray hekimi olmuş, saray kütüphanesinde ilmî çalışmalar yapmış, Maḳāle fi’n-Nefs ve el-Kelâm ʿale’n-nefsi’n-nâṭıḳa adlı risâlelerini onun için kaleme almıştır. Hârizmî de Buhara sarayında görev almış ve Mefâtîḥu’l-ʿulûm adlı ansiklopedik eserini II. Nûh’un veziri Ebü’l-Hasan Ubeydullah b. Ahmed el-Utbî’ye ithaf etmiştir. Ebü’l-Müeyyed-i Belhî ʿAcâʾibü’l-büldân adlı eserini II. Nûh adına yazmış (Nefîsî, I, 20), Hâce Âmid Ebü’l-Fevâris de II. Nûh’un emriyle Sindbâdnâme’yi Pehlevîce’den Farsça’ya tercüme etmiştir (a.g.e., I, 29).

BİBLİYOGRAFYA
Nerşahî, Târîḫ-i Buḫâra (trc. Ebû Nasr Ahmed el-Kubâvî, nşr. Müderris-i Razavî), Tahran 1363, s. 136-137; a.mlf., a.e.: Târîḫu Buḫârâ (trc. ve nşr. Emîn Abdülmecîd Bedevî – Nasrullah Mübeşşir et-Tırâzî), Kahire 1385/1965, s. 134, 143, 145, 147; Muhammed b. Abdülcebbâr el-Utbî, et-Târîḫu’l-Yemînî (Ahmed el-Menînî, el-Fetḥu’l-vehbî ʿalâ Târîḫi Ebî Naṣr el-ʿUtbî içinde), Kahire 1286, I, 105 vd., 121, 145, 152 vd., 155, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169 vd., 175 vd., 180 vd., 199, 205-219, 231-241, 255; Gerdîzî, Zeynü’l-aḫbâr, Tahran 1327, s. 36, 37-45; Muhammed b. Hüseyin el-Beyhakī, Târîḫ (trc. Yahyâ el-Haşşâb – Sâdık Neş’et), Beyrut 1982, s. 214-216, 220-224; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VIII, 673; IX, 10-13, 27-29, 95, 98-99, 100, 102-103, 107-108, 109, 129, 147; Cûzcânî, Ṭabaḳāt-ı Nâṣırî, s. 212; , IV, 52-69; Hândmîr, Ḥabîbü’s-siyer, II, 363-368; Browne, LHP, I, 123-371, 374, 375, 460, 463; Safâ, Edebiyyât, I, bk. İndeks; Nefîsî, Târîḫ-i Naẓm u Nes̱r, I, 20, 29, 45; R. N. Frye, “The Sāmānids”, CHIr., IV, 154, 156-158; Artuk, İslâmî Sikkeler Kataloğu, I, 320-321; II, 878; Muhammad Nāzım, The Life and Times of Sulṭān Maḥmūd of G̲h̲azna, New Delhi 1971, s. 30-31, 32, 36-37; V. V. Barthold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan (haz. Hakkı Dursun Yıldız), Ankara 1990, s. 270-273, 276-283; Aydın Usta, Sâmânîler Devletinin Siyasî ve Kültürel Tarihi: 943-1005 (doktora tezi, 2003), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 130-195; Erdoğan Merçil, “Sîmcûrîler III”, TD, XXXIII (1982), s. 122-132; a.mlf., “Sîmcûrîler IV”, TTK Belleten, XLIX/195 (1986), s. 547-567; K. V. Zetterstéen, “Nûh”, İA, IX, 347-348; C. E. Bosworth, “Nūḥ (II)”, EI2 (İng.), VIII, 110-111; Tahsin Yazıcı, “Dakīkī”, DİA, VIII, 424; Mehmet Kanar, “Firdevsî”, a.e., XIII, 126; İlhan Kutluer, “Hârizmî, Muhammed b. Ahmed”, a.e., XVI, 222; Ömer Mahir Alper, “İbn Sînâ”, a.e., XX, 320.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul’da basılan 33. cildinde, 228-229 numaralı sayfalarda yer almıştır.

Leave a Comment